Hayatta Bir Amacınız Var mı?

Son zamanların popüler kişisel gelişim kitaplarına konu olan savlardan biri de hayatta bir amacımızın olması gerektiği. Bu bakış açısına göre hem başarı hem uzun ömür, hem de mutluluk bu şekilde gelecektir. Japonca’da ikigai kavramı da hayatta bir amaç edinmek ve genelde meşgul olmakla ilgili. 

Başarı, mutluluk ve sağlık… Hayatta  bir amacımızın olmasına mı bağlı?

Blog yazısı için tıklayınız.

Mutluluğu ele alalım. Ufak bir çocuğu hayal edin. Çok aksi bir durum yoksa çocuklar oldukça neşelidir. Son moda teknolojik oyuncaklar olmasa da hemen kendi aralarında basit oyunlarla neşelenirler. Çocukların oynadıkları oyunların katı kuralları olmaz, çoğu zaman bir amaca da hizmet etmezler. Neşelenmek onların doğasında vardır. Büyüdükçe önce topluma uyum sağlamak sonra da sınav, iş yerindeki hedefler derken karşılaştırmalı ve rekabet içerisinde bir dünyada bulurlar kendilerini. Maddi veya manevi ödülle yürütülen bu sistem, yapılan işin içeriğinden ziyade elde edilecek ödüle odaklanmamızı sağlar. Belirgin ödüllerin yanında, sosyal medyada beğeni ve takipçi elde etmek, birileri tarafından takdir gibi gizli ödüller de olabilir. Daha fazlası için koşan ve hiç tatmin olmayan bir zihinle sağlıksız bir emekli hayatına doğru giderler.

İnsanlık biriktirmeyi öğrendiği anda mutluluğunu kaybetmeye başlamıştır. Tarım hayatı ile toprağa, mahsule ve diğer insanlara sahip olma arzusu ikilemi başlatmış, zihin kalbe karşı baskın olmuştur. Kurnaz zihin, bu davranışını amaçlarla süslemiştir. “Biraz daha kazanayım, dinleneceğim, başkalarına vakit ayıracağım, başkalarına yardım edeceğim” der. Bazen de maddiyatın peşinde koşarak ev, araba, yat ve daha çok para elde edince mutlu olacağını düşünür. Oysa her ödülün ardından gelen dopamin hormonuna bağımlı hale gelen zihin durmaz. Zihin bedenden ayrıymış gibi hareket etmeye devam eder. Hedeflere ulaşamayan kişinin zihni de mutsuzluk yaratmaya devam eder.

Başarı da benzer bir dinamik ile çalışır. Başarı kelimesinin anlamında bir hedefe ulaşılması, bir pozisyon, ödül, zenginlik, statü elde etmek yatıyor. Bu elde etmek de sahiplenmek çok farklı değil. Özellikle de yaptığımız işi, sadece yapmak için değil de, herhangi bir şey elde (buna takdir edilmek, övgü almak dahil) etmek için yapıyorsak zihnimiz bize hazırladığı tuzağa düşmek an meseledir. Bu sebeple başarı ve ödül mekanizması yakinen ilgilidir. Oysa gerçekten sevdiğimizi ve gönül verdiğimiz işleri yaparsak sonuçlar başarı olarak algılanabilir. Bu göreceli bakış açısı da bizim umurumuzda olmaz. Her sabah bir gün öleceğimizi ve hatta Dünya’nın da bir gün yok olacağını kendimize hatırlatırsak, gerçekten yüreğimizden geçen iş veya işleri, davranışları ve tutumu keşfedebiliriz.

Son olarak sağlık ve uzun yaşama gelelim. Bu iki konu belki üzerinde en fazla kitap yazılan konularından başlarında geliyordur. Bu sebeple bu iki konunun sadece amaçla ilgisini inceleyelim. Ikigai ve Neden ile Başla gibi kitapları okursanız, burada belirtilen ‘amaç’, hedeften ziyade bir vizyonu yani gidilen yönü gösterir. Yer yer ulvi amaç olarak da bahsedilir. Diğer önemli bir konu ise yapılan iş ne ise -ki bazen gündelik işlerimiz de olur- onu dünyanın en önemli işi gibi yapmaktır. Bulaşıkların temiz olması için bulaşıklar yıkanmamalıdır. Sadece bulaşık yıkamak için bulaşık yıkanmalıdır. Hatta kişi bulaşık yıkama işi olmalıdır, yemeğin kendisi, banyonun kendisi olmalıdır. Yapılan her iş şiirselleşirken zihin, kişi, ego ortadan yok olur. Dolayısıyla sağlık ve uzun ömür buna hizmet eder.

Deniz Öztaş


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikÜmit Ünal: ‘‘İlham Denen Şeye Pek İnanmıyorum’’
Sonraki İçerikSunum Fırsattır
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.