Hayatınız Dengede Mi?

Bir yandan işiniz, bir yandan eşiniz, bir yandan çocuklarınız var ve kendinize vakit ayırmaya mı çalışıyor musunuz? Kendiniz… Beden sağlığınız, zihin dinginliği, ruhsal huzur…

Hayatınızda hangisi ne kadar dengeli?

İş, eş, aile, sağlık ve kendiniz…
Dengeli bir hayatı için en önemli ki konu, hayatımızdaki öncelikleri belirlemek ve hayatımızın yapısını gözden geçirmek.

dengeli hayat

Önceliklerimizin Farkında Mıyız?

Öncelikleri belirlemek için Stephen Covey’in tüm kitaplarından faydalanabiliriz. Covey’e göre püf noktası hayatımızda “acil” maskesi altında yatan önemli veya önemsiz işleri, acil olmayan ama öncelikli işler kategorisine almak. Bu da da planlı olmak, belli başlı günlük işlerin acil hale gelmeden çözülmesi, ona göre hazırlık yapılması; dolayısıyla acil olmayan ama hayatımızın önemli rollerinde öncelikli işlerimize zaman ayırmamızı sağlaması…

Diğer insanların ne düşüneceğini dert etmeden, bize ezbere verilmiş temel inançları bir kenara bırakarak bizim için gerçekten nelerin öncelikli olduğunu üzerinde hiç çalışma yaptık mı? Bunların farkına vardık mı? Yapmaktan keyif aldığımız iş, aile bireylerine ayrı ayrı olan ilişkilerimiz, arkadaşlarımız, bedenimiz, beslenmemiz, okuduklarımız, zihinsel ve ruhsal faaliyetlerimiz…

Bunların cevaplarını bulduğumuzda, çok daha keyifli, motivasyon dolu ve enerjik bir şekilde yaşamımıza devam edebiliriz. Hayatımız kolaylıkla ve neşeyle akmaya başlar.

Zaman öldürücülerden kurtulabiliriz: Televizyon, gazete, sonu gelmeyen diziler, futbol fanatikliği, aşırı oyun oynamak, aşırı internette vakit geçirmek. Ve son zamanların popüler bağımlılığı olan “Paylaşıyorum öyleyse varım” tavrı. Devamlı fotoğraf, içerik paylaşıp, bir o kadar da başkalarının paylaşımlarını, fotoğraflarını beğenme çılgınlığı, her gidilen yeri bildirmek, her yenilen yemeği paylaşmak…

Enerji öldürücülerin farkına varabiliriz: Aşırı alkol, aşırı spor, fazla beslenme, kahve, şeker, aşırı karbonhidrat, fazla düşünmek, fazla konuşmak, düzensiz ve az uyumak…

Hayatımızın Yapısını Uygun mu?

Önceliklerimizin farkına varmak harika… Şimdi bunu uygulayabilecek bir yapıya ihtiyacımız var. Nasıl bir düşünce yapısına, inanç sisteme sahipsek, bu şekilde düşünmeye ve davranmaya meyilliyizdir, bunlar artık otomatik olarak gelen duygu ve düşünceleri oluşturur, bunlar bizim alışkanlıklarımızdır.

İlk adım gözlemlemektir. Bir haftamızı, gerekiyorsa bir ayımızı sadece kendimizi gözleyerek geçirelim, ve notlar alalım; neler yapıyoruz, ne tepkiler veriyoruz, ne düşünüyor, neler hissediyoruz…

İkinci adım, bu kalıpların kaynağını bulmak; en yakın kaynaklar anne, babamız, okul ve kültürümüz…
Kaynağı anladığımız zaman, özgür olduğumuz andır; artık kaynağın bir parçası değilizdir.

Sıra olumsuz otomatik düşünce kalıplarını, olumlu ve tercih ettiklerimizle değiştirmektir. Bu da bir disiplin gerektir, sabırla uygulama… Eski alışkanlıklardan uzak durmak da önemlidir.

Bu aşamalarda kendimizi diğer kişilerle karşılaştırmak, acele etmek, çok kısa süreli hedefler koymak motivasyonumuzu düşürebileceği gibi, değişklikten hoşlanmayan egonun bizi “bildiğimiz” noktaya geri getirme tehlikesi ile karşı karşıya gelebiliriz.

Hayır Demek

Sınırlarımızı ihlal eden ve zamanımızı çalanlar bu değişikliklerden hoşlanmayacaktır. Bunlar bize uzak kişiler olabileceği gibi, bize en yakın sevdiklerimiz de olabilir. Sakin bir şekilde kendimizi ifade edip hayır diyebilmeyi öğrenmeliyiz. Bu bazen de kendimiz olacaktır!

Tüm bunları yaparken desteğe ihtiyacımız olabilir, size ilham veren insanlar veya danışmanlık alabileceğimiz kişilere başvurabiliriz, ancak unutmayalım ki mevcut durumun yerine bir guru veya öğreti koymak fazla bir değişiklik yaratmaz…
Dengeyi ancak biz sağlayabiliriz ve bunun için gerekenler de yine bizde mevcuttur.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikToprakla Uğraşın, İçinizdeki Bahçeyle Tanışın
Sonraki İçerikBüyük ‘Sınav’-2
Deniz Öztaş
TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta kendini öğrendiklerini uygulama ve paylaşmak amacıyla araştırmaya ve yazmaya başladı… Önce insanoğlunun hayatında önemli bir yeri olan bilinçaltını inceledi. Daha sonra bireylerin de ötesinde onları derinden yönlendiren kolektif bilinçaltına merak sardı… 2014 yılında Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersi vermeye başladı. 2011 yılında tanıştığı Psikolog Bert Hellinger’in çalışması Aile ve Organizasyon Sistemi Terapisi konusunda eğitimleri Svagito Liebermeister ve Ralph Willmann‘dan aldı. Hem şirketlere hem de bireylere uygulanabilen Aile ve Organizasyon Sisteminin Uygulayıcısı olarak çalışmaya devam ediyor. Yasemin Sungur ile tanıştığı 2010 yılından beri ondan aldığı ilhamla MARTIDAŞ Öztaş olarak yazılarını paylaşmaya devam ediyor. Gezmeyi, kitap okumayı ve film seyretmeyi çok seviyor.