Gurur ve Önyargı, Jane Austen

Gurur ve Önyargı okuduğum en iyi klasiklerden. Büyülü olarak adlandırılan, 200 yıl önce yazılmış bu klasik, insan ilişkilerinin en büyük zaafı ve belki de hastalığı olan gurur ve önyargıyı bir aşk hikâyesi içerisinde çok doğal ve etkileyici bir biçimde okuyucuya anlatıyor.

Jane Austin

18.yüzyıl İngiltere’sinin büyülü atmosferinde soyluluk, alt ve üst tabaka, güç, erdem, ahlak konuları etrafında kadın erkek ilişkileri işlenirken o yüzyılda evliliklerin hangi unsurlar çevresinde ve hangi duygular ile yapıldığına da şahit oluyoruz.

“Bir kadının namusunu kaybetmesinin geri dönüşü yok… tek bir yanlış adım kadının dünyasını karartıyor… kadının iffeti güzel olduğu kadar kırılgan da oluyor… karşı cinsin değersiz mensuplarına karşı davranışları ne kadar dikkatli olsa azdır” (Syf.292)

“Erkeklerle ya da karı koca bağıyla ilgili büyük hayaller kurmadan, evliliği her zaman amaç edinmişti; evlilik ufak bir çeyizi olan iyi eğitimli genç kadınlar için tek onurlu çözümdü ve mutluluk garantisi olmasa bile yokluktan en makul korunma yolları olmalıydı.” (Syf.127)

“Önem bazen çok pahalıya satın alınabiliyor” Syf.156

Kitap bana “gurur sebebiyle hangi fırsatları kaçırmış, önyargılar ile kimleri, hangi olayları ve yanlış değerlendirmişizdir kim bilir” diye düşündürdü. Yüzyıllar önce olduğu gibi bugün de bu iki kavram gerçek kişiliğimizi ortaya koymada ve kişileri gerçek anlamda tanımada en büyük engel.

Dışarıdan gözlemleyerek ya da duyduklarımızdan yola çıkarak birbirimiz hakkında kararlar vermeden önce birbirimizi daha iyi tanımanın yollarını bulduğumuzda birçok yanılgıyı da fark edeceğimize şüphe yok.

“Görüşlerini hiç değiştirmeyenlerin ilk başta doğru yargıya varmaları bilhassa zordur.” (Syf.97)

“Hiçbir şey alçakgönüllü bir görünümden daha yanıltıcı değildir” dedi Darcy. “Sık sık sadece düşünce dikkatsizliği, bazen de dolaylı bir övünmedir.” (Syf.52)

Gururlu olmanın da bir dengesi olmalı tabii. Kişi ne çok bayağı olmalı ne de burnu büyük, kendi ya da kendi gibi olmayan dışında kimseyi beğenmeyecek derecede aşırı gururlu olmalı. Kendi sınırlarımızı koruyabilmek adına bir parça gurur her insanda olması gerekir.

Romanda Elizabeth bu dengeyi sağlayarak Darcy’ nin sevgisini kazanıyor.

“Daha en başta, hatta sizi gördüğüm neredeyse ilk anda tavırlarınız beni küstah, burnu büyük ve başkalarının duygularına bencilce dudak büken biri olduğunuza inandırdı, size kızgınlığım öyle doğdu ve sonraki olaylarla ağır bir hoşnutsuzluğa dönüştü; sizi tanıyalı bir ay olmamıştı ki dünyadaki son erkek olsanız yine de hiçbir kuvvetin beni sizinle evlenmeye ikna edemeyeceğini hissettim.” (Syf.199)

Bu sözleri söyleyen Elizabeth, önyargılarından sıyrıldığında Darcy’nin dışarıdan görüldüğü gibi bir gurura sahip olmadığını anlar ve gerçek Darcy’yi tanır.

Romantik bir aşk ve bir dönem romanı olan bu klasiği keyifle okuyacaksınız ve tadı damağınızda kalacak.

Gurur ve Önyargı

Gurur ve Önyargı

Jane Austen

İş Bankası Yayınları

Sayfa sayısı: 393


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikTersine Dünya
Sonraki İçerikEn Uzağından Unutuşun – Patrick Modiano
Alev Türkkan
Hayat seçimlerimizden ibaret… Ben de 2014 yılında 18 yıldır sürdürdüğüm kurumsal iş hayatımı bırakmayı seçtim. Kendimi en iyi hissettiğim yer olan doğanın içinde, bir denizin kenarında en keyifli anlarım olan kitap okumakla geçirmeye başladığım yeni yaşamıma böylece geçmiş oldum. Kendimi bildim bileli içimde taşıdığım öğrenci ruhu beni hiç terk etmedi. Okumaya ve öğrenmeye aşık biri olarak öğrendiklerimi paylaşmanın tadını da çok seviyorum. “Hayata ne verirsek hayat bize onu verir” sözüne inanırım ve bu dünyaya gelme amacımı sıklıkla sorgularken aslında tek isteğimin yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan geriye ufak bir iz bırakarak, değer yaratacak bir şeyler yapmış olmak. Şimdi ilgi alanlarıma daha fazla zaman ayırarak ne kadar mümkün tartışılır ama kendimi tanımaya çalışıyorum. Felsefeye olan merakım bana yardımcı oluyor. Doğa yürüyüşlerinde hem kendimi hem doğayı dinliyorum. Sokak hayvanlarına düşkünüm. Onlarla arkadaşlık etmeye, konuşmaya onlardan daha çok ihtiyaç duyuyor olmama şaşırmıyorum. Çünkü var olmanın temeli “paylaşmak”; bilgiyi paylaşmak, sevgiyi paylaşmak, yemeği paylaşmak, mutluluğu, acıyı paylaşmak… kısaca yaşamı paylaşmak. Okumakla ve paylaşmakla kalalım.