Çok Çalışmamız Lazım Çoook!

2001 yılından beri kendi girişim hikayemin peşinden koştuğum, gençlik denen olguyu önce Türkiye’de sonra dünyada en iyi tanıyan ve anlayan adamı ve şirketi yaratmak için başladığım süreç hala devam ediyor. 11 yılı doldurduk youtholding’te artık!

Radyo

Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’nın en büyük gençlik şirketi olduk, Harvard’da youtholding’in white paper olarak görülmeye başlanmasına tanıklık ettik. Avrupa’da en iyi 10 girişimci şirketten birisi seçildik. Dünyada Endeavor girişimcisi olduk. Ama öyle bir şey yaşadım ki, bir seyahatim sırasında şevkim mi kırılsa, ders mi alsak, motive mi olsak, inansak mı, tekrar gözlerimi mi ovuştursam bilemedim.

Bu bahsettiğim global pazarı anlama çabalarımdan birisiydi ve Çin’e gittim. O seyahatin bir sürü motivasyonu vardı benim için. İlginç yerler görmek, o ilginç şeyleri yemek olarak tercih edenleri tanımak vb. Ama hiçbiri beni şimdi anlatacağım hikaye kadar şaşırtmadı.

Tur operatörümüz bize 10 günlük Çin ziyaretimiz boyunca, planlanmış günler içerisinde belirli tek bir günün sabahını anlatıp duruyor, en heyecanlı ve öğretici günün o gün  olacağını söyleyip duruyordu. O sabah uyandık ve bir tren istasyonuna gitmek üzere yola koyulduk.

O trenin gideceği destinasyonun hiçbir önemi olmadığını açık açık söyleye söyleye bizi o yolculuğa ikna etmesine hala inanamıyorum. İstasyona girdik -devasa bir mekan olduğunu söylemeliyim- elimize birer yolculuk bileti tutuşturdular turnikelerden geçerken. Bir de 40 cm yüksekliğinde bir koli tutuşturdular elimize. Tren biletinde yazan vagona geçtik, boş bulduğumuz yere oturduk ve elimizde kutularla merakımızı dizginlemeye çalışarak tur operatörümüzün bizi yönlendirmesini beklemeye koyulduk. Meraklı gözlerle ona baktığımızda aldığımız Türkçe cevap ilginçti.

Tur rehberi şunları söyledi:

“Arkadaşlar size verilen bu kutular 1 saat 25 dakikalık yolculuk boyunca trenin iç duvarlarında bulunan panolarda tarif edildiği gibi bir radyo üretmeniz için size teslim edildi. Kırmızı kablolardan başlayarak sırayla numaralandırıldığı gibi radyoyu üretmeniz ve son 15 dakikada tren içerisinde yapılacak 3 bant yayını test edip çalışır halde kutuyu kapatarak trenin karşı istasyona yanaşmasını beklemeniz gerekiyor.”

Böylece yolculuğumuz başladı. Meğerse, 60’a yakın vagon, her vagonda 100’e yakın kişi, her sabah yolculuk boyunca üretim bandında bu radyoları üretiyorlarmış . Hem de tam 4,5 aydır… Yani aslında her sabah fabrika, işçilik, kira, enerji, elektrik vb. Giderler olmadan 6000 adet radyo üretiliyor. Bu ayda 180.000 radyo, yılda ise 2000.000 adet radyo üretimi demek oluyor.

Biz hepimiz çok iyi açıklanmış bir yönlendirme sayesinde radyoları ürettik ve trenin yanaşmasıyla birlikte elimizde kendi ürettiğimiz, kalite kontrollerini yaptığımız radyolarımızla turnikelere doğru yola koyulduk. Ödemeyi nerede yapacağımızı düşünürken, elimizdeki biletleri alıp onay mührünü basan Çinli yetkiler sayesinde yolculuğumuzu ücretsiz hale getirmiştik. Yani iş gücü maliyeti ile yolculuk maliyetini barter yapmıştık.

Sosyalist bir yönetim şeklini belirlemiş olan Çin, ulaşımı ücretsiz hale getirmiş. Öte yandan dünya düzeninde kapitalizmin varlığını da unutmadan üretimi işin merkezine koymayı başarmışlar.

Yolculuğun ve yazımın sonunda, yeni katma değerler ve farklılaşacak yönler bulmazsak Çin ile rekabet edebilir miyiz yoksa Çin’e rakip olamayacağımızı kabullenip, diğer rakiplere odaklanmak mı daha mantıklı, onu düşünmeye başladım.

Çok çalışmamız lazım çook!

Emrah KAYA


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: