Cesur Kokarca

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanların birinde çok mutsuz bir kokarca yaşarmış. Mutsuzmuş çünkü ormandaki hiç bir hayvan, onun evinden çıkmasına izin vermiyormuş. Tam çıkacak gibi olduğunda gözcü guguk kuşu bağırıp herkese haber veriyor, tüm hayvanlar da kokarcanın evinin önünde kızgınlıkla bağırıp çağırarak çıkmaması için kapısını zincirliyorlarmış. Oysa kokarcanın hiçbir suçu yokmuş. Sadece, küçükken, ormanda dolaşırken, bir kez azıcık gaz çıkarmış; hepsi bu kadar!

Cesur Kokarca

Ama o gün kötü kokudan on kirpi, altı ceylan, üç timsah ve sekiz ördek baygınlık geçirmiş. Herkes evlerine kaçıp camlarını kapamış, perdelerini örtmüş. Çiçekler bile solmuş. Kuşlar bile can havliyle göç etmiş. Bundan tek karlı çıkan kargalar olmuş: ‘Burunluk’ adı verilen, kendi gagalarına benzeyen burun kapatıcı bir alet tasarlayıp bol bol satmışlar. Koku bir türlü geçmek bilmiyormuş. Rüzgar esmiş, yağmur yağmış, kış gelmiş ama hala koku yok olmamış. Sonunda kral aslan, bir karar vermiş; artık kokarca evden hiç çıkmayacakmış. Çıkmayı dener ise guguk kuşu haber verecekmiş. Böylece tüm hayvanlar huzur ve mutluluk içinde yaşamaya başlamışlar; kokarca hariç… O ise çok yalnızmış. Evinde bir saksı çiçeği bile yokmuş. Hem onu da kokusuyla soldurmaktan korkarmış hem de çiçekler küçücük saksılara tıkılı kalmaktan mutlu olmaz diye düşünürmüş.

Bir gün ormana kamyonlar gelmeye başlamış. Koca koca kamyonlar içinden bir sürü insan çıkmış. Ellerinde tuhaf görünüşlü makineler varmış. Hayvanlar, insanları ve makineleri uzaktan izlemişler. Sonra makineler çok güçlü sesler çıkarmaya başlamış. O kadar ki kuşlar korkuyla hep birlikte bağırarak kanatlanmışlar. Kunduzlar bir zıplayışla toprağın derinlerine zıplamışlar, maymunlar çığlıklarla ağaç tepelerine fırlamışlar. Adamlar durmamış, makineleri de… Ağaçların gövdelerini kesmeye başlamışlar. Ağaçlar acıyla bağırmış. Ama insan kulakları çoğu zaman işitmez; bu kez de duymamışlar. Hayvanlar uzaktan ‘yapmayın etmeyin’ demişler ama nafile! Kral aslan sinirlenmiş, ‘bu böyle olmaz’ diyerek insanlara kükremiş: ‘Evimizden gidin!’ demiş aslan. Ama daha dinlemeden insanlar, aslana bir ok fırlatmışlar. Aslan olduğu yerde bayılıp kalmış. Hayvanlar bunu da görünce korkuyla, arkalarına bile bakmadan kaçmaya başlamışlar. Ve tabii bizim kokarcayı da unutmuşlar. Kokarcanın kapısı kilitliymiş. Kaçamazmış ki… Hem zaten kral aslan baygın yatarken gitmeyi düşünmezmiş bile. Ama yardım da edemiyormuş. Kokarca, makinelerin gürültüsünden kendi düşüncelerini bile duyamıyormuş. Sonunda düşünecek zamanın olmadığını anlayarak evinin kapısını koca bir osurukla kırmış. Kapı kırılınca da öyle kötü, öyle kötü bir koku etrafa yayılmış ki adamlar öksürmeye, burunlarını tutmaya ve sonra da kaçmaya başlamışlar. Evet, kral aslan gözünü açtığında gördüğü tek şey buymuş; makineleri bırakıp kaçan adamlar…

Böylece tüm hayvanlar tekrar ormanlarına dönmüş, tekrar kokarca ormanda arkadaşlarıyla birlikte yaşamaya başlamış ve tekrar, karga yüzlerce ‘burunluk’ satarak çok zengin olmuş.

Gizem Pınar Karaboğa


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: