Çayın Yolculuğu

Çay içmek hayatınızda ne kadar yer tutuyor? Çay mı kahve mi desem ne dersiniz?

Ebru Erke ile bu sefer başka bir belgeseldeyiz: “Çayın Yolculuğu”. Ufkumu açan diziyi bir solukta izledim. Sanmayın kendisi ile organik bir bağım var; sadece bulmuş olduğu özgün başlıklar, ilgi alanlarıma uyduğu için konuya dair derin araştırmalar yapmamı sağlıyor.

Türkiye çay ile ilgili konularda dünya sıralamasında hep önlerde. Tüketimde yıllardır birinciliği kimselere kaptırmazken üretimde yeri ilk 5 ila 7 arasında değişmekte. Üretim devleri arasında Çin, Hindistan, Sri Lanka (eski İngiliz sömürgesi Seylan) gibi ülkeler var. Toplam tüketimde Çin birinciyken, kişi başına çay tüketiminde Türkiye’yi takiben İngiltere, Fas, Afganistan, İrlanda, Yeni Zelanda, B.A.E  gibi üretimde adı geçmeyen ülkeleri duymaktayız.

Bir de çay kültürü listesi var ki, çay denince dünyada akla gelen ülkelerden oluşuyor. Meşhur beş çayı geleneğiyle İngiltere, Türkiye, Rusya ve elbette Çin, Hindistan, Japonya, Sri Lanka. Çay, kiminde sütle, kiminde limonla sunuluyor. Genelde süt gibi ilaveler daha sert çaylarda burukluğu kırıp, aromasını öne çıkartmak için kullanılıyor.

Çay Çeşitleri

Tüketim olarak siyah çay daha çok Batı dünyası ile Orta Doğu’da görülürken, Çin, Japonya gibi Asya ülkelerinde yeşil çay öne çıkıyor. Dünyada belli başlı üç çay tipi var: Siyah, yeşil ve beyaz. Bütün hepsi Camellia sinensis adı verilen çay bitkisinden elde ediliyor. Beyaz çay, daha çok tomurcuk ve yapraklarından üretilmekte olup daha nadir bulunuyor. Siyah ve yeşil çay, bitkinin yapraklarından elde ediliyor. Siyah çay daha yavaş kurutulur ve oksijenle tepkimeye girer. Yeşil çay, yapraklar toplanır toplanmaz kavrulup kurutulur. Bu yüzden antioksidan miktarı daha fazla.

Hangi çay olursa olsun, yapraklar muhakkak elle toplanır. Tabii bir de aromatik çaylar var. Belli aşamalarda çayın içine baharat veya meyve gibi tatların eklendiği. Bundan sonrası artık damak zevkine kalmış…

Darjeeling

Dünyanın en kaliteli çaylarından biri Darjeeling, ‘Çayların Kraliçesi’ olarak bilinir. Bazen ‘Çayların Şampanyası’ diye de anılıyor. Hindistan’da Nepal yakınlarındaki dağların doruklarından elde ediliyor. O kadar dik ki yamaçlar, neredeyse yeryüzüyle 80 derece dik açı yapıyorlar. Yani ayakta durmanın bunca zor olduğu bir yerde gün boyunca yağmur çamur demeden çay topladığınızı düşünün. Karşılığında çıkan ürün muazzam ancak bu işin geliri bir hayli düşük.

Çay toplama işlemi, dünyanın neresinde olursanız olun çoğunlukla kadınların elinde. Karşılığında genel olarak düşük yevmiyeler alıyorlar. Kendisiyle henüz tanışmadım, ancak Ebru’nun sevdiğim özelliklerinden birisi gittiği yerde kadınlara destek olup, kadın kooperatiflerini sıklıkla ekrana taşıması.

Çay deyip geçmeyin, öyle kolay gelmiyor sofralarımıza, her aşamasında emek var. Yeri geliyor kalite adına günde 600 tane çayın tadına bakabiliyor eksperler. Karışmaz mı tatlar, dediğinizi duyar gibiyim. Zaman içinde damak eğitilirmiş, insan vücudu gerçekten müthiş bir organizma.

Japon Çay Seremonisi: Sadou

Yıllar önce, kazandığım bir sınavla bana Japonya yolları açıldığında sormuşlardı: “Japonya’nın nesi ilgini çekiyor?” diye. Tereddütsüz “Japon kültürü” diye cevap vermiştim. Hal böyle olunca, davet edildiğim etkinlikler kültür ekseni çerçevesinde gelişmişti. Bu kültürün önemli bir parçası, Japonların meşhur çay seremonisiydi. Gençtim, içeriğini pek anlamamakla beraber, her daim ritüelleri sevdiğimden bana hayli eğlenceli gelmişti. Son derece yavaş olan bu seremoninin (Sadou) pek çok anlamı var elbette. Ben sadece genel dokusundan bahsetmek isterim. Seremonin aslı son derece sade döşenmiş çay evlerinde gerçekleşir, alçakgönüllüğü simgeleyen çok alçak bir kapıdan geçerek girilir. Yaklaşık 2 saat sürebilir, konuşmanın olmadığı ritüelin esası ‘bilinçli farkındalığa’ dayanır. Yani ne yapıyorsan sadece onu yapmak ve hatta yaptığın eylemin kendisi olmak. Kökenleri Zen Budizmine dayanıp,  “çaya giden yol” gibi mistik bir anlam taşır. Zaten çayın Japonya’ya girişi 12. yüzyıl civarı Budist rahipler aracılığıyla olmuş.

Bu arada hatırlatayım çay seremonisi eğitimi yıllar boyu sürebiliyor.

Sri Lanka’daki Çay Oteli

Biz çayı şimdilik sadece içiyoruz, birçok ülkede çay bitkisinden dondurma, kurabiye yapılıyor, hatta yemeklere bile baharat gibi ekleniyor. Turizmi farklılaştırmak adına çok değişik konseptler uygulayan birçok otel duydum; buzdan otel, çölde otel, hatta denizin ortasında inşa edilmiş otel. Peki, Sri Lanka’daki çay oteline ne demeli?

Şüphesiz ilkin çay ikramıyla karşılandığınız otelde, çay üretiminin her aşamasına tanık olup ikindin beş çayıyla güne güzel bir es verip, akşam çay bitkisinin yapraklarıyla yapılmış veya katkı olarak kullanılmış bir sürü lezzeti tatmanız mümkün.

İngiliz Beş Çayının Kökeni

Beş çayı demişken, aslında beş çayının kökeni, sandığımız gibi İngiltere değil Portekiz’dir. İngiltere sarayına gelin gelen Portekiz kralının kızı Catherine de Braganza,  1650’li yıllarda II. Charles ile evlenir. Gelinin yanında poşetler içinde olan çay zamanla popülerleşip çay partilerine dönüşür. Aristokrasinin hızla benimseyip taklit ettiği bu partilere, sonraları VII. Bedford Düşesi Anna, sık sık acıktığı için küçük atıştırmalıklar ekler. Bugün Londra’ya gittiğinizde, birçok otelde ünlü beş çayı konsepti halen küçük sandviçler, kekler eşliğinde sunulur.

Yerli Malı Yurdum Malı

Bizim çayımıza gelince… Türklerin çay kültürü hayli yeni. Cumhuriyet dönemi ile başlıyor, şaşırdınız değil mi? Ben bile hayret etmiştim. 1800’lü yıllarda Bursa civarında denenen çay Osmanlı topraklarında maalesef pek heyecanla karşılanmıyor. Türk kahvesi ve kahvehaneler hep daha popüler.

Cumhuriyet döneminde, farklı bir manzara ile karşılaşıyoruz. Pek çok toprak kaybedildiği için kahve hayli pahalanmış, ayrıca Ruslar Gürcistan topraklarında çay yetiştirmeye başlamışlar ki, Karadeniz bölge halkı bu bitkiyle gel zaman git zaman aşina olmaya başlamış. Zaten çay kültürümüze baktığınızda az biraz Rusya’yı andırdığını görürsünüz.

1940’larda verilen çay makinesi siparişleri araya savaş girmesiyle gecikince, ilk fabrika ancak 1947’de açılabiliyor. 1950’lerden sonra çay tüketimi hızla artıyor. Çok kısa bir sürede bizim sofraların vazgeçilmezi haline geliyor.

Türk çayı kalite açısından maalesef ilk sıralarda değil, aromasını hayli geç veriyor, 15 dakika kaynatılan başka çay yok dünyada. Ama kime ne? Bizim çay başka. Çayın bizim için olduğu kadar çok anlam taşıdığı başka kültür var mı? Çay, dostluk demek, misafirperverlik demek, paylaşım demek. Yazın hararetinizi alır, kışın sizi ısıtır. Vapurda yalnızlığınıza eşlik eder, sabah sofraları onsuz olmaz. Her derde deva. Simit* ile de buluşmuşsa hele değmeyin keyfimize.

İlk çayı içtiği rivayet edilen Hoca Ahmet Yesevi’nin, çay için “Hastalarınıza içirin, şifa olsun” demiş. Başka söze ne hacet? Her dem olsun. Şifa olsun.

Şeyda Bodur

*Simidin tarihi ise bir hayli eski.  16-17. yüzyıllarda simit üreten ayrı fırınların olduğunu yazıyor tarihçiler.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikCovid-19 Günlerinde 4 Anlaşma Size Nasıl Yardımcı Olabilir?
Sonraki İçerikAğızda Dağılan Tüm Çeşitleriyle: Tatlı Kurabiye Tarifleri
Şeyda Bodur
Şeyda Bodur ben. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunuyum. Yine aynı üniversiteden “Avrupa Çalışmaları” dalında yüksek lisans yaptım. 1996’da başladığım profesyonel iş yaşamında, yöneticilik yapıp çeşitli projeleri yönettim. 8 sene boyunca emek vermiş olduğu Eczacıbaşı Topluluğu kariyerimde önemli bir yer tutar. Şu an göçmenlere iş bulma konusunda yardım eden United Work’te Eğitim Takım Lideriyim. Uluslararası belgeli Gestalt Yaşam Koçluğu Sertifikası’na sahibim (International Coach Federation bünyesinde Professional Certified Coach). İletişim benim için elzem; su gibi, nefes gibi. Yaşamın bizzât kendisi. Burcum İletişimin de sembolü olan İkizler. 14 Haziran doğumluyum. Bunun akabinde severek yaptığım işler eğitmenlik, koçluk ve yazarlık... Mistik hikâyelere bayılırım. Nelerden hoşlanırım? Keşfetmekten...Keşfetmek benim için dünyayı gezip tozmak kadar derinleşerek yapılan içsel yolculuklarımı, hatta mahalle arasında denk gelinen eski bir yazlık sinemayı bile kapsar...Hayatın kendisi zaten dev bir ekran değil mi? Senaristi, yönetmeni ve oyuncusu bizler olduğumuz...Başka ilgi alanlarım? Dans etmek, içinde estetik olan herşey, yüzmek, kitap okumak ve samimi sohbetler... Çok iyi derecede İngilizce ve orta derecede Almanca biliyorum. “Dünyaya yeniden gelsem yine ben olmak isterim" diyebilecek coşkuda bir yaşam sürdürmeniz dileğiyle sağlıcakla kalın...