Carl Jung’un Işığında Kendi Gölgenizle Yüzleşmek

“Psikolojik Sorunların Çözümünde Kişisel Sorumluluk Almak”

Günümüzde her şey hızlı, çok hızlı. Oysa sağlıklı düşünmek, dengeli hissetmek, kendinden emin olmak, dinlenmek, huzurlu olmak hiç hız sevmez. Hız yaptığını fark etmeyen insanlar, yaşadıkları tüm sorunlar için hemen, kesin ve hızlı çözümler ararlar. Psikolojik acıları, duygusal sıkıntıları ve içsel çatışmaları da hemen çözmek isterler. Ancak, bu tür sorunların doğası, fiziksel hastalıklardan farklıdır. Psikolojik problemlerin çözümü, var olan uzmanların, otoritelerin bir reçete sunması gibi bir süreç değildir. Bu sorunların çözümü, kişisel sorumluluğu ve içsel çalışmayı gerektirir.

Psikolojik sorunlar ve hızlı çözüm beklentileri

Fiziksel hastalıklar genellikle somut belirtilerle ilişkilendirilir,  tıp uzmanları tarafından tanı konur ve tedavi edilir. Ancak, psikolojik sorunlar genellikle içsel, duygusal ve zihinsel süreçlerle bağlantılıdır. Bu tür sorunlar kişisel deneyimlerimiz, geçmiş travmalarımız, duygusal tepkilerimiz ve düşünce kalıplarımızla yakından ilişkilidir. Dolayısıyla, bu sorunların iyileşmesi sadece dışarıdan gelen bir çözümle sağlanamaz.

Carl Jung’un ‘gölge’ kavramı, kişinin bilinçsizce bastırdığı ve kabul etmediği duygusal ve davranışsal özelliklerini temsil eder. Kendi gölgenizi anlamak, iç dünyanızı keşfetmek ve bu içsel zorlukları ele almak, psikolojik büyüme ve iyileşmenin temelidir. Kişisel sorumluluk almak, kendi içsel dünyanıza dalmak ve duygusal zorluklarınızla yüzleşmek anlamına gelir. Bu, terapinin veya danışmanlığın da önemli bir parçasıdır.

Ayrıca, başkalarının gölgeleriyle de başa çıkmak önemlidir. İnsanlar arasındaki ilişkilerde çatışmalar ve sorunlar olabilir. Başkalarının problemleri ve davranışları sizi etkileyebilir. Empati ve anlayışla yaklaşarak, bu tür ilişkisel zorlukları aşmak mümkün olabilir.

Carl Jung’un ‘gölge’ kavramının önemi

“Carl Gustav Jung’un tanımladığı arketiplerden ikisini kısaca özetlemek istiyorum: ‘persona’ ve ‘gölge’. Persona sözcüğü, tiyatro oyuncularının çeşitli rolleri canlandırırken taktıkları maske anlamına gelir. Jung’un kuramındaki anlamı ise insanın kendisi olmayan bir karakteri yaşaması durumudur. Yani persona, toplumun onayını sağlamak amacıyla insanın dış dünyaya karşı taktığı maske ya da takındığı kimliktir. Persona bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir. İnsanlarla iyi geçinmemizi, hatta hoşlanmadığımız insanlarla birlikteyken bile durumu idare edebilmemizi sağlar. Çoğu insanın birden fazla maskesi vardır. Çalışma ortamında, evinde ya da arkadaşlarıyla birlikteyken farklı maskeler kullanabilir. Ama eğer bu role kendisini fazla kaptırır ve egosu yalnızca bu kimlikle özdeşleşirse, kişiliğinin diğer bölümü, yani gölge arketipi bir yana itilir. Bu aşırı özdeşleşme sonucu ‘benlik şişmesi (ego enflasyonu)’ ortaya çıkar.” Metis Yayınlarından yayınlanmış Zamane kitabında böyle anlatır Engin Geçtan ustam.

Kendi gölgenizi anlamak, iç dünyanızı keşfetmek ve bu içsel zorlukları ele almak, psikolojik büyüme ve iyileşmenin temelidir, yılmazlık bilincini geliştirir. Kişisel sorumluluk almak, kendi içsel dünyanıza dalmak duygusal zorluklarınızla yüzleşmek anlamına gelir. Psikolojik sorunların çözümü, kişisel sorumluluk almayı, içsel çalışmayı ve empatiyi gerektirir. Uzmanların yardımı ve desteği önemlidir, ancak bu süreçlerin çoğu kişinin kendi içsel keşfi,  konularının üzerinde düşünmesi ve elbette çabasını gerektirir. Psikolojik sağlık ve refah, kendi gölgenizle yüzleşerek kişisel sorumluluk aldığınızda başlar.

Psikolojik sorunların kişisel sorumluluğu gerektirmesi

Haruki Murakami 1Q84 kitabında yazar. “Işığın olduğu yerde gölgenin de olması gerekir. Gölgenin olduğu yerde ise ışık mutlaka olur. Işık olmadan gölge olmaz, gölgesi olmayan ışık da olmaz. Gölge, biz insanların iyicil varlıklar olmaya çalışmasıyla aynı ölçüde şeytani bir varlıktır. Biz iyi, mükemmel ve üstün insanlar olmak için ne kadar çabalarsak, gölge de o ölçüde, karanlık, şeytani ve yıkıcı eğilimini keskinleştirir. İnsan kendi kapasitesini aşarak mükemmel olmaya çalışırken, gölge cehenneme inerek şeytani hale gelir. Çünkü doğada insanın, kendisinden daha aşkın bir varlık olması kadar ağır bir suçtur.”

Sorumluluk almak, Carl Jung’un öğretisinde olduğu gibi kendi gölgenizle yüzleşmek için kişisel çabanızı ister.  Jung’a göre, bu gölge, kişinin yüzleşmek istemediği ancak kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan bir içsel ‘karanlık’ taraftır. Kendi gölgenizi anlamak, bu bilinçsiz özellikleri fark etmek, kabul etmek, öğrenmek ve paylaşmak anlamına gelir. Bu kişinin kendini daha derinlemesine tanımasını ve gerçek benliğine ulaşmasını sağlar. Jung’un öğretilerine göre, bu süreç, psikolojik sağlığın temel taşıdır ve kişisel gelişimin önemli bir parçasıdır. Çünkü bu süreç sadece kişinin kendi içsel dünyasını keşfetmesine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin duygusal zorluklarını aşma yeteneğini de geliştirir.

Kendi gölgenizi anlamak, başkalarının gölgeleriyle ilişki kurmak

İnsanlar arasındaki ilişkilerde çatışmalar ve sorunlar sıkça ortaya çıkabilir. Başkalarının davranışları ve tepkileri, kendi içsel dünyanızla etkileşime girdiğinizde daha belirgin hale gelir. Carl Jung’un görüşlerine göre, başkalarının gölgeleriyle başa çıkmak, empati ve anlayışla yaklaşmakla mümkün. İlk adım, kendi gölgenizi anlamak ve kabul etmektir. Bu, kişinin diğer insanların bakış açılarını ve duygusal reaksiyonlarını daha iyi anlamasına ve daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olabilir. Başkalarının gölgeleriyle etkileşime girmek hem kişisel büyümeyi teşvik eder hem de sosyal ilişkileri geliştirir.

Profesyonel yardım ve destek arayışı, bu süreçleri daha etkili hale getirebilir. Psikolojik sorunların çözümü uzun vadeli bir süreç olabilir ve kişisel gelişimi sağlar.

Kişisel sorumluluk almak ve psikolojik iyileşmek

Carl Jung’un öğretileri, psikolojik sorunların üstesinden gelmek için önemli bir rehberlik sunar. Kendi gölgenizi anlamak ve kabul etmek, kişisel büyüme ve psikolojik iyileşme için kilit bir adımdır. Ayrıca, kişisel sorumluluk almak, kendi içsel dünyanıza dalmayı ve duygusal zorluklarınızla yüzleşmeyi içerir. Psikolojik sağlık ve refah, bu süreçlerin bir sonucu olarak gelir ve dışsal otoritelerin tek başına sağlayamayacağı bir içsel dönüşümü yansıtır.

Carl Gustav Jung, İsviçreli psikiyatr ve analitik psikolojinin kurucusudur. Derinlik psikolojisinin Sigmund Freud ve Alfred Adler ile üç büyük kurucusundan birisidir.

Carl Jung ustanın beni çok etkileyen ve kendime en özel bakışları attıran sözüyle bitiriyorum yazımı.

“Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır.”

Yasemin Sungur

Önceki İçerikAile Dizimi Deyip Geçme!..
Sonraki İçerikVizyon ve Cesaret
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben hayatın tutkulu bir öğrencisi ve seçip aldıkları, özünden kattıkları ile sen izin verirsen ben bir rehber. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakmadım. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri enerjimle uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla, evrende hayat bir başka güzel. Şükür...