Büyük Resmi Görmek

Büyük resme bakabilmek, küçük detaylara takılmadan olayın tamamını kavramaya çalışmaktır. Bir kısmına değil, tamamına bakmak ve görmektir. Her nesne kendi içinde anlamlıdır. Ancak nesneler bir araya geldiğinde ortaya çıkan bütünlük çok daha özeldir. Hayata baktığımız çerçeve genişledikçe biz de bütün olana o kadar fazla yakınlaşırız.

Büyük resmi anlamaya çalışmak bizim doğuştan getirdiğimiz bir meraktır. Çoğumuz çerçevenin dışında neler olup bittiğini merak ederiz ve buna bağlı olarak hayatta seçimlerimizi kendimiz belirleriz ve yaşarız. Kendi seçimlerimizi yapmazsak başkaları bizim yerimize seçimlerimizi yapar. Kendi seçimlerimizi yaparken hayatımızda gördüğümüz veya şahit olduğumuz birçok olay ve sonuç vardır. Örneğin, lüks arabaya binen bir adam düşündüğümüzde aslında bu bir sonuçtur. Oysa bu sonuca varana kadar geçen olaylar silsilesi mevcuttur. Sadece bu eylemlere bakmak ve sadece bu olaylara bakmak bize düpedüz bir hayat tarzı sunar. Oysa tüm bunlar arasında bir bağlantısallık vardır ve bir bütün olarak ele almamız hayatı daha anlamlı kılabilir.

Pandemiden dolayı bulunduğumuz dönem bunu daha yakından deneyimleyebilmek adına olgunlaşmamız için aslında büyük bir fırsattır. Bunu örnekleyecek olursak: Belirsiz bir dönemdeyiz ve duygularımız zaman zaman olumsuz, karamsar; bazen neşeli, baskın, olabiliyor. Bazen kendimizi kaybolmuş hissedebiliyor, umutsuzluğa düşebiliyoruz. Böyle bir durumda bulunduğumuz süreçlere dışarıdan bakarak -gözlemleyen bilinci devreye alarak- hangi noktalarda mutsuzluğa savrulduğumuzu daha rahat anlayıp tedbir alabilmek adına ilgi ve etki alanını doğru belirleyip büyük resmi gözden geçirmek gerekebilir. “İşin içine katmamız gereken kişiler veya bir şeyler var ve ancak onları dahil edebilirsem bunları çözebilirim” düşüncesiyle yola çıkmak bizi varmak istediğimiz yere daha kolay götürebilir.

Doğan Cüceloğlu’nun “Var Mısın?” kitabından bu konuya çok güzel bir örnek tasvirlemek isterim. Mesela gerçekçi olmayan bir beklentiye girmişiz veya savrulmaya başladığımızı hissediyoruz. Kendimize şu soruyu soruyoruz. “Sen niyetinin farkında mısın?” Zaten niyetimi sorgulamaya başladığımda aslında bu gidişe bir dur diyorum. Eğer “ben” bilinci içinde bir niyetse süreç ister istemez umutsuzluğa yönelecek ister istemez tıkanacaktır.

Örneğin, arkadaşımla bir kırgınlık yaşadık. Kendimi reddedilmiş hissettim. Bu da beni güçsüz hissettirdi. Kendi kendime sonumuz iyi değil diye düşünüp öfkeye düşmeye başladım. İşte tam burada resmi bir bütün olarak görmek lazım yani “ben” değil “biz” olarak düşünmek ve bütüne bakmak lazım. Eğer “Ben ne yapacağım? Niçin bu haldeyim?” gibi sorular sorarsam bu soruların hepsinin için de “ben” olduğunu görürüm. Oysa ben belki de arkadaşıma bir kahve içmeyi teklif edip bu yaşanılanı bir sohbette onunla konuşsam ve bunu bir ekip işi olarak düşünsem ve bunu hal ve davranışlarımla belli etsem böylece yaşadığımızın anlamını o büyük resim içerisinde, kendi çerçevesi içerisinde bulmasını sağlamış olurum.

Hayatta çoğu zaman karşılaştığımız problemlerin altındaki neden maalesef bu bütüne bakamamaktan kaynaklanıyor. Renkler ve detaylar aslında bizim görebildiklerimizden çok daha fazla. Sadece onları saklandıkları yerden bulup çıkarabilmek için baktığımız açıyı biraz daha genişletmemiz gerekiyor. Bu da ancak o anı görebilmekte ve yaşanan herhangi bir durumun daha büyük bir anlamı olduğunu ayırt edebilmekte saklıdır. Başlangıçta anlamayabiliriz ancak zaman geçtikçe büyük resmin mükemmel düzenini görmeye başlarız.

Özetle, nasıl baktığımız önemli. Pencereye mi bakıyoruz, pencereden mi bakıyoruz?

Unutmayalım, bizi büyük resme götürecek olan aslında yine “biz” iz.

Sevgilerle…

Aybike Akgün 

Kaynaklar: Doğan Cüceloğlu “Var Mısın?” kitabı

                 


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: