Bir Sergi Hikayesi: Otuz Kuş

0
282

29 Haziran Çarşamba günü Otuz Kuş sergisinin Bodrum Pescado Galerisi’nde açılışı var, açılışta benim de bir konuşmam olacak. Sergi önce ismiyle dikkatimi çekti, ben de katıldım kuşlar arasına.

Pandemide  belirsizlikler içinde hayata tutunduk, maalesef kayıplarımız oldu, her birimizin dayanıklılığı ve direnci başka başka çözümlerle kendini gösterdi. Biz çalışmalarımıza online devam ettik. Pandemi döneminde yaptığımız online atölyelerde çok değerli insanlarla tanıştık. Bunlardan biri Huri oldu.  Sonra da Nalan katıldı. İyi ki… Birlikte haftalar boyunca birlikte çalıştık, ürettik ve uzaktan hayatı paylaştık. Şimdi sergiyle ilgili sorularımı Huri’ye yöneltiyor ve sözü ona bırakıyorum.

Serginin hikayesini anlatır mısın? Bu fikir nasıl doğdu? Adı neden 30 kuş?

Aslında nasıl bir uzun yoldan gelir şu an… Ortaya çıkan her şeyin bir süreci vardır işte bu serginin hikayesini oluşturan süreçte 1990’lı yıllarda başlıyor. Bursa Radyo S’te görev yapan kardeşim Kutluhan Aykut ile bir radyo programı yapmaya karar vermiştik. O yıllarda moda sektöründe tasarımcı olarak çalışıyor ve firmalara koleksiyonlar hazırlıyordum. Bizde “Ne moda Ne demoda” isimli modayı anlatan ama aynı zamanda esprili bir şekilde sorgulayan radyo programımızı yapmaya başladık. Haftada bir Radyo S’e kayda giderdim. Sevgili Dilek Öztekin ile orada tanıştım. O da kendi programını kaydetmek için gelirdi stüdyoya. Kutluhan da arkadaşıydı onun.

Dilek İstanbul doğumlu. Uludağ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı. O yıllarda 8 yıl boyunca Uludağ Üniversitesi’nde kadrolu öğretim görevlisi olarak çalıştı. Aynı üniversitede bir tiyatro atölyesinin kurulmasını sağladı, genel sanat yönetmenliğini yürüttü.  Aynı kayıt stüdyosunu kullandığımız için tanıştık. Öyle dolu ve sohbeti güzel bir insandı ki zaten dostluğuna kapılmamak imkansızdı. Kutluhan ve benim anne ve babamızda eski tiyatro sanatçıları olduğu için çok ortak noktamız vardı. En kısa zamanda annem ve babam ile de tanıştırdım. Zira annem onun Bursa’da sahneye koyduğu “Bir Çalı Kuşuydu Jüliet” isimli oyunda, babam da “Keşanlı Ali Destanı“ oyunun da rol alarak bize onları bir kez daha sahnede izleme şansı verdiler. Nalan Karagöz ile de bu oyunlar sahneye konduğu süreçte tanıştık. Nalan Uludağ Üniversitesinde eğitim alırken Dilek’in kurduğu tiyatro atölyesinde de çalışmalara katılıyordu.  Bazen sahnede oyuncu, bazen de sahne arkasında görev alırken birlikte çalıştık.

Dilek Uludağ üniversitesinde kurduğu tiyatro atölyesinde kostüm dersi vermem için davet etti. Atölyeye katılan tüm öğrencilerle o yıl sahneye konması planlanan “En uzak sahil” isimli oyunun kostümlerini, tasarım aşamasından üretimine kadar hep birlikte uygulamalı olarak çalıştık. Sonra’dan sahneye konan “Ağlayan Kadınlar Lahdi” Keşanlı Ali Destanı gibi oyunlarda da kostüm tasarımcısı olarak görev alarak kulübe destek verdim.

Bu çalışmalarımız sürecinde Dilek biriktirdiği pek çok deneyimi, bilgiyi bizlerle paylaşırdı. Ve bir gün prova sonrası hepimizi toplayıp Simurg masalını anlattı. O gün ilk defa dinlediğimiz bu masal ile yaşam yolculuğumuzda türlü sebepler ile ayrılmalar olacağını idrak ettik. Etkilendik.

Dilek Uludağ Üniversitesinde sahne sanatları tiyatro bölümü kurulmadığı için üniversitedeki görevinden ayrıldı. İstanbul’a yerleşti. Sadri Alışık tiyatrosunda kurulan genç sanatçılara eğitim veren yapı içinde yeni öğrencilere tiyatro eğitimi vermeye devam etti. Ayrı kaldık ama birbirimizi arayıp sormaya devam ettik.  İşte bu süreçte ben bir deneme tiyatro oyunu yazmıştım “Tanrım” isimli bu oyun ile dinler tarihi içinde insanın tanrı kavramını oluşturması, araması, yok etmesi, kendini fark etmesi gibi kavramları sorgulayan absürt bir tiyatro oyunuydu. Dileği aradım ve oyunumu değerlendirmesi için gönderdim. Oda Sadri Alışık Tiyatro’sunun genç oyuncu kadrosu ile bu oyunu sahneye koyabileceklerini söyledi ve o yıl oyunum sahnelendi. Bana verdiği manevi hediyeleri anlatmak kolay değil.

Pandemi başladı evlere kapandık. Haberleri korku ile seyrediyorduk. Sosyal medyada her gün 2, 3 tanıdığımızın, yakınımızın ölüm haberini alıyorduk. İlk yakalananlar çok ağır geçiriyordu. Ve Dilek genç yaşına rağmen çok ağır bir şekilde Coronaya yakalandığı haberi aldık.  İki üç hafta hastanede kaldıktan sonra taburcu oldu dediler sevindik. Aradım o zaman telefon ile konuştum, yorgundu ama evine döndüğü için mutluydu. Geçmiş olsun dedim, dua ettiğimizi söyledim. Sevgimizi hatırlattım. Korkma dedim, yine buluşacağız güzel işler yapacağız dedim.  Bir kaç gün sonra beyin kanaması geçirdiği için tekrar hastaneye yattığını öğrendik. Tanıyanlardan haber almaya çalıştık. Nafile çabalarla uğraşırken onun sosyal medya hesabından oğlu ölüm haberini yazınca yıkıldık. Daha elli yaşına bile varmamıştı.

Nalan ile birbirimizi arayıp teselli ettik, ağladık. Cenazesine bile gidemediğimiz arkadaşımız için bir şey yapmalıyız dedik. Kendi yapabilirliklerimiz ile bu sergiyi hayal ettik. Ama pandemi ancak bu sene izin verdi. Ve biz ilk olarak Bursa’ Nilüfer Belediyesi Galeri N’de sergimizi açtık. Cemal Süreyya’nın “Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor” sözünü motto olarak seçip hem pandemide giden tüm canlara dikkati çekip diğer yandan da hala yanınızda olan canların kıymetini bilin istedik. Sanatçı arkadaşlarımıza çağrı yaptık seramik kuşlar yaptılar. İzlemeye gelenlerle duvarlara uçan kuş silüetleri yapıştırırken her gelen kendi uğurladığı canı hatırladı. Mumlar yaktık, Nalan simurg hikayesini anlattı. Zaman dondu sanki hep birlikte yarattık o anı.

Şimdi Kuşlar Bodrum’a uçuyor. Orda Pescado Sanat Galerisi’i kurucusu arkadaşım Serap Değişmez Efe sergimizden çok etkilendi buraya gelin dedi. Ekonomik kriz, pahalılık nasıl gideriz, gider miyiz, gidemez miyiz, derken gitmeye karar verdik. Sanatçı arkadaşlarımızdan destek istedik, kabul ettiler desteklediler ve Bodrum’a doğru kuşlarımız uçmaya başladı.

Artık Dilek Öztekin’i anlatmak için başlayan bu göçenler hikayesi başka yerlerde devam etsin istiyoruz bakalım yolculuğumuzda kimler yanımızda bizimle uçmaya devam edecek.

Sergiye katılan, eserleri sergilenen sanatçılar kimler?

Akile SARAÇOĞLU Alp BİLGİNALP
Armağan ULUSOY Arzu KARAYEL
Aybüke BİÇER Ayşe GÜLER
Ayşegül TÜREDİ ÖZEN Aysun YÜCEKAL
Aysun DİNİZ Berkant DENİZLİ
Canan TEMİZELLİ Caner KAYA
Çiğdem KARAYEL Dilek ERKOÇ
Ecem SARI Esra SINAK
Evren BİLGİN Fatma BATUKAN
Fatma KALUÇ Feride İLGÜY
Feyza AÇIKGÖZ Figen ÖZDEN
Fitnat CEYHAN Ganimet KIZILTAN
Gonca ÇELİK Gonca ÇELİK
Gül Seray ARTUT Gülçin TOK
Gülden TOYDEMİR Gülşen KIBRISLI
Huri Aykut ÜLKER Hüseyin ÇİL
İpek CANDAŞ Kamuran Özlem SARNIÇ
Leyka KUBAT Merve BEKKET
Melahat YAĞCI Merve SARAÇOĞLU
Mine POYRAZ Nalan DANABAŞ
Nalan TURGAY Nihal SARIOĞLU
Nihan ERTÜRK Nilüfer KÜREL
Nur SOMUNCUOĞLU Nurdan BETİL
Nurdan Yılmaz Arslan Nurgin ÇETİN
Nurseli BERK Perin KURAR
Semiha ÖZBİÇER Serap ERDOĞAN
Sibel SİCİMOĞLU Tülün ÖZTÜRK
Yasemin YEMİŞÇİ KIBRISLI Zuhal BİLGİNALP

 

Huri Aykut Ülker’i tanıya bilir miyiz?

Ben Huri Aykut 31.01.1968 tarihinde İstanbul’da doğdum. Lise eğitimimi Bursa’da tamamladıktan sonra 1987 yılında Yıldız Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı MYO bitirdim. Aile şirketi olan Damla Desen şirketinde tekstil desinatörlüğü yaptım. 1988-90 yılları arasında stilistlik modelistlik eğitimi aldım ve tekstil firmalarında koleksiyonlar hazırladım. 1992 yılında bir oğlum oldu. Tasarımcı olarak çalışma hayatımı sanata doğru çevirmek istedim.2001 yılında Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Cam Bölümü’nde eğitim almaya başladım. Daha sonra İtalya Accademia di Belle Arti Di Firenze sanat akademisinde  Erasmus programı ile heykel eğitimi aldım. Halen Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Seramik- Cam Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktayım. Sanat yolunda manifestom insan olabilme sadeliğini öğrenmek ve doğanın herhangi bir parçası kadar kendiliğinden yaşarken, etrafımı gözlemek, yaratılışı sorgulamak ve çeşitli sanatsal tekniklerle düşüncelerimi, duygularımı da yine kendiliğinden dışa aktarmak.

Yaratılış, yaratan, yaratılan arasındaki bağları yorumlayıp anlatmaya çalışıyorum. Doğum, ölüm, doğum ile yeniden yeniden yaratılmayı anlamaya çalışıyorum. Daha önce pek çok karma sergide ve Sadri Alışık Tiyatrosu’nda sahnelenen “Tanrım” isimli yazdığım oyunda ve sonraki eserlerimde bunlar etrafında dönüyorum. İzleyicilerle her buluşmamızda aslında kendimi keşfediyorum. Yurt dışında ve içinde pek çok karma sergiye katıldım. En son 2020 İtalya be*pART projesi için ürettiğim eserle ROMA’da Atelie MONTEZ sanat galerisinde gerçekleşen sergiye katıldım. Halen çalışmalarıma kendi atölyemde devam etmekteyim.

Teşekkür ederim, yolun açık Huri’cim, birlikte harekete geçtik. Simurg hikayesini böyle bir anıyla, yüreğimiz buruk tekrar hatırlayacağız ve anlatma devam edeceğiz. Kanatların birbirine değmesi için ürettiklerin çok değerli…

Yasemin Sungur

Önceki İçerikRegl, Ayhali, Aybaşı, Menstüral Döngü, Hangisi?
Sonraki İçerikBir Festivalin Doğuşu: Slowsports Fest Köyceğiz
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben hayatın tutkulu bir öğrencisi ve seçip aldıkları, özünden kattıkları ile sen izin verirsen ben bir rehber. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakmadım. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri enerjimle uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla, evrende hayat bir başka güzel. Şükür...