Bir Piyano Ustası: Anjelika Akbar

Siyah beyaz tuşlara dokunuşun ardından çıkan büyülü bir ses… Ve o sese kulak verdikçe, kendisini müziğinde, notalarda bulan usta bir sanatçı… Tutku ve başarı dolu bir müzik kariyeri öyküsü, kariyer sohbetimizde.

Mesleğinizi, yaptığınız işi, bize kısaca tarif edebilir misiniz?

Ben besteci ve piyanistim. Bu benim için öncelikle aşktır, sonra meslektir. Ve sanırım bu yeryüzünde en şanslı insanlardan biriyim. Çünkü para kazandığınız, iş olarak gördüğünüz uğraş, aynı zamanda hobi kadar zevk veriyorsa, bu gerçek bir şanstır. Besteci olarak farklı müzik alanlarında çalışıyorum, yüzlerce bestem var, onların arasında çok uzun süren, senfonik eserlerim de var (senfoni, piyano konçertosu, senfonik şiir, kantat gibi) Oda orkestrası ve müzik toplulukları için, koro ile orkestra için, tek enstrümanlar için bestelerim mevcut. Onları hem modern klasik tarzda bestelerim, hem de bazen çok sade, romantik dokunuşlarla kalplere hitap edecek nitelikte bestelerim oluyor. Sade ama insanları etkileyen… Onun dışında Batı ve Doğu’nun felsefesini, müzik tınılarını, ritimlerini harmanlayarak gerçekleştirmeye çalıştığım “kucaklaşma” denemelerim var. Mesela “Bach A L’Orientale” öyle bir proje idi. Kapağında “Bu sadece bir müzik deneyi değil, çağımızın ihtiyacıdır. İnsanlar birbirileri ile kucaklaşmadan önce müzikleri kucaklaşsın” diye yazdım. Müziğin özü BİR olduğunu müzik yolu ile anlatmaya çalışıyorum… Piyanist olarak ise sevdiğim eserleri insanlarla paylaşmayı sevdiğim için çalıyorum. Açıkçası kendimi daha çok besteci olarak görüyorum. Kitabımda yazdım “piyanistliğimin tek farkı şu: 10 parmak yerine 10 kalbim var; tuşlarda onlarla çalıyorum”…

Şu an yaptığınız iş dahilinde, bir gün içerisinde neler yaparsınız? Bir gününüz genelde nasıl geçiyor?
Hem beste, hem de piyano çalışmalarım için her an hazır bulunuyorum. Bana “günde kaç saat çalışıyorsunuz” diye sorulduğunda “Kaç saat çalışmadığımı sorun, daha doğru olur” diye cevap veriyorum. Çünkü piyano başında olsam da, olmasam da ben sürekli çalışma halindeyim. Besteleri içimde yapıyorum, o anda yürüyor, yemek yiyor, hatta konuşuyor olabilirim, fakat aynı zamanda içimde muazzam ve kimsenin fark etmediği çalışma gerçekleşiyor. Evdeysem, aniden kahvaltıdan fırlayıp piyanoya koşabilirim, ya bir klasik eser, ya da bir bestemi o anda mutlaka çalmam lazım Saatlerce piyano başında oturup ya besteci, ya da piyanist sıfatı ile çalışıyorum. Aynı zamanda organizasyon işlerine de bakıyorum. Müzik şirketinin bana düşen hangi işleri varsa, onları yapıyorum. Arada bir toplantılara katılıyorum; geliştirdiğim yeni projeler için insanlarla bir araya geliyorum. Konser günlerinde, günü konser dışında başka hiçbir şey ile doldurmuyorum.

Çocukluğunuzda, hayalinizdeki meslek neydi? Piyanist olmayı hayal ediyor muydunuz?
Müzisyen olmak benim için o kadar doğaldı ki, kendimi başka şekilde düşünmüyordum bile. O mesleğe sahip olduğumu zaten düşünüyordum. Ama onun dışında 3-4 yaşlarında üç tane meslek beni çok cezbediyordu:
1. Sokak temizleyicisi (Tüm dünyayı bir tel süpürge ile temizlediğimi, sokakların pırıl pırıl olacağını hayal ediyordum)
2. Buğday tarlasında buğdayları toplayan ve sonradan bir kamyonun kasasına buğday tanelerini akıtan bir görüntü gördüm televizyonda. İşte nedense o kamyonun şoförü olmak istiyordum. Hayalimde,  buğday tanelerini hızlıca fırına yetiştiriyor, insanlar da ondan ekmek yapıyor, bense hemen tarlaya döneceğimi, tekrar buğday taneleri kamyon kasasına dolduracağımı hayal ediyordum.
3. Porselen tabak ve fincan üzerine elle çiçek deseni çizen bir kişi olmak istiyordum.
Zaman geçtikçe tiyatro ve sinemayı çok sevdim ve hem yönetmen, hem aktris olmak istemiştim. Bunu düşündüğümde,15-16 yaşlarımdaydım.
Ama müzik aşkı her daim değişmeden hayatımda var oldu…

Peki siz nasıl bir öğrenciydiniz? En sevdiğiniz dersler nelerdi? Okulda, ne gibi şeylere ilgi duyardınız?
En çok, müzik ile ilgili dersler severdim. Onun dışında geometri, resim, astronomi, fizik ve edebiyat çok ilgimi çekiyordu. Başarılı bir öğrenciydim. Hatta 15 yaşından itibaren yoğun olarak şiir yazmaya başladığım zaman, derslerden kaçıp, okulda kuytu bir yerde şiirler yazmama rağmen, tüm notlarım çok iyiydi. Konservatuar zamanında ise, çok iyi okuduğum için Lenin Devlet Ödülü kazanmıştım üç yıl boyunca. Ne anlama geliyor, biliyor musunuz? Her ay profesörün aldığı maaş ne ise, ben öğrenci olarak alıyordum. Biliyorsunuz, SSCB’de eğitim zaten bedavaydı, burslara da hiç gerek yoktu. Ama çok iyi okuyan öğrencilere çok seyrek olsa da, Lenin Ödülü veriliyordu, sırf çok iyi okuduğu için…
Dersler dışında çeşitli organizasyonlar yapardım, mesela kendim senaryo yazıp, yönetmen olarak sahneye koyup, kadroyu çalıştırıp, oyuna müzik besteleyip, hem de aktris olarak oynardım. Bunu hem okulda, hem de daha sonra konservatuarda yapardım. Okulum üstün yetenekli çocukların onbir yıl boyunca eğitim aldıkları bir okuldu. Konservatuar ise beş yıl sürüyordu ve bitirdiğimiz zaman, aslında Türkiye standartlarına göre master yapmış gibi oluyorduk.
 
Aldığınız eğitim, size neler kattı?
Aldığım eğitim bana disiplin, ciddiyet, hedefe doğru usanmadan kilitlenmeyi öğretti. Hem annem, hem de babam eğitimci olunca, iyi bir disiplinle de yetişmiş oldum.

Bir çocuk veya bir genç olarak, piyano eğitimi almanın getirdiği zorluklar oldu mu?
Benim için soruyorsanız, hiçbir zorluğu yoktu. Sadece fiziksel olarak kendime çok dikkat etmem lazım. Kollarımı üşütmemem, ayağımı burkmamam gerekiyor. (Bir gün, ayağımı burktuğum için Harbiye Açıkhava konserim iptal olmuştu, çünkü öyle olunca pedal kullanamıyorsunuz). Kayak, basketbol, bisiklet ve tenis yasağı var. Onun dışında, eğer müziği ve yaptığınız işi seviyorsanız, hiçbir şey size zorluk olarak gelmez.
 
Keşke şunu okusaydım, diye aklınızdan geçirdiğiniz bir bölüm oldu mu?
Sinema, tiyatro.


 
Öğrencilik yıllarınızda sosyal etkinliklerle aranız nasıldı? Nelere katılırdınız?
Çok aktiftim aslında. Saydıklarımın arasında aynı zamanda bir uğraşım daha vardı. “Uluslar Arası Şarkı” grubumuz vardı, birkaç kişiden oluşuyordu. Farklı dillerde şarkılar söyleniyordu; bu grupta şarkıların uyarlamalarını yapıyordum, kendim piyano çalıyordum, diğer enstrümanlar için partisyonları hazırlıyordum ve de şarkıları söylüyordum. Çok ama çok güzeldi… TV ve radyo programlarına da sıkça katılıyorduk. Ayrıca öğrencilik yıllarında bir filmde rol aldım. Tüm SSCB’de çok beğenilmiş bir film oldu.
 
Örnek aldığınız, size ilham veren birileri var mı?
Hocalarım dışında bana ilham veren sevdiğim besteciler, yazarlar, şairler, ressamlar vardı. Mesela onlardan biri Nicholas Roerich, Helena Roerich ve ailesi…
 
Gelecek için nasıl planlarınız var? Hedefleriniz neler?
Ben ne plan yaparım, ne de hedef koyarım. Müzik ve fikirler bana sürekli yapıyor, buna şükrediyorum, o kadar!.. “Tanrı’yı güldürmek istiyorsan, ona yaptığın planlarından bahset” diye bir cümle var…
Her gün yeni bir fikir ile uyanıyorum; bazıları hemen, bazıları daha sonra hayata geçiyor, bazıları sadece aklımda yaşamaya devam ediyor, nasip meselesi.
 
Peki, fikirlerinizin hayata geçmesi, can bulması için siz ne yaparsınız? Hangi adımları atarsınız?
İnce detaylarına kadar düşünüyorum. Kısa zamanda gerçekleşeceğini düşünüyorsam, çalıştığım arkadaşlarla paylaşırım.  Hızlı ve net davranırım. Karar verdiysem, üzerine giderim.  Elimden gelen her şey yapsam ama yine de olamıyorsa, “zamanı değil” der, geçerim.

Sezgileriniz çocukluğunuzda da bu kadar güçlü müydü?
Her zaman, hatta çocuklukta daha da güçlüydü.

Nasıl bir ailede yetiştiniz? Anneniz, babanız nasıl insanlardı ebeveyn olarak? Onlardan neler kazandınız?
Annem koro şefi ve piyanist. Babam orkestra şefi, aynı zamanda felsefe profesörü; hala da üniversitede hocalık yapıyor. İkisi de disiplinli insanlar, onlardan iş ve düşünce disiplininin ne olduğunu iyi öğrendiğimi düşünüyorum. Bu, bana tüm hayat boyunca yardım ediyor. Annem ile ilgili olan kısmını www.bilincliinsan.com sitesinde “Anjelika Akbar’ın annesi yazıyor” bölümünde okuyabilirsiniz. Babam ile ilgili olan hikayemi ise “Kızlar ve Babaları” adlı kitaptan öğrenebilirsiniz (Paradigma Yayınevi)

Anne ve babanızı birer cümleyle tanımlayabilir misiniz?  
Annem: Disiplinli, otoriter, ama aynı zamanda çok komik ve çocuksu. İşte böyle bir tezat. Çok güzel dans eder ve şahane şarkı söyler, doğuştan aktris.
Babam: Özgür ruh, gülmeyi çok sever, felsefi bakış açısına sahip, biraz bencil, biraz cimri. Çok iyi müzisyendir.

Bilinçlianne.com sitesini neden kurdunuz? Kimlere ulaşmak istiyorsunuz?
Neden kurdum? Çünkü rüyamda gördüm; ayrıntılarla, başlık isimleri ile, sitenin ismi ile. Gördüğümü yaptım, o kadar… O zaman ismi “Bilinçli Anne” idi. Ama sloganı “Yeni Çağın Bilinçli İnsanı İçin”. Şu anda ismini artık “Bilinçli İnsan” diye değiştirdim. Sitede birçok önem verdiğim konu işleniyor…Sade ve samimi bir platform oluştuğuna inanıyorum.
 
Kariyerinizde kaldıraç ve kırılma anları oldu mu?
Hayır. Müziği kariyer olarak görmediğim için böyle durumlar da olmuyor.
 
Şans ve rastlantılar var mı kariyerinizi ya da yaşamınızı etkileyen?
Elbette, hem gün, her daim, süreklilik içinde!.. Bu tür şeyler bize şans ve rastlantı olarak gelir, çünkü zincirin tüm halkalarını algılamıyoruz. Başka bir bilinçle baksaydık, hiçbir rastlantının olmadığını görürdük.
 
Sizin geçtiğiniz yerlerden geçecek olan öğrencilere tavsiyeleriniz, motive edecek, daha başarılı olmaya yönlendirecek önerileriniz var mı?
Benim tek bir formülüm var “Ben yokum, müzik var”… Bunu zamanla algıladım; ama bu yolda yürüyen diğer insanların Amerika’yı yeniden keşfetmelerine gerek yok. Sadece benim için sihirli olan bu cümlenin ne anlama geldiğini bulsunlar… İçine, kalbine bakarak…
 
Kendinizde beğendiğiniz güçlü özellikleriniz hangileri?
Olduğum gibi olmak, samimi olmak, “bilmiyorum” diyebilmek… Bu tür “zayıf” gibi görünen niteliklerin bizi güçlü kıldığına inanıyorum.
  
Kendinizi daha mutlu hissetmek için neler yaparsınız?

Piyano çalarım, renklere bakarım; yürüyüş yaparım; hatta bazen alışveriş… Kırtasiye malzemelerini çok seviyorum mesela; uzun uzun kendim için defter ve kalem arayabilirim… Kitapçıları gezerim; sevdiğim dostumla görüşürüm..Oğullarımla zaman geçiririm .Yürek yirminbir, Timur üçbuçuk yaşında.
 
Hobileriniz nelerdir, nelerle ilgilenirsiniz?

Yemek yapmayı seviyorum.
 
Sizi yönlendiren, geliştiren tavsiye edeceğiniz 1-2 film ve kitap ismi alabilir miyiz?

Tarkovsky’nin tüm filmleri ve ayrıca “August Rush” filmi.
Meher Baba’nın “Tanrı Konuşur” ,   Necmettin Şahinler’in “Kapılar Kapanmadan”
 
Son olarak “İçimdeki Türkiye’m” desek?

İçimdeki Türkiye’m, bir projenin ismi. İlk önce kitabı yazmaya başladım. Sonra anladım ki, Türkiye’de yaşadığım her şey, bana birer beste yaptırttı. Bestelerimden oluşan konser turnesi gerçekleştirdim. O zamana kadar bestelerin dahil olduğu albümü piyasaya çıkarttım. Son olarak, yaptığım turnenin ekinde anlatıldığı kitap, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. Bana bazen soruluyor, “Neden Türkiye değil de, Türkiye’m diyorsunuz?” diye. Cevabım şu: “Eğer o ‘m’ olmasaydı, kitabı yazmama gerek olmazdı”…


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikYeni Yılı, Sizi Özel Bir Yıl Yapın
Sonraki İçerikNoel’de Avrupa’da Olmak
Yasemin Sungur
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben aslında bir “Hayat Öğrencisi”. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakamadım bir türlü. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri kahkahalarımla uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla hayat bir başka güzel. Şükür...