Ben Seviyorum

Ben bir insan kaynakları danışmanıyım.

Bir elimde insan kaynakları süreçleri, diğerinde danışmanlık hizmetleri, her sabaha gözlerimi coşku ile açıyorum.

Neden mi? Çünkü her iki uzmanlık alanımda da çok severek çalışıyorum.

Yeteneklerim çerçevesinde aklımı verimli ve değişim esaslı kullanmamı sağlayan bu sevgi bana büyük mutluluk veriyor. Sonuç olarak, mutluluğun yarattığı genel optimizm de kariyerim adına hedeflediğim başarıya ulaşmamı sağlıyor.

Şimdi sizden yukarıdaki paragrafta dikkatinizi çeken kelimelerin altını çizmenizi istesem … elinizde kaleminiz olmayabilir, o nedenle sizi fazla da uğraştırmayayım, ben dikkatinizi çekmek istediğim kelimeleri sıralayayım: sevgi, coşku, uzmanlık, çok, çalışmak, yetenek, verimli, değişim, mutluluk, optimizm, sonuç, kariyer, hedef, başarı.

İşte size iş hayatınızın nasıl şekillenebileceğine dair anahtar kelimeler. Bu kelimelerin sizin iş hayatınızda nasıl sıralandığı, onların altlarını nasıl doldurduğunuz, birbirleriyle nasıl kurguladığınız tümüyle sizin bilebileceğiniz bir konu, bir beceri. Ama unutmayın ki, bu kelimelerden birinin eksikliği diğerlerinde de sıkıntıya yol açacaktır.

‘İş hayatının anahtar kelimeleri’ tanımlaması kelimeler yanyana dizildiğinde çok da anlamlı gelmeyebilir size. O zaman kelimeleri açalım, içlerini birlikte dolduralım. Eğer şimdi karşıma oturuyor olsaydınız, size her kelime ile ilgili aşağıdaki soruları soruyor olurdum:

  • Sevgi: Kendinizi seviyor musunuz? Ya işinizi seviyor musunuz?
  • Coşku: Sabahları güne gözlerinizi nasıl açıyorsunuz? Bugün neler yapacağım, yetiştirmem gereken işler, sonuçlandıracaklarım, eksiklerim neler diye düşünerek heyecanlanıyor, telaşlanıyor musunuz?
  • Uzmanlık: Bir konuyu diğer insanlara göre daha detaylı, derinlemesine biliyor, o konuya çok daha geniş perspektiften bakabiliyor musunuz? O konu hakkında çok çalışmaktan ve konuyu etrafınızla paylamaktan keyif alıyor musunuz?
  • Çok: Hayatın zirvelerine ‘az’ ile ulaşılamayacağının farkında mısınız?
  • Yetenek: Doğuştan sahip olduğunuz ve sayesinde işinizde sizi diğerlerine göre bir adım öne çıkartan bir/birkaç beceriniz var mı?
  • Verimli: Aldığınız eğitim, becerileriniz ve yıllar içinde edindiğiniz tecrübeyi yani öz kaynaklarınızı hem kendiniz, hem de sorumlu olduğunuz iş süreçlerine fayda yaratacak artı değerlere dönüştürebiliyor musunuz?
  • Değişim: Doğduğumuz andan itibaren bedenimiz, hormonal yapımız sürekli değişiyor. Dolayısıyla zihinsel fonksiyonlarımız, yaşla birlikte edindiğimiz tecrübeler farklılaşıyor, birikiyor, dönüşüyor. İçinde bulunduğunuz değişim dinamiklerini iş üretirken de kullanıyor musunuz?
  • Mutluluk: Mutluluk kavramına anlık değil, inişleri ve çıkışları ile uzun soluklu bir süreç olarakyaklaşılmasının onun zihinlerdeki hızlı tüketimini engelleyeceğinin farkında mısınız?
  • Optimizm: Büyük buluşların, büyük işlerin ana varoluş nedeni optimizmdir. “Nasıl olsa olmaz”, “Ben yapmam” diye yola çıkan bir mucit biliyor musunuz?
  • Sonuç: Her sarf edilen emek ve sonucu risk taşır. Olumlu veya olumsuz, siz sonuç riskinigöğüsleyebiliyor musunuz?
  • Kariyer: Gerçekten ‘neden’ çalıştığınızı hiç düşündünüz mü? Para mı, unvan mı, başarı mı, hobiolarak mı çalışıyorsunuz? Veya bu dörtlü arasındaki birbirini besleyen, kopmaz ilişkinin farkındamısınız?
  • Hedef: Hiç yola nereye ulaşacağınızı bilmeden, öngörmeden, düşünmeden çıktınız mı?
  • Başarı: En son iki elinizi de  havaya kaldırıp “BAŞARDIM” diye ne zaman sevindiniz?

Sorulara verdiğiniz cevapları ben duyamıyorum ama eğer siz aklınızdan geçen yanıtlardan memnun kaldıysanız ne mutlu. Demek iş hayatınızın hangi safhasında olursanız olun doğru yolda gidiyorsunuz. Eğer verdiğiniz cevaplardan sizi tatmin etmeyenler var ise, bu konulara odaklanmanızı, konular üzerine memnuniyetsizliğinizin ‘neden-sonuç’ ilişkilerini kurmaya çalışmanızı öneririm.

İş hayatının yönü ve ulaşacağı nokta özünde sadece kişinin kendisinin elindedir. Bu nedenle yolunuz boyunca yukarıda sıraladığım anahtar kelimelere dair kendinize doğru soruları sorma, ardından da dürüstçe cevaplama becerisini edinmeli ve gün sonunda siz de “ben seviyorum” diyebilmelisiniz.

Sokakların kedileri varsa, denizlerin de martıları vardır.

Ruhunuzu özgürleştirmek istediğinizde diğer tüm ölümlüler (insanlar) gibi deniz kıyısına koşarsınız. Orada her gün birbirinin rengini alan iki sevgili görürsünüz. Ki onlar ufuk denen bir çizgide öpüşür koklaşırlar, sarmaş dolaş olup martı denen binlerce çocuğu göğe salarlar hem de bir avazda.

O çocuklardan birinin adı Jonathan Livingston”du hatırlarsınız.

Hani bundan 20 yıl kadar evvel herkesin elinde olan bir kitapta geçtiği gibi…

Evet, Richard Bach”ın ‘Martı’sıdır bu kitap. Ve kitabın kahramanı bir martıdır.

Adı da Jonathan. Jonathan Livingston.

Jonathan kanatlarının altına özgürlük, umut ve direnç rüzgarlarını almış bir deli kuştur. Gücünü ve sınırlarını zorlar, uçar da uçar. Ve bir gün öyle bir noktaya gelir ki, artık düşündüğü yer neresiyse orada bulur kendini. Düşün ve orada ol. Ne harika bir hayal!

Jonathan dünyayı düşünce sınırları içinde keşfeden, yerinde durmayan, okuyan araştıran tüm insanların kahramanıdır, değilse de olmalıdır aslında.

İşte bu noktada Binnur ile Zeynep devreye girer. Akdeniz, bu iki çılgın martı için uçulup keşfedilecek muhteşem bir denizdir. Bu denizde, düşündüğün sahilde, hayal ettiğin şehirde ve ve o şehrin kültüründe bir gözlemci olabilmek muhteşem bir şeydir. Gelin siz de bizimle beraber Akdeniz”de kanat açın. Kanatlarınızın uçları birbirinden renkli Akdeniz sofralarına değsin.

Çünkü bir kültür en güzel masalarda tanınır…

İpek Aral Kişioğlu


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: