Aslında “Sorunlar” Yoktur; Bulunmayı Bekleyen “Çözümler” Vardır

Niçin bazı insanlar diğerlerine göre sorunları daha rahat ve çabuk çözerler? Bu sakin ve güçlü insanların sırrı nedir İşte sorun çözmeye yardımcı olacak bazı ipuçları…

grass_peacful_woman-728x400

Modern dünyada yaşam, tüm boyutlarda daha karmaşık ve daha zor bir hal almıştır. Her birey, her gün pek çok konuda değişik boyutlarda sorunlarla karşılaşır. Birçok insan için yaşam çok çabuk bir kâbusa dönüşür ve çevreleri de bundan zarar görür. Oysa bazı insanların sorunlarla baş edebilme yeteneğini hepimiz gözlemler, onlara hayranlık duyarız. O kişiler için her sorun çözülebilir olarak algılanır. Onlar da telaşsız sakin bir güç görürüz. Olayları ele alışları, sorunu kavrayışları, verileri analizlerinin hızı ve doğruluğu mutlak bir sükûnet içinde gerçekleşir. Davranışlarında bir soğukkanlılık fakat çok verimli bir enerji vardır. Birçok kişiden daha çabuk sorunu çözer ve çözümleri de aynı etkinlikle gerçekleştirirler. Bu “sakin güçlü “insanların sırrı nedir?

Öncelikle bu insanlar fiziksel ve psikolojik dayanıklı insanlardır. Bedensel, zihinsel ve ruhsal uyuma sahiplerdir. Hayata objektif bakabilen, olayları, sorunları içselleştirmeyen kişilik yapısındadırlar. Soruna yönelik düşünme biçiminde olup, sorundan nasıl etkilendikleri üzerine yoğunlaşmazlar. İyimser yapıda insanlardır. Daha zeki, bilgili ve duyarlıdır. Özgüvenleri gelişmiştir ve etkin eylemleri gerçekleştirebilirler. Sosyal becerileri yüksektir ve güçlü ilişkiler kurabilmişlerdir.

Bütün bu güzel kişisel vasıflara nasıl ulaşabilindiğini incelemeden önce, genel olaylara bakışımızdaki önemli parametrelerden söz edelim:

Eğer ruhsal, fiziksel, zihinsel enerjimiz yerinde ve bir uyum halindeyse, olayları daha rahat ve tarafsız algılarız. Algılama sorunu çözebilmedeki ilk ve en önemli adımdır. Yaşamda gerçekler yoktur, onların algılanışı vardır. En iyi algılanarak, en iyi şekilde tanımlanmış sorun, yarı yarıya çözülmüş demektir. Algılamada gerçeğe en yakın olan, vücudumuzun bazı kapasitelerinin en iyi şekilde kullanılması ile mümkündür.

Bu kapasitelerin ilki beş duyumuzdur. Duyuları en çok gelişmiş insanların topladığı veriler de bir bilgisayar gibi çalışan beynimiz için en önemli başlangıç noktalarıdır. Beden sağlığının ve gelişmiş görme, duyma, dokunma, koku ve tat alma algılayıcılarının önemi kaçınılmazdır.

Beynin bu bilgileri değerlendirme kapasitesi de ikinci önemli adımdır. Zeki, mantıklı, bilgisi çok olan insanların analitik yaklaşımları kolay problemleri çabuk çözmelerini sağlar ve bunu sol beyinleri ile gerçekleştirirler. Oysa daha zor, karışık, sosyal, psikolojik sorunlarda beynin tamamının bir uyum içinde bu algılamayı gerçekleştirmesi gerekir.
İnsan beyninin tamamı ile olayları kavraması için bireyin sezgilerine ihtiyaç vardır. Sezgiler olayın duygular, davranış analizleri, söylenmemiş gizli verileri ile ilgilenir.

Sezgiler tüm dinamik veriler üzerinde, beynin bilgi merkezini en hızlı şekilde kullanarak yaptığı varsayımlardır. Bu insan beyninin bir üst düzey kapasitesidir ve olasılıklar temelinde çalışır. Diğer duyular gibi bir kesinlik değildir, olasılıktır. Sezgilerin iyi çalışması detaylarda çok iyi bir gözlemcilik, koşulsuz bir şekilde beyni şartlanmışlıklardan özgür bırakarak elde edilir. İnsan beyni çok iyi bir bilgisayar gibidir. Onu çalışmaya analitik sistemde zorlamadan, olabildiğince az şartlanmış bırakırsak, bize kendi bilgi deposundan ve topladığı verilerinden en zengin ve doğru bir algılama biçimini sunar. Bu düşünme modelini ancak toplam zekâsı en yüksek olan kişiler rahatlıkla gerçekleştirebilir. Bu toplam zekâ doğuştan gelir, fakat geliştirmek de mümkündür. Çocukluktan itibaren bazı özel egzersizlerin yapılması gerekmektedir.

İyi algılanmış ve tanımlanmış bir sorun bizi sorunun temel nedenlerine ve en önemli etkenlere ulaştırır. Sorunun gerçekten en etkin biçimde çözümünde bu adım önemlidir. Sorunun en önemli nedenini ortadan kaldırmak, var ise diğer ikincil nedenlerin çözümü için çalışmak, toplam bir çözüm bulmada en etkin yaklaşımdır.

Temel sorunları belirledikten sonra, bunları nasıl, ne zaman, kimlerle, neye ihtiyaç duyarak gerçekleştirmek tıpkı bir proje yönetimi gibi konuyu ele almakla mümkündür. Yapılması gerekenlerin belirlenmesi, olası zorluk ve risklerin saptanması bir zaman ve süreç belirlemektir.

Sorunları çabuk ve en doğru çözebilen insanların bu bağlamda proje yönetim bilgi ve yeterlilikleri de mevcuttur. Bu bireyler çocukluklarından itibaren sevgi ve saygının var olduğu güçlü aile ilişkilerinin içinde büyümüşlerdir. Doğmadan önce bile anneleri bebeklerinin huzurlu bir şekilde gelişimini sağlamıştır. Anneler duygularının farkında ve kontrolündedir. Bebekleri doğmadan önce, anne karnında klasik müzikle uyumuşlardır. Doğduktan sonra her türlü besin, sağlık ve gelişimleri hassasiyetle ele alınmış, tüm yetenekleri geliştirici aktiviteler çocuğun gelişimine uygun tarzda organize edilmiştir.

En önemlisi çok küçük yaştan itibaren bir birey olarak görülmüş, saygı görmüş ve dinlenmiştir. Çocuk yaşta duygularını serbestçe ifade edebilme özgürlüğüne sahip olmuştur. Duygularını kelimelerle ifade edebilme egzersizleri yapmıştır.

Günlük karşılaştığı problemler de çarptığı masaya suç yüklenmemiş, gerçek neden üzerinde çocukla birlikte düşünülmüş, sorunun ana nedenleri araştırılmıştır. Yorgunluk, iyi görememe, acelecilik, dikkatsizlik tanımlanmış, çocuğun bu kavramlar üzerinde düşünebilmesi ve kendine yönelik dikkati doğru biçimde yönlendirilmiştir.

Bu ilk ve önemli adım aile ortamında atıldıktan sonra, eğitim ve öğretim sisteminde tamamlanmıştır. Birey tüm bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmişse ve sürekli bilgi ve becerilerini geliştirme yolunda çalışmış ise, pek çok insandan en hızlı ve rahat biçimde sorunları çözecektir.

Nurcan Akgören Eldem


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: