Angelina Masal Nur Ayo’ dan Okurlarına Mesaj Var

Martı Dergisi adına sevgili Angelina Masal Nur  Ayo ile online röportaj gerçekleştirdik. Röportaj sırasında kendisinin idealist yapısı, özgürlüğe olan tutkusu ve insanlara bakış açısı dikkat çekiciydi. Aşağıda okuyacaklarınız cesur bir Türk kadınının, yaşadıklarıyla okurlarının yüreğine dokunma çabasıdır.

Angelina Masal Nur Ayo ilginç hayat öyküsüyle bizlere Sydney’den sesleniyor. Hemen ilk soruyla başlamak istiyorum. Bize kendinizden biraz bahseder misiniz? 

Merhaba…

Ben Karadeniz’in dalgaları gibi sert koşullar altında bile hayatta kalmayı başarabilen, hamsi balığı gibi hareketli, asi bir ruha sahip olan Maçka/Trabzon’da doğmuş, İstanbul gibi kozmopolit, Türkiye’nin gelişmiş ve en modern şehrinde, tutucu bir ailede beş abi ve bir abla ile büyümüş bir bireyim. Ailenin en küçüğü, deyimi uygunsa ‘tekne kazıntısı’ olmak her ne kadar avantaj gibi görünse de dezavantajları oldu tabii… Sırf kız çocuğu olduğum için okuma hakkım bile yoktu ama ben okudum. Hatta bir değil iki üniversite bitirdim inadına. Çalışma hakkım yoktu ama çalıştım. Bir kız evlat olarak hiçbir yere yalnız gitme hakkım yokken ben hem de İngiltere’ye, İngilizce eğitimi için ve tamamen kendi yarattığım imkanlarla ailemden hiçbir destek almadan gittim.  Bunları nasıl gerçekleştirebildiğim hakkındaki detayları kitaplarımda bulabilirsiniz.

İnsan kocaman kalabalığın içinde kendini yalnız hisseder mi? İşte ben acı tecrübelerle bunları hissettiğimde daha iyi bir hayat için sevgi ve özgürlük arayışıyla tek yönlü bir bilet alıp 1998 senesinde Sidney/Avustralya’ya kaçtım. Bu hayatım boyunca aldığım en büyük riskti ve hayatımın en büyük avantajına dönüştü. Şu anda rüya gibi bir hayatım var.

Gerçekten ilginç bir hayat tecrübeniz varmış Masal Hanım. 98 yılı tek bilet… Bundan sonra arkadaşlarıma “kimse bana gözüm kara” demesin diyeceğim… Duyduklarım karşısında şaşkınlık içinde kaldım. Yani benim cesaret edemeyeceğim bir şeyden bahsediyoruz şu an… ve insanlar kendilerinin yapamadığı uç şeyleri başkaları yapınca hayranlık duyar.

Hiç korkmadınız mı? Bu yaşananlar sizi nasıl yazarlığa götürdü? Yazarlık sizin için ne ifade ediyor ve şimdiye kadar kaç kitabınız okuyucuyla buluştu? Bize bu konuda biraz bilgi verir misiniz? 

Bilinmezliğin verdiği bir korku üzerimde vardı ama yoluma devam etmek zorundaydım…

Yazarlık ise benim için; bir mum misali yanarken etrafını aydınlatmak gibi bir şey oldu hep. Malum insanın kendi özel hayatını halka açık, tüm çıplaklığıyla ortaya dökmesi büyük cesaret isteyen bir şey. Üstüne üstlük bu gerçekleri bir zamanlar kendime bile itiraf edemezken bunu yaptım… Ama sonra anladım ki birilerinin ses olması lazım. Ve ben o ses olmaya karar verdim. Umarım benim hikayem birçok insana umut olur, ışık olur. İnsanlar kendilerinin yalnız olmadıklarını hisseder ve benim hikayemi okurken kendi hayatlarına olumlu yanları alıp katarlar.

 “Terapistimin de söylediği gibi benim hikayem bir başkasının hapishanesinin kilidine anahtar olabilir!”

Şimdiye kadar iki kitabım çıktı. İlk kitabım: “Her şey Mümkün Kaçış” küçük butik bir yayınevinden kendi maddi imkanlarımla çıkmıştı.  Tanınan bir yazar olmadığım için yayınevleri tabii ki risk almak istemedi ilk etapta. Ama ilk kitabım hem Türkçe hem İngilizce hem de Çince yayınlanıp, Amazon’da on farklı kategoride en çok satanlar listesine girince ikinci kitabımda şansım arttı.

Son kitabımda “Her şey Mümkün-Barış” Müptela Yayınevi ile yedi senelik bir sözleşme imzaladık. Her yıl birbirinin devamı olacak kitaplar çıkarmayı planlıyoruz. Bunu için mutluyum ve gururluyum. 

 

Yazarlık dışı bir mesleğiniz var mı? Hayalleriniz arasında yazarlık var mıydı?

Yazarlık dışı mesleğim sorulduğunda kendimi bir iç mimar olarak tanıtıyorum.  Avustralya’da bu konuda eğitim aldım Avrupa ve Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanında iç mimarlık dalında birçok projeye imza attım.

Evet ben hiçbir zaman yazar olmak için yazmadım. Benim amacım sadece ve sadece kendi yaşanmışlıklarımı bir dost bir arkadaş bir yoldaş gibi samimi bir dille paylaşıp benim durumumda kendisini yalnız hisseden tüm insanlara, yalnız olmadıklarını ve yolun sonunda hep bir ışık olduğunu göstermek için yazdım. Yazdıklarımın en canlı yaşayan örneği de benim, hayali bir şeyden bahsetmiyorum. Nerelerden nereye geldim. Ve benim mesajım “Tüm imkansızlıklara tüm kısıtlamalara rağmen başarabiliyorsam siz çok daha fazlasını başarabilirsiniz, yeter ki kendinize inanın ve asla pes etmeyin” şeklinde…

Son kitabınız “Her şey Mümkün-Barış” sizin gerçek hayat hikâyenizi kurgulayarak yazdığınız bir kitap. Buna istinaden her şeyi bir kenara bırakarak hayata sıfırdan başlamak sizin için nasıl bir duygu? 

Az önce de bahsettiğim gibi son kitabım benim gerçek hayat hikayem. Kurgulanmış tek kısım isimler, mekanlar ve çok küçük ayrıntılar. Bunu da kanunen kişiye özel hakların özel hayatı koruma açısından ve de hem kendimi hem de hayatıma giren insanların mahremiyeti için saklı tuttum. Onun dışında yazan her şeyi gerçek ve biraz süslü anlatım hepsi bu. Yani ağlanacak halimize gülerek, güldürürken de düşündürerek kaleme almaya çalıştım. 

Her şeyi bir kenara bırakarak sıfırdan başlamak cesaret isteyen bir duygu. Yine olsa yine yaparım dediğim, kendimle gurur duyduğum bir şey.

Kitabınızı incelediğimde kaçışınıza ebeveyn kökenli aile travmalarınızın sebep olduğunu düşünebilir miyiz? Neden böyle bir şey yaptığınızı bize anlatmak ister misiniz?

Evet çok doğru analiz etmişsiniz. Tek yönlü bir biletle hiç kimseyi tanımadan, kariyerimi ailemi arkadaşlarımı her şeyimi ardımda bırakıp bilmediğim diyarlara, ayak basmadığım topraklara kaçışım kimsesizliğimden ve anlaşılamamaktandı. Aslında işin garip tarafı çok büyük ve köklü bir aileden geliyorum ama beni anlayacak ya da dinleyecek tek bir insan bile bulamıyordum. Ailemden destek görmeyi bırakın bir kenara “akraba akrep” misali herkesten önde beni sokmak isteyen en yakınlarım olduğunu fark etmek canımı çok yaktı, beni çok üzdü. Bu sebeple kalabalıkta yalnız hissetmektense kendimi, yalnızlığımı seçtim. Bu yüzden kaçtım. Her ne kadar kaçmak pes etmek gibi görünse de bazı durumlarda uzaklaşmak ortamı terk etmek çözüm olabiliyor.

Özellikle sizinki gibi gerçek hayat hikayeleri son zamanlarda diziye çevriliyor ve oldukça yüksek izleyici kitlelerinin ilgisini çekiyor. Siz de kitabınızı adeta dizi tadında yazmışsınız…  Hayat hikayenizi ekranlarda görmeyi hiç hayal ettiniz mi?

Çok teşekkür ederim bu soru için. Kitabımın filme veya diziye dönüşmesini, ekranlara yansıtılmasını çok isterim. En büyük hayallerimden biri şu an bu. Günümüzde maalesef teknolojik cihazlar, sosyal medya ve hızlı hayat temposuyla, okuma oranları her geçen gün daha da azalıyor. Sadece kitapla sınırlı kalmayıp ekranlara da hikayemi yansıtırsam bu kez daha büyük kitlelere ulaşabilirim diye düşünüyorum. Suya atılan taş misali halkalar büyüyerek çok daha geniş kitlelere, tüm dünyaya ulaşsın istiyorum.

Hatta kendimi film galasında kırmızı halıda hayal bile edebiliyorum bana destek olan yol arkadaşlarım ile birlikte…

Buradan özellikle kadınlara söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Bir kere her şeyden önce kadın olmak, dişi olmak, güzel olmak, seksi olmak bütün bunlar yaratanın bize verdiği, bağışladığı lütuflardır. Hiçbir zaman bunlardan utanmamalı, gururla kendimizi tanımalıyız.

Haklarımızı ve gücümüzü elde ederken erkekleşmemek, kendi ayaklarımızın üzerinde durmak, özgür irademizle kararlar almak tabii ki çok değerli ve gerekli ama bunu yaparken dişiliğimizi kaybetmeden de yapabiliriz. Şahsen ben buna canlı bir örneğim. Maalesef güçlü olmak adına çaba gösterirken farkında olmadan içimizdeki dişi enerji yok edip, eril enerjiyi şahlandırıyoruz.  

Elbette kendimizi ezdirmeyeceğiz hakkımız neyse sonuna kadar onu savunacağız ama bunu yaparken dişi alanda kalmak çok önemli. 

Kadın erkek ilişkisinde artı eksi kutupların birbirini çekmesi gibi dişil ve eril enerji de birbirini çekerken, aynı kutuplar birbirini iter. Eğer gerçek bir erkek, adam gibi bir adam istiyorsanız gerçek bir kadın gibi davranıp karşınızdaki erkeğin elinden rolünü çalmadan ona erkek olduğunu hissettirin. Buradaki üstlendiğimiz roller, ilişkilerdeki akıbetimizi de bir noktada belirliyor. Her ne olursa olsun, biz kadınlar o narin yapımızla güzeliz…

Ve kişisel gelişimin o bilinen jargonuyla size örnek verecek olursam alma verme ve eril dişil dengemiz için; bir kadın olarak izin verin erkeğiniz açsın size arabanın kapısını açsın, masaya otururken sandalyenizi çeksin, izin verin ilk hesabı o ödesin. Çünkü dişi enerji alan, erkek verendir. Sizin için ne kadar çok emek verirse siz o kadar kıymetli olursunuz.

Son olarak röportajımıza son verirken okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? 

Burada sözüm herkese… Okuyucularımın, takipçilerimin kendileri için ders çıkarmaları ve algıladıkları öğretileri direkt hayatlarını uygulayıp kendi hayatlarını olumlu yönde değiştirmeleri yani sadece okuyup geçmeden direkt icraata geçmeleri için yazdım. Lütfen kendinize güvenin. Hayat bu, kaç kez yere düştüğümüz değil, her seferinde yerden nasıl kalktığımız önemli… Hepinize buradan kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. Ayrıca okurlarımla aramda köprü olan Martı Dergisi’ne çok teşekkür ederim.

Verdiğiniz cevaplar ve içtenliğiniz için biz teşekkür ederiz. Martı Dergisi olarak bugün gerçek bir yaşam öyküsüne tanık olduk. Eee ne diyelim o zaman sevgili yazarımıza başarılar ve okuyanlara ilaç olsun. Yeni kitaplarınızı merakla bekliyoruz. 

Sevgiler…

 

Martı Dergisi adına Baş Editör Elif Alim röportajı yapmıştır. 

 

 

Önceki İçerikBayramımız Kutlu Olsun. Kutluluyorum.
Sonraki İçerikEmotion Coaching – Duygu Koçluğu
Merhaba ben birçoğunuzun Elicim ya da Elii olarak bildiği Elif Alim. Küçük yaşlarda başlayan yazı tutkumun isyanla evrilmesi sonucu şu an karşınızdayım. Uzun yıllar mahlas kullanarak yazdım. Ülkemizde kadın olmanın verdiği baskıyı omuzlarımda ben de hissediyorum. Bu bağlamda kalem ve düşüncenin sınırları yokmuş gibi görünse de aslında var. Ama bu noktada okuyucu devreye giriyor. Kimi yazılarınız içimin balkonu oluyor derken, farkındalıklı bir uyanış başlıyor. İnsan böyle güzel motivasyonlarla karşılaşınca var olma amacına daha iyi konsantre oluyor. Bizim çocukluğumuzda hayal dünyası geniş çocuklara normal çocuk muamelesi yapılmazdı. Etraf hemen endişelenir ve doktor tavsiye edilirdi. Bu yüzden 80 kuşağı hayallerine sahip çıkamamış ve her şeyi sessizce içinde yaşamış bir kuşaktır. Ben de o kuşaktanım. Tüm bunlara inat, aldığım eğitimler doğrultusunda, hayallerime kurgu satarak kavuşmak harika bir duygu. Eee tabii bu durumun bilgi açlığı veya bilgiye doyumsuzluk gibi dezavantajları da var. Bunu fark ettiğim günden beri bilgi için Fizan’a gider, Kaf Dağı’nda kahve içerim… Sonra da bakmayıp gördüğüm ne varsa bir bir yazıya dökerim. Bu benim kalemimin beslenme şekli… Yazıyla ilgili yolculuğuma her gün bir yenisi eklenirken bu yıl kurgusuna destek verdiğim ve danışmanlığını yaptığım bir roman, yılın en iyi romantik kurgusu seçildi. Derken elimin değdiği yerlerden güzel dönüşler başladı. Her biri şükürle dolu sevinç gözyaşıdır içimde… Hani hepimizin var olmasına neden olan bir yaşam amacı arayışı var ya benimki insanların yüreğine dokunmak ve kadınlara ışık olmak üzerine kurulu. Şimdi bunları kurgularımla ve yeni projelerle destekliyorum. Sizden ricam gelecekle ilgili hayaller kurmanız ve çocuklarınıza da kurdurmanız. Çünkü hayalleri olmayan bir insana kimse bir şey veremez. Sevgiler Elif Alim Geliştirici Editör/Yazar Yazar ve Ebeveyn Koçu-ICF Kurgu Danışmanı O bir duygusal okuryazar ve mikro ifade okur