40 +

40’lı yaşlarımdayım… Bu ne demek biliyor musunuz? Bir şelale altındasınız… Susadınız. Ağzınızı yukarı doğru açıyorsunuz. 40’lı yaşlar içebildiğiniz kadar içmek değil; bütün suyu içmeyi istemektir… Artık, akan suyun çoğunu tutamadığınızı bilmektir. Hayatın hızla geçtiğini görmektir.

Geçenlerde 30 yaşında bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Konusu geldi “40 yaş ne demek?” diye sordu. Hissettiklerimi yukarıdaki cümlelerimle anlattım ona.

40 yaşımla tanıştığımda içimde bir eziklik, bir tedirginlik oluştu. Bu normal akışında olacak mıydı, yoksa dışarıdaki etkenlerden mi tetiklendi, bilemiyorum. Çünkü algılarım 40 yaşa kilitlenmiş durumdaydı. Nereye elimi atsam “40 yaş” ile ilgili yazılar karşıma çıkıyordu. 40 bana hüzün veriyordu. Koskoca bir kumsalda doyasıya oynarken birdenbire avucumdaki kadar kum kaldığını fark etmek, hatta bu kumu da tutamayıp, parmaklarımın arasından hızla kaydığını birdenbire görmekti.

Üniversite, staj, sınav, işe girmeler falan derken 20’li yaşlarıma dair net bir tanımlama koyamıyorum ama 30 yaşımda kendimi daha “birey” hissetmiştim. Toplumda söz sahibi bir kişi! Bu coşkuyla herhalde ne zaman 40’la tanıştığımı anlayamadan sendromu ile baş başa kalıvermiştim.

Bu sendrom sadece kadınlarda mı oluyor, bilemiyorum. Çünkü kocama bakıyorum, bendeki telaşları onda görmüyorum. Belki de kendi içime daha çok döndüğüm için anlayamıyorum. Zaten öteden beri Fatih beni daha iyi çözümlemiştir. Beni benden daha iyi tanıdığını bile düşündüğüm olmuştur zaman zaman.

İnsanın tecrübelerini kazanırken bir ormanda yürüdüğünü, hiç geçilmemiş yollardan geçtiğini, kendisine yol açmak için kütüklerden atlamak, dalları kesmek, otları yarmak için kollarını bedenini kullanarak yara bere içinde kaldığını hayal edin. Her yaranın aslında sizi olgunlaştırdığını da unutmayın. Bu süreç kendi yolunuzu bulmak için paha biçilmez bir tecrübe zenginliği. Fakat, öyle bir dönem ki, hızlı olmak, vakit kaybetmemek lazım. İşte bu yüzden bazen o yoldan daha önce geçmiş birinin uzattığı ele tutunmak, fazla yara bere almadan eşikten kolaylıkla atlayıp, üst basamağa çıkmak, ışığa bir an önce ulaşmak istersiniz.

Kendimi şanslı görüyorum böyle bir dostum var. Bir gün “Ben galiba 40 yaş sendromuna giriyorum” dediğimde “Hiç panik yapma, en güzel ve verimli yaşlar 40’dan sonra başlar. Olgunluğa ilk adım kutlu olsun.” deyiverdi. Bilerek söylenmiş bu söz, içinde sadece teselliyi barındıran basit pansuman değil, yüreğimde ve beynimde derin bir tedaviye yol açan bir öğüttü. Herkes gibi benim de yürüdüğüm yoldan daha önce geçmiş birinin bilgelikle uzattığı ele tutunarak, güvenle ve sırtımı dikleştirerek basamağı atladım. 40’ı iliklerime kadar hissederek yürüyorum.

Evet 40, bu kadar abartılmayı hak edecek büyülü bir dönem. Hayatı ucundan tutarak değil, içine dalarak yaşamayı mutlaka öğreten, avucumda kalan kumlara sahip olmamı sağlayan, her bir kum tanesinin değerini yaşatan bir dönem.

Hatta hayat 40’tan önce ve sonra diye ikiye ayrılabilir. Öncesinde ne kadar enerji depolarsanız, ruhunuzu ne kadar beslerseniz, sonrasında size o kadar çok şey yaptırıyor ki, hayal edemezsiniz. Bir kere, benim cesaretimi daha da artırdı. Köşelerimi yuvarladı. Durduğum ufak istasyon sayısını azalttı. Beni basitleştirdi, sadeleştirdi. Güçsüz bıraktı ama Cervantes’in dediği gibi “gücümü güçsüzlüğümden almamı” sağladı. Özüme dönmemi, kendimi aramamı sağladı.

Size şunu söyleyeyim, her yaşımı sevdim ben. Hiçbir zaman geriye dönüp de “ah keşke” demedim. Hayat bana hem serin, hem de sıcak yüzünü gösterdi, herkese olduğu gibi. Serinlerde kendimi ısıtmayı, sıcaklarda kendimi serinletmeyi öğrendim. Bir kurban bayramının ilk gününde babamı kaybettik, bayramlar kutlanırken, acını içinde yaşamayı öğrendik biz. Ve sonra mutluluğun akıl işi olduğunu fark ettim. Onu üretmek gerektiğini de. Yoksa, yelkenleri indirmek, edilgen ve çaresiz olmak en kolayı. Mutluluk çaba istiyor, hayatına sahip çıkmanı gerektiriyor. Serinlerde, sıcaklarda, 30’larda, 40’larda hayatı ucundan tutmaz ve içine dalarsan hep güzel. 50’lerde, 60’larda, 70’lerde her yaşın keyfini çıkarmak dileklerimle yazıyı bağlıyorum.

Hayat bizi bekler


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın: