İnciler Kumsalda Bulunmaz

İnciler kumsalda bulunmazlar, eğer bir tane istiyorsan onu almak için dalmalısın.

Çin Atasözü

Uzun zamandır görmediğim dostum, zamanın dostlukları ayıramadığı, her buluştuğumuzda sanki dün vedalaşmışçasına olduğum can dostum… Önce heyecanla sarıldık. Çok özlemiştik birbirimizi, anlatacaklar birikmişti. Sohbetlerimiz, yaşamlarımızı besler, bizi alır başka diyarlara götürür. Çok kıymetlidir bu saatler benim için… Sohbet ilerlediğinde gözlerinin yere baktığını, sanki bir şeyleri gizlediğini aldı yüreğim. Bu gizlemek farklı bir haldi. İçinde “utanma” duygusunun olduğu, bunun, bana karşı değil de, kendisiyle ilgili olduğunu bildiğim bir duyguyla karışmıştı bu dakikalar. Dedim ya yılların dostluğu olduğunda, birbirimiz karşısında aslında çırılçıplaktık. Onda olan bu duygunun bir karşılığı, muhakkak bende de vardı ki birbirlerini tanıdılar.

“Olmadı” dedi, “olamadı yapamadım. Çok istemiştim, fakat her şey sanki aleyhime çalıştı. İstediğim bir işti, çok uğraşmıştım. Her şey mi ters gider, belki de ben beceriksizdim, bu kadarmış.”

İnciler kumsalda bulunmaz

Gözlerindeki minik yaşlar,  pırıl pırıl parlıyordu lambanın ışıltısından. Titriyorlardı,  gözünün sınırında kalmak uğruna, karar veremiyorlardı, içeri mi aksalar, yoksa yanaklardan mı boşalsalar… Sadece gözlerinin tam içine baktım, yumuşacık. Bilemezdim yaşadıklarını o yüzden “biliyorum” demedim. Tam olarak anlayamazdım o yüzden “anlıyorum” demedim, sadece ellerini aldım avuçlarıma, sıcaklığımı verdim onun avuçlarına, gözlerimiz konuştu o birkaç dakika… Ve rahatlayan gözyaşları,  yanaklarında yol buldu kendilerine, derin bir nefes takip etti onları.

Ne kadar istedin? dedim sadece. Ne kadar istedin?

Çok istedim, dedi.

Nedir? senin “çok’un”, nereye kadardır?

Ona sordum:

“Sen bu isteğin her neyse onunla mı yatıp kalktın, her kaldırım taşında onu mu gördün, aldığın her nefeste içine çektin mi onu? Güzel, çirkin demeden her durumunda kabul ettin mi? Göğüsleyebileceğine inandın mı her durumda? Herkes karşında dursa da inandın mı kendine?”

“Çok mu kitabî geldi?” diye sordum. “Bunların hep kitaplarda anlatıldığını zannediyorsan bak bakalım etrafına, yok mu böyle insanlar? Onları diğerlerinden ayıran özelliklerin başında, büyük bir inanç var içlerinde ta en derinlerde hissettikleri. Tutkuları var, ısrarcılar, talepkârlar. Onlar için HAYIR yanıtı YOK, aynı EVRENDE HAYIR SÖZCÜĞÜNÜN OLMADIĞI GİBİ. Tek gördükleri hayal kendi idealleri, istediklerini olmuşçasına ellerinde tutuyorlar. Her detayını görüyorlar, onu yaşıyorlar. Biliyorlar ki, bir gün -ki o gün çok uzak da olmayacak- isteklerini ellerine alacaklar, en güzel enerjisi ile…

 

Karşımdaki nadide yürek,  sadece bunları hatırlamaya ihtiyacı olan cesur bir yürekti.

Kim bilir ne büyük katkılar sunacak HAYATA,  ne mutlu kendine her durumda inanan ve yürüyen, KENDİLERİNİN LİDERİ olan liderlere.

Çok mu istiyorsun? O zaman dal derinlere, neyle karşılaşacağını bilmeden, karşılaşacağın her şeyin gücüne güç katacağına inanarak.

Yolun açık olsun CAN…

Mari Camgöz Pektezol

Gelişim Koçu & Enerjist


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikDoğru Sorular, Doğru Cevaplar
Sonraki İçerikKadın, Bu Dünyaya Aittir
Mari Camgöz Pektezol
1976 İstanbul doğumlu, insan aşığı bir insan. Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik bölümü ve İstanbul Kültür Üniversitesi İşletme Yüksek Lisans Mezunu. Arel Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans öğrencisi. Yaklaşık yirmi yıl süren kurumsal iş yaşamında farklı bölümlerde ve görevlerde yer aldı. İdari & Organizasyon, İnsan Kaynakları ve son on yılı Finans Yöneticiliği olarak süregelen kariyerine 2016 yılı sonunda yeni bir yön verdi. Neredeyse ilk gençlik yıllarından bugüne değin, hiç bitmeyen bir tutku ve merak ile, gelişime ve dönüşüme ilgi duydu. İnsanın; zihin, beden, duygu ve ruhu ile “bütün” olduğunu ilk keşfettiği 2005 yılında, yeni bir dönüşüm yolculuğuna başladı. Zaman içinde aldığı farklı eğitimler ile beslendi, aldığı bilgilerin birbirleriyle bütünselleşmesine önem verdi.Yazmayı ise ayrı sevdi, kitap okumaya aşık iken, yazarken yeniden yaşadığını keşfetti, yazarken yeniden yarattığını... Her yazı onu kendine daha da yaklaştırdı. Ve gün geldi yazılarından yeni bir “hayat” yeni bir kitap doğdu. Kitap adını kendi seçti, “El Yapımı Hayat” olsun dedi... 2014’de Yasemin Sungur ile hem yolları & hem de kalpleri buluştu. MARTIDAŞ olmayı çok sevdi, seviyor, hep de sevecek. Şimdİ yeni yazılar, yeni kitaplar ve yeni umutlarla yoluna devam ediyor.