Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Abone Olun:
E-Dergi & Son Sayı

PDF formatını bu bağlantıdan indirebilirsiniz.


Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives

Vefa

Hani Şu , Anlamını Söyleyemediğimiz…

Bu kelimeyi duyunca aklınıza neler geliyor?

Bir semt, eski bir futbol takımı, köklü bir lise, sadakat, sevgi, dostluk bağlılığı… Belki de hepsi.

Ya da hiçbir şey gelmiyor. Aslında ne ifade ettiğini biliyorsunuz da, sözcükleri toparlayıp, anlamını bir türlü söyleyemiyorsunuz. Çevrenizde, o kadar çok vefasız,duyarsız insan var ki, çoktan unutmuşsunuzdur bu kelimenin anlamını belki de, kim bilir…

Bir vardır, bir yoktur…

Develer tellal iken, pireler berber iken, günün birinde, güzel bir arkadaşlık kurmuşsunuzdur. Yıllar yılları kovalamış, arkadaşlığınız da, dostluğa dönüşmüştür. Paylaşımlarınızı çoğaltmış, gelecek diğer seneler için, güzel hayaller kurmuşsunuzdur. Yediğiniz, içtiğiniz ayrı gitmemiştir. Birbirinizin sırdaşı, beraber gülen’i, beraber ağlayan’ı olmuşsunuzdur. Birbirinize sözler vermiş, “ayrılmamak üzere” diye hatıralar yazmışsınızdır. Onun ağladığı günlerde, yanında ilk önce siz olmuşsunuzdur. Yardıma ihtiyacı olduğunda, önce siz koşmuşsunuzdur. Bunları yaparken asla gocunmamış, sadece onun iyiliğini düşünmüşsünüzdür. Önemli olan iyi olmaktır, gönüllü olmaktır, yanında olmaktır.

Ama öyle olmaz. Hayat, size bazen hayal ettiğiniz şeylerin hepsini bir anda sunmaz. Bir gün gelir, bir ayrılık olur. Hayat, ikinizi de, bambaşka yerlere savurmuştur. Yeni yollar çizilmiştir. Araya uzaklıklar, yollar, mesafeler girmiştir. Arkadaşınızı  göremez olmuşsunuzdur. Çabalarsınız;  bir şeylerin devamı için çaba sarf edersiniz. Ulaşmaya, aramaya çalışırsınız. Bir bayram sabahı, girilen yeni bir yıl öncesi, bir doğum günü gibi zamanlarda, hiç sitem etmeden, bıkmadan, üşenmeden, kaldırırsınız telefonun ahizesini. ..Sırf onun sesini duymak için. “Nasılsın” diye sorduğunuzda, verilecek cevabın ne olduğunu öğrenmeyi sevdiğiniz için, ararsınız.  Beraber yaşanmış onca güzel şeyin anısına ararsınız.  Birlikte içtiğiniz kahvenin hatırı için ararsınız. Birlikte gülümsediğiniz fotoğraf karesi aklınıza geldiği için, ‘Hey gidi günler’ için, ‘Olsun, ben onu çok seviyorum’ dediğiniz için, onun iyi olduğunu bilmek sizi mutlu edeceği için, ararsınız.

Telefonun diğer ucundaki ses, sizin kadar coşkulu değildir oysa. Durgun, sıradan, donuktur. İyidir, işi gücü, hali vakti yerindedir. Morallidir, gururludur. “İyi olduğumu öğrendin işte, kapat artık telefonu” der gibidir ahizenin diğer ucunda. Sıradandır konuşması. Heyecansızdır, cansızdır. Sorduğunuz sorulara verdiği cevaplarda hiçbir noktalama işareti yoktur. Dümdüz, isteksiz cümleler kurar size. Anlarsınız. Artık, telefonun öbür ucundaki ses, sizin, ‘o yıllarda’ tanıdığınız ses, değildir. Kapatırsınız telefonu.

Aradan yine uzun zaman geçer. Siz yine onu aramak ister, geçen zamanda yaşananlar için hayıflanır, üzülür, ‘Neden’ sorusunu sorar durursunuz. Eliniz telefona gider, ‘Olsun , yine de ben arayayım, belki başı sıkışmıştır yine,” der içinizdeki ses. Belki vakti olmadığı için aramamıştır, belki çok işi vardır, belki hastadır, belki numaramı kaybetmiştir… diye bir sürü şey sıralarsınız. Ararsınız her şeye rağmen. Sizi unutmuş olmasına, aklına bile gelmemesine rağmen, onu gerçekten merak ettiğiniz için ararsınız. Umduğunuzdan daha iyidir, iyi yerlere gelmiştir, keyiflidir. “Sahi sen neler yaptın, neden aramıştın?” der bu kez. Aranızdaki mesafenin daha da arttığına eminsinizdir artık. Karşınızdaki ses, zor gününde yanında olduğunuz, beraber gülümseyerek fotoğraf çektirdiğiniz, aynı sofrayı paylaştığınız ses, değildir artık. İnanmışsınızdır. “Neden aramadın bunca zaman hiç?” diyecek olursunuz ona. Yutkunursunuz. Boğazınızda düğümlenir kelimeler. Aslında boğazınızda düğümlenen sadece kelimeler de değildir. Geçen yıllar düğümlenir, tutulmamış sözler düğümlenir, anılar düğümlenir.

Artık, bir şeylerin eskisi gibi olmadığına ve olmayacağına eminsinizdir. Telefonu kapar kapamaz, bir el tutar sizin elinizden.

Salona götürür. En yakındaki kanepeye oturtur sizi. Karşısına alır.  Gözlerinizin içine bakar.  “Ne bu halin?” der tok sesiyle. Eğilip bükülmenizi istemez. Ama o da, sizin kadar üzgündür. Arkadaşınızla yaşadığınız her anda, o da sizinle yanınızda olmuştur.

Hatta artık, arkadaşınız yoktur yaşamınızda ama o, arkadaşınızı her düşündüğünüzde vardır; yanı başınızdadır. Yazdığınız mektuplarda, aradığınız telefonlarda, bayramlardaki buluşmalardadır. Şimdi de yanınızdadır işte. Maddi karşılık beklemez, hiç bir şeyi karşılık görmek için yapmaz. Kimi zaman gönderdiğiniz bir çiçektir, kimi zaman ‘Nasılsın’dan ibarettir, kimi zaman da uzanan bir eldir.

Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Yaşadıklarınızın sağlamasını yapar sizinle. Bütün dört işlemleri yaparsınız birlikte. Kaybettiklerinizin arkasından baktığınızda, bulduğunuz eksiktir o. Yaşamadan anlayamadığınızdır. Herkese gösteremediğinizdir, bazen fark etmeden varlığını atladığınız, zorlansanız da hissedemediğinizdir. İç sızlamanızdır. Hayata hayıflanmanızdır. Bağlandığınızdır. Bağlandığınız insanlardan umduklarınızdır. Karşınızdadır işte şimdi. Can alıcı bakışıyla bakmaktadır size. Siz mi borçlusunuzdur ona, yoksa o mu alacaklıdır, bilemezsiniz.  Tam da köşeye sıkışmışken, hayatınızın üzerinde alıcı kuşlar gibi dönen karabulutlar varken, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak diye yakınıp dururken, onun eli omzunuza dokunuverir ve dile gelip “Buradayım ben, bunu da aşarsın” der.

“Bana sahipsin ya, bu sana yeter” der. Ve konuşmaya devam eder:

“Bana sahip olmak istemenin,bir sebebi yok. Bana sahip olmak demek, acıya, unutulmuşluğa, yalnızlığa, hayal kırıklığına alışmak; onları yaşayarak mutlu olabilmek demektir aynı zamanda. Unutmaman gereken başka bir nokta ise; sadece insanlara karşı değil, aynı zamanda seçtiğin yolda da beni içine sindirmen gerekir, eğer bana sahip olmak istiyorsan…”

Getirisi olmayacağını düşündüğünüz  bu yolda ilerlemeli mi, yoksa hiçe sayarak gittikçe bencilleşmeli mi diye düşünmeye başlamışsınızdır. O an durur; size tekrar bakar.

“En önemlisi ne biliyor musun? Hiçbir  zaman beni seçtiğinden dolayı pişmanlığa düşüp tereddütte kalmamalısın.  İşte o zaman bana gerçekten sahip olmuşsun demektir.” der.

Sırtınızı sıvazlayıp, salondaki kitaplığa yönelir sonra. Büyük bir sözlüğün içine, V harfinin olduğu sayfaya gire,gömer kendini. Bir başkası tekrar arayıp bulmak, anlamını sorgulamak istediğinde, “Vefa” kelimesinin karşısında yazan, paragraftadır.

Ya da  gözlerinize oturmuş iki kan çanağındadır…