Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Gelişim

Zihniniz İçin Bir Molaya Ne Dersiniz?

Bu toprak nemli mi? Mindersiz çimlere otursam ne olur?  Bu hamağa yatınca niye dengemi kuramadım? Düşecekmişim izlenimi yaratıyor ve tetikteyim. Ağaçlardan damlayan şey reçine mi? Bu kuşlar niye bu kadar alçaktan uçuyor?

Of çevreyle ilgilenmeyi bırak. Zihnini toparla, kendine oturacak uygun bir yer bul ve gözlerini yum. Kendini dinle, içinde durmadan konuşanı değil!

Toprağın bahar kokusu burnumda, hamakta sallanmayı bıraktım ama yine de zihnim sallantıda. Gün doğalı yeni bir gün olalı şunun şurasında 3 saat olmuş. Ben bungalov evin arka bahçesinde hamağın yanında dağılan zihnimi toplamaya çalışıyorum.  Sahi biz buraya niye gelmiştik?

Vazgeçtim arka bahçeden, önde verandadaki bankın üstü kitap dolu seç birini diyor içimdeki ses.  Kitapları karıştırırken, en az benim kadar kafası karışık odaklanamayan biri daha yanıma geliyor.  Farkındayım son 3 dakikadır birbirinden apayrı şeyler konuşuyoruz. Ve kalmamız gereken noktada kalamıyoruz. 

Kitapların arasında duran mini mavi kutu gözüme ilişiyor.

Hemen kapağı açıp ablama, Zihnime Mola kartlarını uzatarak “Çek bir kart” diyorum. Bir anda konu değişiyor.

“Bu düşüncen ne renk?” hadi bakalım zihnindeki her şeyi unut bunu cevapla!  Ya da bırak o soru havada asılı kalsın.

İkimizde birbirimize bakakaldık. Anlık da olsa kafamın içindeki karmaşa susmuştu. Hiç düşüncemin rengini düşünmemiştim.

Benim bir gezi yazısı yazmam gerekiyordu. Ablamın ise tezini yazması. İkimizde günlük karmaşadan düşüncelerimizi sıyırıp odaklanamıyorduk.

Ben de bir kart çektim. “Duygunu düzelt” diyordu.

Hayat zaten karmaşık, basitleştirelim diyorum. Bunu uzun zamandır kendime söylüyorum. Bu kararı verdikten sonra karşıma çıkan ip uçları mı desem, tesadüf karşılaşmalar mı desem bilemiyorum, o kadar çok yol gösteren oldu ki.

Sevgili Arzu sayesinde tanıştığım Zihnime Mola kartları bunlardan en önemlisi benim için.

Evet bu kartları sevmiştim. Hatta bir keresinde boş kart çıkınca önce bunun baskı hatası olduğunu düşünmüştüm. Ama sonra Arzu Savaş ile Zihnime Mola hakkında mini bir söyleşi yaptık.  Meğer ne sürprizli kartlarmış.

Yoksa siz hâlâ bir kart çekmediniz mi?

zihniniz-icin-bir-molaya-ne-dersiniz

Okumaya devam et

Hayatı İyi Yaşamak için Dört Anlaşma

Hayatı daha iyi, güzel yaşamak için bu 4 maddeyi hayatımıza geçirelim. Kendimizle 4 anlaşma yapalım. 

1- Söz büyüdür.
2- Hiçbir şeyi kişisel alma.
3- Varsayımda bulunma.
4- Yapabildiğinin en iyisini yap.

do%cc%88rt-anlas%cc%a7ma

Kitabımızın adı “Dört Anlaşma, Toltek Bilgelik Kitabı “ Don Miguel Ruiz. 

Kitabı Türkçeye pek çok kitabını çok şey öğrenerek okuduğum hocam, yazar Nil Gün çevirmiş. Sunuş kısmında Toltek Bilgeliği’ni şöyle tarif etmiş.

“Toltek Bilgeliği, yalnızca efsanelerde ve hikayelerde varolan ölü bir gelenek değil, bugün hala bir kısım Meksika Kızılderilileri tarafından uygulanan canlı bir öğretidir. Toltek bir din değildir. Bir felsefe değildir. Bir ideoloji değildir. Toltekler bir yaşam sanatının uygulayıcısıdır.”

Yazar Don Miguel Ruiz ise bir naguel (kişinin kendi bireysel özgürlüğüne ulaşmasında rehberlik eden öğretici) olarak yaşamını Toltek bilgisini öğretmeye ve paylaşmaya adamış.

Çalışmalarımda kullandığım kaynak kitaplardan biridir.  Dört Anlaşma.

Dönüp dönüp göz attığım bir kitap. Okuduğum demiyorum, çünkü hayatımda yerini aldı ve zaman zaman elime alıp göz atmak hoşuma gidiyor. Don Miguel Ruiz’in çok satan, umarım çok okunan ve kazanılan öğretisini anlattığı kitabı. Toltek bilgelik kitabı. 

Ayşe Arman‘a röportaj veriyor ve kendini, kitabını şöyle anlatıyor yazar. 

İnsanlara bunları anlatmaya ne zaman karar verdiniz?
-Benim büyük babam Meksika’da saygı duyulan bir şaman, annem de bir şifacı. Ben bu öğretilerin içine doğdum. Ama tıp eğitimi aldım ve uzun seneler cerrahlık yaptım. Fakat bir an geldi, özüme döndüm ve bu öğretileri başka insanlarla paylaşmaya başladım.
Ağzından çıkana dikkat et!

“Dört anlaşma”nın ilki, “Söz, büyüdür”.
-Evet. Çünkü ağzımızdan çıkan laflar önemlidir. Uçup gitmiyor onlar, havada asılı kalıyor. Anlamı, ağırlığı, karşılığı, yaptırımı var. Yani ağzımızdan çıkana dikkat etmemiz gerekiyor. Siz, çocuğunuza, “Sesin karga gibi, çok çirkin!” dediğinizde ya da “Sen aptalsın!” dediğinizde aslında bir tür büyü yapmış oluyorsunuz; o büyü, o çocuğun üzerinde kalıyor. Eğer hayatı boyunca o büyüyü bozabilirse ne âlâ, yoksa bir ömür, sesinin karga gibi olduğunu düşünüyor, şarkı söyleyemiyor ya da aptal olduğunu düşünüp ezik kalıyor. Bizim de eksik, zayıf yanlarımız, aynı şekilde, birilerinin zamanında bize yaptığı “sözlü büyüler”. “Sen onu yapamazsın, bunu yapamazsın!” gibi.

Toltec’in ikinci anlaşması, “Hiçbir şeyi kişisel alma!” diyor. Yani biri bize kötü davrandığında, üzerimize alınmayacağız çünkü onun da kendisinin başka bir şeyden incindiği için böyle davrandığını düşüneceğiz ve ona cevap vermeyeceğiz… Sabır taşı mı olalım!
-O deyimi bilmiyorum ama anladım ne demek istediğinizi. Evet olun. Karşınızdakinin tepkisi aslında sizinle değil, kendisiyle ilgili. Kızgınsa da, kıskanıyorsa da, size ne söylerse söylesin, hepsi yalnızca kendisiyle ilgili. Ve o kendisine geri dönecek, sizinle alakası yok.

Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Bu kitabı okuyun, okumak yetmez çalışın ve uygulayın farkı göreceksiniz. Kitabı okurken aldığım notlardan küçük bir paylaşım yapayım. 

Birinci Anlaşma:   “Söz büyüdür.”

“Kullandığınız sözcükleri özenle seçin.” Kullandığınız sözcükler saf, arı, temiz, kusursuz, eksiksiz olmalıdır.

Bir gün sabahtan itibaren konuşmalarınızda ne kadar olumsuz sözcükler kullandığınıza bir dikkat edin. Fark ettiklerinizi not edin. Çocukluktan itibaren en yakınlarımızdan duyarak öğrendiğimiz ve fark etmeden kullandığımız sözcükler.

Don Miguel olumsuz sözcüklerin etkisi için şöyle diyor “Söz, sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. Söz, bir güçtür; kendinizi ifade etme ve iletişim kurma gücüdür. Sözle düşünürsünüz. Düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.”

Olumsuz sözlerle kim bilir nasıl tohumlar ekiyoruz zihnimize, zihinlerimize. Temiz, saf sözcüklerle ve yargılamadan, suçlamadan, dedikodu yapmadan konuşmayı seçelim, emek verelim bunun için. Zihnimizden geçen her olumsuz sözcük, öncelikle bizi zehirliyor. Geçtiği yerlerde iz bırakıyor. O zaman anlaşmayı kendimizle yapıyoruz ve kendimizle ilgili kullandığımız sözcükleri özenle seçiyor ve alışkanlığımızı yaratıyoruz.

İkinci Anlaşma: Hiçbir şeyi kişisel alma.

“Hiçbir şeyi kişisel algılamayın.” Benim en sevdiğim anlaşmam, zor olan, yaptıkça hayatı akışa çeviren. Yazar “Sizi inciten söylenenler değildir. Söylenenler yaralarınıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz.” Bu konuda düşünelim birlikte; çevremizde bizimle ilgili değerlendirmeler, eleştiriler geldiğinde dikkatle dinlemek ve kendi birikimlerimizle anlayarak etkileşmek. Yani hayatımızın merkezine, kendimizi yönetme halimize dış müdahale almamak. Anlamak ve fayda sağlayacak şekilde yararlanmak. Kendine güvenin diyor yani yazar bize.

Üçüncü Anlaşma: Varsayımda bulunma.

“Varsayımda Bulunmayın. Alışkanlıklarımız ve rutin davranışlarımız içinde varsayımlarda bulunduğumuzu fark etmeyiz bile” diyor Yazar. Herkesin bizim gibi düşündüğünü varsaymak. Her birimiz farklı bireyleriz, farklı şeylerden etkilenir, farklı şekilde tepki veririz. Bu nedenle hatalı düşünceye daldığımızı fark etmeyiz bile. Anlamak için iletişim kur.

Varsayma, Zannetme, Farz etme. Soru sor…

Dördüncü Anlaşma: “Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap”

“Yapabildiğinin en iyisini yap.” Yazar Miguel son anlaşma için; “Bu anlaşma, diğer üç anlaşmanın kalıcı alışkanlığa dönüşmesini sağlayan anlaşmadır. Dördüncü anlaşma ilk üçünün aksiyonudur. Her koşulda, daima en iyisini yapın, ne daha fazla ne daha az. Ama şunu daima hatırlamanızda yarar var: An, her an değiştiği için asla ‘en iyiniz’ olmayacaktır. Dört anlaşmayı yaşamınızda uyguladıkça ‘en iyiniz’ de gittikçe ‘en iyi’ hale gelecektir.” diyor.

“Her günün hakkını vererek yaşayın. Bugün yeni bir rüyanın başlangıcı olsun.” diyen yazar bana çok sevdiğim bir şiiri hatırlattı.

En İyisi

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,

Vadide bir çalı ol.

Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.

 

Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.

Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.

Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

 

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.

Dünyada hepimiz için bir şey var.

Yapılacak büyük işler, küçük işler var.

Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

 

Cadde olamazsan patika ol.

Güneş olamazsan yıldız ol.

Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.

Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.

Douglas MALLOCH

Yasemin Sungur 

#HayatÖğrencisi 

Okurun Gözünden: Bir Türkiye Hayali, Selçuk Şirin

Selçuk Şirin hoca bir Türkiye sevdalısı. Bir eğitmen arkadaşımız söylemişti: “Söylediği sende kalana hoca denir.” Selçuk Şirin’e de hem akademik unvanından hem de bu yazdıkları bende iz bıraktığından dolayı büyük bir mutlulukla hoca diyebiliyorum. Hürriyet Gazetesi’nde düzenli yazılarını takip ettiğim Şirin’in ikinci kitabı “Bir Türkiye Hayali”. Doğan Yayınlarından çıkan ve 238 sayfadan oluşan bu bilgi ve fikir küpü kitap bir nefeste okunuyor.

Son yıllarda hepimiz, ülke meseleleri ile çok ilgiliyiz. Hepimiz, çocuklarımız, yakınlarımız, kendimiz için daha yaşanabilir şartlar istiyoruz, insan olmanın en doğal hali bu. Selçuk Şirin, New York Üniversitesi’nde kürsü profesörü olmasına, Amerika’da ikamet etmesine rağmen, uzaklık ve zamansızlığı bahane edip ilgisini vatanından hiç esirgememiş. Düşünmüş, üretmiş, katkı sağlamış. Eğitim ve psikoloji alanında yüze yakın bilimsel yayına imza atmış olan Şirin 2015 yılında da ABD Bilimler Akademisi Komisyonu’na seçilmiş.

okurun-gozunden-bir-turkiye-hayali-selcuk-sirin

Okumaya devam et

Ego ve Ötesi

“Kral Janaka, kutsal kitapların birinde, deneyimli bir süvarinin ayağını üzengiye koyup atın üzerine çıkıncaya kadar geçen kısacık sürede aydınlanabileceğini öğrenmiş. 

Bunun üzerine tüm bilgeleri saraya davet etmiş, ancak hiçbiri ona bu tecrübeyi yaşatamamış. Bir gün yöreye, Ashtavakra adında bir yaşlı ermiş gelmiş. Rivayete göre o, daha doğmadan bilgeymiş. Ve o gün sarayın huzuruna kabul edildiğinde, krala hitaben ‘Bir beklentiniz varmış efendim, yardım edebileceğimi düşünüyorum’, dediğinde kral bilgeyi hemen tanımış. Zira “sekiz kıvrımlı” demek olan Ashtavakra’nın vücudunda ismi gibi sekiz eğri büğrü kıvrım varmış.

ego-ve-otesi

Okumaya devam et

Affetmek

Kelimeleri doğru anlıyor ve doğru bir şekilde idrak ediyor muyuz? İçselleştirebiliyor muyuz?
Affetmek kelimesinin sözlük anlamı olan bağışlamak kelimesi tam anlamı veriyor mu? Yoksa daha derin bir anlamı var mıdır?

Affetmek, başımıza gelen olayda sorumluluğun kendimize düşen kısmını almak, ve diğer tarafa da (bazen suçladığımız kişiye de) kendi payını vermektir.

Tüm bunu yaparken geliştirdiğimiz anlayış, bakış açısı ve içtenlik, işin püf noktaları…

affetmek

Öncelikle kendiniz tamamen haklı görüyorsanız, bunu kabul etmek zor veya imkansız gözükebilir. Her duruma ve olay şöyle bakmak gerekir: Başımıza gelen her durumu biz yaratırız. Evrende her şey sistemlerden oluşur ve bu sistemler birbirine etkiler. Bu iki kavram karşıt veya ilişkisiz gibi dursa da, derin bir seviyede tamamen birbirlerini desteklerler.

Ne kadar uğraşsanız da, herhangi bir durumda kendi payınızı anlamasanız bile, en azından “bu durumdaki payımı kabul ediyorum, senin payını da sana veriyorum” demek sizi rahatlatacak ve o kişi ile olan bağınız sağlıklı bir hale gelecektir; ne fazla sıkı – ne de fazla kopuk… Ve bir bakacaksınız, bu tip durumlar ve olaylar hayatınızda azalmaya başlamış.

Doğada haklı ve haksız yoktur. Doğa yasaları dediğimiz sistemsel yasalar mevcuttur. Bu bakış açısı bize, olan olayları olduğu gibi, yargılamadan, etiketlemeden, eleştirmeden algılama yetisi verir. Affetme sürecinde bu bakış açısı önemlidir.

Diğer bir anlayış ise, her türlü acının, travmanın biz de bıraktığı pozitif bir yön vardır. Eğer bu travmanın üzerinde çalışıp çözümleyebilirseniz, bize kalan bu yön hediyedir. Bu zor şartlarda güçlü olmak veya yaratıcı olmak gibi yönler olabilir. Çok büyük iş adamının, sanatçını veya liderlerin çocukluklarını incelerseniz, bir çok olay bulursunuz; Steve Jobs, Roosevelt, Aşık Veysel…

Son olarak şunu belirtmekte fayda vardır: Affetmek zihinle yapılacak bir işlev değildir. Kalple yapılmalıdır. Kalbiniz sızlıyorsa bile, sızlaması geçene kadar tekrar tekrar denenmelidir. “Yaptıklarını görüyorum; kendi payıma düşeni alıyorum. Kendi payımı kendim alıyorum ve yaptıklarım için üzgünüm.”

Deniz Öztaş

Siz Kimsiniz? Dr. Wayne W. Dyer’in Kendini Tanıma Testi

Severek takip ettiğim  Salim Kadıbeşegilin sayfasında rastladım bu yazıya ve iznini alarak MartiDergisi.com okurlarıyla  paylaşmak istedim. Dr. Wayne W. Dyer pek çok kitabı ile zihnimi açan kendimi geliştirmeme fırsat veren, işimde kullandığım pek çok bilgiyi bana ulaştıran bir uzman. Özellikle Kendin Olmak, Hayat Dersi, Hayatını Değiştirmek İçin Düşüncelerini Değiştir ve Hatalı Alanlarınız kitapları bende çok iz bırakmıştır.

Kendini bir dünya vatandaşlığı yolcusu olarak tanımlayan Salim Kadıbeşegil’in iletişim alanındaki 40 yıllık birikimi içinde yayımlanmış sekiz kitabı bulunuyor:

  • Halkla İlişkilerin Temel İlkeleri, 1986”
  • Halkla İlişkiler Reçeteleri, 1992”
  • Halkla İlişkilere Nereden Başlamalı?, 1997”
  • Kriz Geliyorum Der, 2002”
  • İtibar Yönetimi, 2006”
  • Şimdi Stratejik İletişim Zamanı, 2009”
  • “Oyun Bitti, 2012
  • “Ya Kuşlar Rüzgâr Güllerine Çarparsa!”2015 (Blog yazıları derlemesi)

Yazısını aynen burada yayınlıyorum… Sağlıklı, huzurlu bir yaşam diliyorum:) 

“Arşivimin bir köşesinde yıllardır durur. Ne zaman kimden almışım bulamadım. Oysa geç de olsa Dr. Wayne W. Dyer ile tanışmama vesile olduğu için teşekkür etmek isterdim.

dyer-wayne

Okumaya devam et

Bitmeyen Dert: Uyku Eğitimi

Uyku eğitimi çok stresli bir şey. Bir sürü farklı yöntemler var üstelik hepsi ya anneyi ya da bebekleri yıpratıyor sanki. Doğru yol ne peki?

baby-22194_1920Bebekle birlikte mi yatılmalı mı yoksa ayrı odalarda mı? Birlikte yatılacaksa aynı yatakta mı yoksa ayrı yataklarda mı? Bebek ağlarsa yataktan kaldırılmalı mı yoksa yerinde dursun mu? Ağlarsa emzirmek iyi mi yoksa kötü alışkanlık mı yapar? Uyuyana kadar yanında beklemeli mi yoksa tek başına uyuması öğrenmeli mi? Bu konudaki sorular bitmez gibi!

Okumaya devam et

Dünya Çocuk Günü ve Çocuk Hakları

İnsan kendi hayatında çocukluğuna gittiğinde,  bazen güzel bazen de kötü anılarını hatırlamaktadır.  Ama çocuk olmayı hep sevmektedir.  İlerleyen yaşına direnerek, zaman zaman “keşke yine çocuk olsam” demekten de kendini alamaz. Çocuklar; yaşamın enerjileridir, renkleridir, coşkusudur, dengesidir, öğretmenidir ve mutluluk kaynağıdır.webokurdnyaocukhaklargn

Bu yüzden Uluslararası Çocuk Günü fikri, 1925 yılında Cenevre de yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı’ndan sonra doğmuştur. Bu Konferansa 54 ülke katılmıştır. Yayımlanan bildirgede esas alınan konular, yoksulluk, çocuk işçiliği, eğitim ve çocukların refahını ilgilendiren maddelerden oluşmaktadır.

Türkiye’de,  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 1929 da kutlamaya başlandı, bu tarihte örgütlenen 4000 çocuk ilk kez TBMM den haklarını talep etti. Okumaya devam et

Kalplerin Liderliği ile Farklı Bir Deneyim

20140912_183836Yaklaşık 8 yıldır liderlik alanında bireysel ve grup çalışmaları yapıyor, eğitimler veriyorum. 2012’den bu yana kadınlara özel liderlik konusunda (Executive Women Leadership Program) odaklanarak çalışıp bir çalıştırıcı koç olarak bu alanda önemli deneyimler edindim. Duygusal zeka, nöro liderlik ve cinsiyete dayalı liderlik ilgi alanlarımdan. Kadınlarla çalışırken peki ya erkekler sorusu sık sık gündemime geldi. Bu çağrıya istinaden programlarına Türkiye ve Hindistan’da katılma şansını bulduğum sevgili Sukhvinder Sircar’ı erkeklere yönelik bir program için davet ettim. Bu davetle beraber Eylül ayı Derin Koçluk Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık ofisinin değerli bir ruhsal öğretmen olan Sukhvinder Sircar’ın farklı ve güçlü programlarına ev sahipliği ettiği bir ay oldu. 12-14 Eylül’de Leadership Of The Heart programı ile sadece erkekler için yaptığımız bir çağrı ile 8 erkek kalbin liderliği konusunu çalıştı. Türkiye’de bir ilke daha imza atmış olduk. Okumaya devam et