Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Stone Town ve Dev Kaplumbağaların Yaşadığı Prison Island

Zanzibar’ın şehir merkezi Stone Town, ama öyle merkez deyince büyük beton binaların kapladığı bir metropol gelmesin aklınıza. Genellikle eski yapılardan oluşan, daracık ara sokaklarda bazen camları bile olmayan ahşap ya da boyaları dökük küçük beton evlerin oluşturduğu bir yer. Henüz bozulmamış kendine has bir dokusu var. Bu yüzden de Unesco Dünya Mirasları Listesinde yer alıyor. Nefis okyanus manzarasını özellikle gün batımlarında Stone Town’da da görmek mümkün. Nungwi’den ayrılıp buraya gelir gelmez, önce eşyaları otele bırakıp, hemen Freddie Mercury’nin doğup, çocukluğunu geçirdiği evi aramaya koyuluyoruz. Queen grubunun efsanevi solistinin hayatının ilk yıllarını geçirdiği sokaklarda yürümek heyecan verici bizim için…

stone-town-ve-dev-kaplumbagalarin-yasadigi-prison-island

Sorduğumuz kimse nerede olduğunu bilmiyor. Hatta adını ilk kez duymuş gibi bakıyorlar! Oysa bu kadar küçük bir yerde, böylesine turistik yapıyı bilmiyor olmaları mümkün değil. Bir süre sonra anlıyoruz ki, yerel halk rehberlik işine çok hevesli. Eğer bu hizmeti kendilerinden almıyorsanız size hiçbir yeri tarif etmiyorlar. Elinizdeki harita ile bulmanız da hayli zor. Çünkü o birbirinin içine geçmiş daracık sokakları haritada anlamak olası değil. Biz de önce yürüyerek bu küçük şehri keşfetmeye karar veriyoruz. Ve otelimizden sadece iki sokak ötede buluyoruz Freddie Mercury’nin evini! Ev şimdilerde bir otel olmuş. Gönül isterdi ki müze olsun. Ama hala yerli yerinde duruyor olması da iyidir diyerek, fotoğraf çekmeye koyuluyoruz.

zanzibar-1

Şehri bir günde yürüyerek ya da tuktukla gezmek mümkün. İnsanın içini acıtan bir tarihi var. Çünkü burası, geçen yüzyıla kadar, dünyanın köle ticareti merkezlerinden biriymiş! Zaten şehrin en turistik noktalarınadan biri de Slave Market. Şu anda buranın bahçesinde Christ Kilisesi bulunuyor. Kilise Zanzibar’ın ilk ve en büyük kilisesi. Kilise’nin bahçesinde, köle ticaretini sembolize eden dokunaklı bir heykel bulunuyor. Bu büyük insanlık suçu ve dramını yerinde hissetmek sarsıcı bir duygu. Hayal etmesi bile korkunç!

zanzibar-2

Kokuya ve görüntüye dayanabilecek olanlar için şehrin gezilecek yerleri arasında balık pazarı da var. Sabah erken saatlerde balıktan dönen tekneler, mallarını sıkı bir pazarlık ile burada satıyorlar. Tezgahlarda aradığınız her tür deniz mahsulünü taze olarak bulmanız mümkün. Hayli kalabalık ve haraketli bir yer. Hemen yanı başında da meyve-sebze pazarı var. Nefis tropik meyvelerin yanı sıra Zanzibar’ın vazgeçilmezi olan mis kokulu baharatlar da bulunuyor burada.

zanzibar-3

Şehrin en büyük ve merkezi parkı; Foradhani Park. Gündüz gezerken sadece sıradan bir park olan Foradhani, akşamları tam bir şenlik yeri oluyor. Buraya kurulan tezgahlarda, yerel halk yaptıkları yemekleri satıyor. Yerel lezzetleri ucuza, dünyanın dört bir yanından gelmiş meraklı turistlerle ve tabi Zanzibarlılar’la birlikte yeme şansınız var. Biz tam Kurban Bayramı sırasında şehirde olduğumuzdan hayli kalabalık ve eğlenceli oldu parkta geçirdiğimiz akşam. Parkın devamında kıyıda 18.YY.da inşa edilmiş Arap Kalesi’ni görmek de mümkün.

zanzibar-4

Zanzibar çoğunluğu müslüman bir ülke, bu yüzden de Kurban Bayramı sabahı sokaklar, en şık kıyafetlerini giymiş çocuklar ve yetişkinlerle doluydu. Kadınlar tüm takılarını takıp, göz alıcı makyajlarını yapmışlar, her tarafı birbirinden hoş esans kokuları sarmıştı. Zaman zaman sokaklarda yerel müzikler çalıyor ve çocuklar neşeyle dans ediyordu. Tüm bu renkliliğe bildik kurban görüntüleri de ekleniyordu tabii.

zanzibar-5

Şehrin en dikkat çeken yapılarından biri Beyt-ül Acaip yani Acaip Ev! 1800’lerin sonlarında Umman Sultanı’nın kendisi için yaptırdığı bir ev burası. O dönem için çok göz alıcı olan, ilk kez asansör ve elektrik kullanılan bu yüksek yapı için halk, bu ismi uygun görmüş. Şimdilerde bir müze olan bu bina, sömürge döneminde de İngiliz valisinin konutu olarak kullanılmış.

zanzibar-6

Şehrin dar sokaklarında, eski binaların arasında dolaşırken en çok dikkatimizi çeken şey şahane ahşap oyma kapılar oluyor. Tıpkı Fas’da olduğu gibi burada da kapı işçiliğine hayran kalıyoruz. Her birinin önünde tek tek durup incelemek istiyoruz. Evlerin önlerindeki küçük hediyelik eşya dükkanları da rengarenk, göz alıcı yerel el işleriyle dolu. Bir ara sokalarda kayboluyor, sonra sahile çıkıp yeniden yolumuzu buluyoruz.

zanzibar-7

Bu keyifli gezinin duraklarından biri de limanın hemen yanında kıyıda yer alan Mercury’s Restoran oluyor. Tahmin edebileceğiniz gibi adını Freddie Mercury’den alıyor. Hatta Queen şarkılarının isimlerini taşıyan kokteyller bile var menüsünde. Daha gelmeden methini çok duyduğumuz deniz mahsullü pizzasından söylüyor ve pişman olmuyoruz. Bir başka pişman olmadığımız mekân da gün batımlarıyla ünlü Africa House Hotel’in terasıydı. Güneş sarı, turuncu ve kırmızının tüm tonlarında dans ederek unutulmaz görüntülerle veda ediyor burada güne. Fotoğrafçılar için iştah kabartıcı bir mekân…

Ertesi gün erkenden kalkıp, kahvaltı yapıyor ve hemen sahile koşuyoruz. Çünkü dev kaplumbağaların yaşadığı Prison Island’a gideceğiz. Kıyıdan net bir biçimde görülen adaya tekneyle 15 dk.da ulaşıyoruz. Bizi ilk olarak nefis bir deniz, sahil ve iskele karşılıyor. İskeleden adaya çıkıyor ve ilk olarak tanışmak için can attığımız dev kaplumbağaları görmeye gidiyoruz. Kocaman bir alanda serbestçe dolaşan irili ufaklı kaplumbağalar, elimizdeki ıspanaklara doğru kendilerinden beklenmeyen bir hızla atağa geçiyor. Hemen etrafımızı çevirip büyük bir iştahla yiyorlar. Biz de onlara dokunup, sevme şansını yakalıyoruz. Normalde bu dev kaplumbağalar Zanzibar’da yaşamıyor. Yıllar önce Seyşeller’den hediye olarak getirilmişler. Önce iki erkek, iki dişiyken, şimdi sayıları yüzlerce olmuş. Henüz yavru olanları özel bir alanda büyütülüp, belli bir boyuta gelince, büyüklerin yanına alınıyor. Buraya girerken bakımları için kurulan vakfa, imza karşılığı bağış yapabiliyorsunuz.

Bu unutulmaz deneyimin ardından, adaya adını veren hapishaneyi ziyarete gidiyoruz. Ada’nın yerel adı Changuu, ama 1860’larda köleler için yapılan hapishane yüzünden Prison Island olarak tanınıyor. Aslında burası hiç hapishane olarak kullanılmamış, fakat sarı humma salgını sırasında karantina olarak hizmet vermiş. Şimdilerde adada özel bir otel de mevcut. Ada’dan ayrılmadan o nefis plajında denize girmeyi de ihmal etmiyoruz. Geldiğimiz tekne ve içinde bizi bekleyen rehberimizin soyduğu lezzetli meyvelerle dönüş yolculuğuna geçiyoruz. Kalbimizin bir kısmını bu güzel adada bırakıp, tekrar gelmeyi dileyerek…