Sarsıntısıyla Güçlendiren Bir Hikâye: Kabuk

0
48

Zeynep Kaçar’ın ilk romanı Kabuk, Sel Yayıncılık tarafından bu yılın Ocak ayında yayımlandı. Bahar dönemiydi okuduğumda. Dergimiz için yazacağım kitapları gözden geçiriyordum. Kitabın bende bıraktığı acı-tatlı tadı, okumadıysanız okuyup siz de hissedin diye bu kitap hakkında yazmaya karar verdim.

Zeynep Kaçar’ı yazdığı ve oynadığı tiyatro oyunlarından ve televizyon dizilerinden; yazar, yönetmen ve oyuncu olarak tanıyoruz. Üstelik tüm bu kimliklerini romanda gördüğümüzü söylemek yanlış olmaz.

sarsintisiyla-guclendiren-bir-hikaye-kabuk

Kaçar, oyunlarında olduğu gibi romanında da kadını anlatmaktan vazgeçmemiş. Kabuk hakkında çok güzel inceleme yazıları yazıldı, yazarı ile çok güzel söyleşiler yapıldı. Birçoğunu internette bulmanız mümkün. Hem söylenenleri bir daha tekrar etmemek için hem de başka şeyler söylemeye çalışırken kitabın büyüsünü bozmamak için biraz daha genel bir yazı yazacağım ancak bu kitabı mutlaka okuma listenize almanızı öneriyorum.

Roman boyunca üç farklı kuşaktan üç kadının hikâyesini kendi ağızlarından dinliyoruz. Bu kadınlar acıları olan kadınlar. Kayıplar, hüzünler, terk edişler yaşamış olsalar da bir yerinden hayata ve birbirlerine tutunmaya çalışan kadınlar… Aynı aileye mensuplar ve bu ailede doğup büyümenin, anneanneden gelen sevgisizliğin izlerini taşıyorlar.

“Kim bilir, kim bilebilir ne güzel bir histir tam olmak? Sıradan bir ailede dünyaya gelme kaderiyle taçlanmak. Orada güvende büyümek; sancısız, acısız, korkusuz. Sahi korkmamak nasıl bir histir kim bilir, kim bilebilir?”

Yazar, bu üç kadın üzerinden aile kavramını ustaca sorguluyor. Aile hem en kuytu sığınak olurken, kaçılması gereken bir kapana dönüşüyor yer yer. Buradan kaçışın yolu bazen delirmek oluyor bazen bir şeylere tutunmak…

Erkekler ise bu romanda yok gibi… Bu, kadın sesiyle konuşan bir hikâye… En temel duygusu ise yalnızlık…

Yazar romanın serimini yaparken karakterleri bir tiyatro sahnesine alır gibi teker teker getiriyor karşımıza. Her biri sahnesini alıp kendi hikâyesini anlatıyor. Başta isimleri yok, görüntülerinin tasvirleri yok. Biz onların kim olduğunu çevreleriyle kurdukları ilişkilerden anlamaya çalışırken yazar hikâyenin düğümlerini teker teker atmaya başlıyor. Romanın sonuna kadar hiç durulmayan tempo, çözülen her düğümde içimizde bir iz bırakıyor. Tavsiyem romanı okumaya başladığınızda kişilerin aile bağları hakkında küçük notlar almanız, böylelikle romanda kaybolmadan, rahatlıkla ilerlemeniz mümkün.

Kurgusu ve dili üzerine ustaca çalışılmış bu romanda tüm sorgulamalar en sonunda bizi kendimize döndürüyor tabii…

Kabuk, aile kavramını, kadınların kuşaklar boyu taşıdığı yaşamlardan yola çıkarak sorguladıkça ailenin bizi hem yetiştiren hem kısıtlayan en kilit şeylerden biri olduğunu vurguluyor. Kendimiz olabilmek için ona sığınmak kadar, ondan kurtulmanın çelişkisini ince ince işliyor.

Sonuçta, okuru sarsan, sarstıkça güçlendiren, son derece sağlam bir roman çıkmış ortaya. Yeniden okunası, tavsiye edip okutulası…

“Oysa her kadın başka türlü bir derinlik, başka türlü bir kuyudur. Ve açını iyi ayarlamasını bilirsen her kadın kendi dünyasında çok katmanlıdır. Sırf bir dünya kurabildiği için. Bir dünya kurmayı bildiği için. Belki dünyayı küçük bir avuca sığdırdığı ve o avucu erkeğin ellerine sakince bırakabildiği için.”

Beril Erbil


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Yorum Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here