Şairim Nazım Hikmet Doğmuş Bugün

Nazım Hikmet benim için şiir demek. Her şiirinde yeni duyguları keşfederek yeni yolculuklara çıkmak demek.

Oğlu Memet için yazdığı şiirler yüreğimi paralar…

Memet

Karşı yaka memleket,
sesleniyorum Varna’dan, işitiyor musun?
Memet! Memet!
Karadeniz akıyor durmadan,
deli hasret, deli hasret,
oğlum,  sana sesleniyorum, işitiyor musun? Memet!  Memet!
yüreğimde hissederim bu özlemi, bu çığlığı…

nazım oğul m 

En çok etkilenerek okuduğum eseri Kuvayı Milliye Destanı

Onlar ki toprakta karınca,
                                   suda balık,
                                                havada kuş kadar
                                                             çokturlar;
korkak,
            cesur,
                     câhil,
                             hakîm
                                      ve çocukturlar
ve kahreden
                 yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır. diye başlar ve sayfalarca sürer bu memleketin destanı ve şair bu destanı hapishanelerde yazmıştır.

1939 İstanbul Tevkifanesi,  1940 Çankırı Hapisanesi, 1941 Bursa Hapisanesi

karsiyakaya_nazim_muzesi-1

ve sonra çok etkilendiğim kendime, hayata bakışıma örnek aldığım şiiri gelir…

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın                       

bir sincap gibi mesela, yani,

yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,                       

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,                        

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda                                    

insanlar için ölebileceksin,                        

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,                        

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,                        

hem de en güzel en gerçek şeyin                                      

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,           

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,           

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,                                      

yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

Sık sık dinlerim Genco Erkal’ın sesinden…

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,

yani, beyaz masadan,

bir daha kalkmamak ihtimali de var.

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz

en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,

diyelim ki, cephedeyiz.

Daha orda ilk hücumda, daha o gün

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın,

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla

yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

  1948

3

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,

yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım HİKMET

Önceki İçerikTek Ayak Üstünde Dengeli Besleniyorum
Sonraki İçerikBu Film İzlenir! Diren! Suffragette
Yıllar önce okul dönemimin bittiğini söyleseler de ben hayatın tutkulu bir öğrencisi ve seçip aldıkları, özünden kattıkları ile sen izin verirsen ben bir rehber. Ben bir Özgür Martı. Ben bir düşleyen. Kanatlarım ile gelişime, paylaşıma ve değişime keyifle uçarım. İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara ulaşmak için MartiDergisi.Com’u uçurdum. Şimdi hep birlikte uçuyoruz. Kitapdaşlarımla birlikte Kitap ile Sohbet ederim ve onları İstanbul Oyuncak Müzesin de baş konuk olarak ağırlarım. Oyun oynamayı bırakmadım. Hayatı kelimeler ile anlatmayı, yazmayı ve onların büyüsüne kapılıp Yaz(ı) Kamplarımı keşfe dönüştürmeyi bilirim. Harekete Geçmeyenleri enerjimle uyandırırım. Sevgiyle nefes alıp, şiirle güne başlarım. Aşk ile Can oğlum ve Ceren kızımla, evrende hayat bir başka güzel. Şükür...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz