Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Özgür Olma İhtimali

Hepimiz özgürlüğe mahkumuz, der Sartre. Bunun gerekçesini de her an başka bir seçeneği hayal edebiliyor olmamıza bağlayarak verdiğimiz kararlardan tümüyle bizim sorumlu olduğumuzu söyler. Sözün temelinde yatan dayanak, her zaman yeni şeyler deneme özgürlüğümüzdür.

Rousseau’ya göre durum farklıdır. “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur”[1], diye başlar Toplum Sözleşmesi adlı eseri. Modern insan özgür olduğunu sanarak yanılır. Ona göre, yozlaşmanın ve bencilliğin psikolojik kaynağı kişinin kendisini başkalarıyla karşılaştırmasında yatar ve ilk toplumların oluşumuyla birlikte görülür. Erken kabileler döneminde insanlar “en iyi şarkı söyleyen ya da dans eden, en yakışıklı, en güçlü” insanlara çok değer verir ve onların yerinde olmak isterdi. Bu, gıpta etmenin, utanmanın, kendini beğenmişliğin ve küçümsemenin başlangıcı ve masumiyetin sonudur.[2]

ozgur-olma-ihtimali

Locke masumiyetin sonunun parayla başladığını düşünür:

“İnsan, hem zevklerini artırıp acılarını azaltmaya çabalar, hem de akıl sahibi yani ahlaksal bir varlıktır. Paranın icadından sonra insan doğasının ahlaksal yanı zayıflar ve davranışlarını sonsuz arzuları belirlemeye başlar.”[3]

Marx, kapitalizmin özgürlüğe son noktayı koyduğunu iddia eder. Ona göre, kapitalizm, görüntüler dünyasına hapsettiği insanları bazılarını taklit ederek yaşamaya zorlar. Bu da özgürlüğü yok eder.

Marx’ın varsayımından yola çıkarsak seçeneklerimizin olması özgürlüğümüzün olduğu anlamını taşımıyor. Bu seçenekler önceden her ihtimal göz önüne alınarak tasarlandıysa ve her yolun tek noktaya çıktığı bir labirentse temelde söz edilen tek seçenektir. Günümüzde tektipleştirilen toplumların önüne konulan seçenekler aslında hep aynı noktaya götürmektedir. Özgürlük bir kandırmacadır.

“İnsan, doğası gereği bencildir, sonsuz arzulara ve güç isteğine sahiptir”, derken Hobbes, iktidar sahibi kişi ve grupların diğerlerine tanıdığı özgürlüğün de görünüşte sonsuz ama içerik olarak kısıtlayıcı olduğunu düşündürür.

Dünyanın en değerli elmas ve altın madenlerine sahip Afrika ülkeleri ekonomik çöküntüye sürüklenirken halklarının açlık çizgisinde yaşaması özgürlükler açısından sorgulanması gereken bir durumdur. Çocukları açlıktan ölmek üzere olan bir adamın yeryüzünün başka bir bölgesinde ömür boyu kazanabileceğinin kat kat fazlasına satılacak bir parça taşı kendi ülkesinin topraklarından çıkartması ironik bir durumdur. Malum markaların Uzakdoğu’daki fabrikalarında Avrupa ya da Amerika’da maaşının üç katına satılacak ayakkabıyı üreten işçinin çıplak ayakla gezmesi de sistemin savunucuları açısından cevaplanması gereken bir durumdur zira sistem savunucuları bireylerin alım gücünün artması ve seçeneklerinin çoğalmasını demokrasi ve özgürlükler açısından bir zafer olarak sunarlar. Elbette o ayakkabıların satışa sunulduğu coğrafyada bir sistem başarısından söz etmek mümkün olabilir. Sorun, ayakkabının üretildiği coğrafyada yaşayanlarla ilgilidir. Sistemdeki temel çelişki bolluk içinde yaratılan yokluk, zenginlik içinde büyüyen sefalettir. Bir ülke için bahsedilen milli gelir artışı başka bir ülkenin milli gelir düşüşünden başka bir şey değildir aslında.

Sonuç olarak antidepresan kuşağının zorunlu seçmeli güzergahları hep aynı yere çıkıyor. Tüm özgür seçimlerin çıktığı tek noktada birey, sistemin kucağında bulmaktadır kendisini. Bu kaçınılmaz bir durum olarak on altıncı yüzyıldan bu yana etkilemektedir insanlığı. On altıncı yüzyıl İngiltere’sinin çiftçileri ortak mülkiyet olan tarla ve meraları çitle çevirip daha fazla kâr etme gayretine girdiğinden beri başımızda olan bu mülkiyet belası doğduğumuz andan öldüğümüz âna hatta daha da sonrasına, mallarımız paylaşılana kadar  peşimizi bırakmıyor. Beş yüz yıl önce Londra’da atılan bu tohumlar çok yakın tarihte Irak’taki petrol kuyularında sürgün verdi. Militarist sürgünler epeyce boy attı. Bu sürgünleri besleyen bir kök var ki bir parçası evlerimize, sokaklarımıza, okullarımıza, iş yerlerimize kadar uzanıyor. Özgürlük ve demokrasi vaadiyle gözümüzün içine bakılarak söylenen yalanlar bu kökü besleyen gübredir. Bu gübreyle çılgınca büyüyerek zihnimizi ağ gibi saran cehalet sarmaşığı göz beyin koordinasyonunu bozmakta, baktığımızı görmemizi engellemektedir. Bu sırnaşık sarmaşık global köyün jandarmalarının istediklerini yerine getirmek için uzamakta, bir gazete haberinden, bir sohbetten, bir şarkıdan, bir kitaptan, bir reklamdan, bir ilandan ve daha birçok kaynaktan yeni zihinlere bulaşmaktadır. Amaç sadece baktırmaktır. Görmeyi engellemek, soru sormayı imkânsız hale getirmektir. Herkesi Platon’un mağarasında tutmaktır.

Bu noktada verilmiş özgürlüğün bir anlamının olmadığı açıktır. Düşünmeden yapılan hatta yaptırılan seçimlerde bırakın sonucu seçeneklerin bile sorgulanması beklenemez. O halde seçeneklerin ve her an yeni bir şeyler deneme şansımızın olması özgür olduğumuz anlamını taşımaz. Sartre’ın iddiası kendisini tamamen kapitalist düzenden soyutlamış bir insan için geçerli olabilir. Dünyanın her köşesinde seçeneklerimizi etkileyecek ve hatta belirleyecek bir etken mutlaka var. Günümüz itibariyle tam özgürlükten söz edilemez çünkü özgürlük kapitalist düzenin başlamasıyla bitmiştir. Aşağıdaki sözlük anlamlarından da görüleceği gibi içi boşaltılmış kavramlara “özgürlük” de eklenmiştir.

Özgürlük (isim):

  1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.
  2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.[4]

 

[1] Rousseau, J. J. (1988). On Social Contract, ‘Rousseau’s Political Writings’ (ed. Ritter, A; Bondanella, J.C.). Norton & Company.

[2] Rousseau, J.J. (1990). “Discourse on the Origin and the Foundations of Inequality Among Men”, The First and Second Discourses together with the Replies to Critics and Essay on the Origin of Languages. Harper Torchbooks.

[3] Locke, J. “Second Treatise of Government”, Modern Political Thought: Readings from Machiavelli to Nietzsche (ed.Wootton, D.) s. 326 (2.kitap, 5.bölüm, 48.paragraf). Hackett Publishing Company.

[4] Türk Dil Kurumu Sözlüğü (2009) http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&Kelime=%c3%b6zg%c3%bcrl%c3%bck. Türk Dil Kurumu.

Kaynakça:

Silier, Y. (2007). Özgürlük Yanılsaması. İstanbul: Yordam Kitap.