Okur Gözüyle: Bu Yaz Tatilde Ne Okuyalım? – I

Sonbahar ve kış aylarının rehavetini atacağımız yaz günleri nihayet pırıl pırıl güneş ve yapış yapış nemiyle yüzünü gösterdi. Bir kısmımız kışlık evleri kapatıp yazlıklarımıza yerleştik bile. Ben gibi iş hayatının içinde olup günü saati belli tatil zamanını hasretle bekleyenlerimizin de eminim sayısı az değildir. Kimimiz bir hafta, şanslı olanlarımız on beş gün kesintisiz bir tatilin hayaliyle yaşıyoruz. Diyet ve egzersizlerle, satın alacağımız yazlık kıyafetler, bu sene nereye, kiminle gideceğimizin planları ile geçiyor günler. Peki bu birkaç günlük tatil süresince ne okuyacağız?

Her daim ‘okur’ olarak tüm sene okuduğum kitaplar içinde dinlendiren, ezber ettiğimiz birkaç konuyu farklı bakış açıları ve anlatımlarla dile getiren, her yerde rahatça elinize alıp okuyabileceğiniz ve kendinize notlar çıkarabileceğiniz, zihin açıcı ve tatilde moral depolayıp, yeni hedeflerinizi destekleyici kitapları seçtim. Yıl boyunca okuduğum edebi eserlerin yanında bu kitaplar, bana da iyi bir toparlayıcı ve moral deposu oldular. İki bölümlük yazı dizisiyle sizlerin bu yaz hem kitabevlerinden hem de internet sitelerinden rahatça edinebileceğiniz, bu yıl çok satmış eserlerden yaptığım derleme dilerim sizler içinde faydalı olur.

Freud Bu İşe Ne Derdi? Sarah Tomley- İş Kültür Yayınları -192 sayfa

Kadıköy’deki İş Kültür Kitabevi en sevdiğim kitabevlerindendir. İş Kültür Yayınları tarafından yayımlanmış tüm eserlere rahatlıkla ulaşabileceğiniz, her yanı kitaplıkla örülü küçük ve pratik bir dükkân. Yine iş çıkışındaki günlerden bir gün kitapları karıştırırken bu eserle tanıştık. Psikoterapist ve aynı zamanda Yazar olan Sarah Tomley, bazı gündelik sorularımıza, ünlü psikoterapistlerin yorumlarıyla herkesin anlayabileceği dilden anlatarak cevap vermiş. Temel psikoloji bilgilerine de bu sorular aracılığı ile rahatça ulaşılabilir.

Sahilde kas gösterisi yapan ve sürekli arkaya doğru saçını düzelten orta yaşlı bir eşiniz var ve ‘’Eyvah kocam yaş dönemine mi girdi?’’ diye mi endişelendiniz? Kızınız sahil kenarındaki arkadaşlarının yaptırdıkları dövmelere imrenip dövme mi yaptırmak istedi. Endişelenmeyin. ‘50 yaşındayım ve Ferrari istiyorum. Bunda ne var?’, ‘Ergen kızımın dövme yaptırmasına nasıl engel olabilirim?’ soruları; Eliot Jaques, Erik Ericson, Carl Jung, Daniel Siegel ve Irvıng Yalom yorumlarıyla gayet iyi açıklanmış. Hemen her beyaz yakalı çalışan gibi sizde, bir Ege kıyısında yapılan tatil sonrası ‘Yav! Ege’ye taşınıp zeytinlik alıp çiftçiliğe başlamak lazım.’ düşüncesine kapılıp işten mi soğuyorsunuz?  Yine endişelenmeyin. Bu soruların cevapları tatil dönüşünüzü moralinizi yerinde tutacak. ‘Nasıl daha yaratıcı düşünebilirim?’, ‘Sevdiğim için mi para için mi çalışmalıyım?’, ‘İş hayatımdaki değişikliklerden korkuyorum, bunu nasıl değiştirebilirim?’ John Bowlby’den Sigmund Freud’a, ismini neredeyse hiç duymadığımız veya sıkça duyduğumuz pek çok psikoterapistin ve psikoloğun gündelik sorularımızdaki tavsiyelerine yer veriyor. Herkesi ilgilendirecek bu muhteşem soru ile kitap yorumumu sonlandırayım. ‘Birkaç dakikada bir telefonumu kontrol edip duruyorum. Neden konsantre olamıyorum?’ Yazıyı yazarken bile kaç mesaj geldi ve ben döndüm hepsine baktım. Sanırım bu makaleyi yeniden okumalıyım.

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı- Mark Manson- Butik Yayıncılık- 200sayfa

Mark Manson iki milyondan fazla takipçisi olan New York’lu bir blogger ve sosyal medya uzmanı. Uluslararası çok satan bir kitap beni ilk bakışta tereddüt ettirdi mi? Açıkçası evet. Neden derseniz, artık sadece boş ve uygulanması hayata zor adapte olabilecek -kişisel gelişim-  adı altındaki kitaplardan epeyce yoruldum. ‘Aman yine biri çıktı muhteşem içi boş vaatler veriyor,’ dedim mi? Evet, dedim. İşte bu gibi durumlarda kitabı size kimin tavsiye ettiği önemlidir. Her ne okusa ve beğense güvenle önerilerini dikkate aldığım kitapdaşım Pınar Alpay’ın önerisiyle bu kitap bana ulaştı.

Kitap daha ilk sayfalarında Charles Bukowski’nin, yazar olmak isterken otuz yıllık çaba sonunda, ahlaksızca görülen yazıları nedeniyle hiçbir yayınevi tarafından yazar olarak kabul edilmemesi ile başlıyor. ‘Elin yazarının başarısızlık hikayesi acaba bana ne katacak?’ derken, yaşam tarzını tanınmış bir yazar olduktan sonra da değiştirmeyen Bukowski için Manson, ’Bukowski’nin başarı hikayesini, mutsuz biri olarak kendi kabuğunda olması’ na bağlıyor. Kişisel gelişim ve başarının genellikle birlikte meydana geldiğini, ama illa da aynı şey anlamına gelmediğini vurguluyor. İlerleyen sayfalarda da ‘Gerçekten mutlu biri aynanın karşısına dikilip de kendine ne kadar mutlu olduğunu söyleyip durmak ihtiyacı duymaz, değil mi? O sadece mutludur.’ Sosyal medyaya da eleştirel bir atıfta bulunan Manson, insanların 350 fotoğraf bombardımanına maruz kalırken hayatınızda kendinizi oldukça kötü hissetmemeniz için neden kalmadığını vurguluyor.

‘Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir’ ve ‘Spiritüel aydınlanma peşinde koştukça, oraya ulaşmayı denedikçe daha sığ ve benmerkezci olursunuz’ cümleleriyle ‘Didem Hanım ben sizin bildiğiniz kitaplardan değilim. Biraz düşünce yapılarımız denk. Haydi! beni oku’ diyerek kitabın detayına davet ediyor. Toplam dokuz bölümden oluşan kitaptan bazı metinleri paylaşarak, bunların detayları ve yorumları içinde sizi kitapla baş başa bırakmak isterim.

‘Sağlıklı ve sağlıksız ilişki arasındaki fark iki şeyle özetlenir:1) İlişki içindeki her birey sorumluluğunu ne kadar kabul eder. 2) İki tarafın da partnerini ret etme ve onun tarafından ret edilmeyi kabul etmesi.’

‘Kendimizi kötü hissettiğimiz için kötü hissediyoruz. Suçluluk duyduğumuz için suçluluk duyuyoruz. Kızgın olduğumuz için kendimize öfkeleniyoruz. Kaygılı olmaktan kaygılıyız. ‘Kendimi çok kötü hissediyorum ama umurumda mı?’ derseniz kendinizi kötü hissettiğiniz için kendinizden nefret etmez olursunuz.’

‘Özel ve biricik olmayın. Ölçütlerinizi dünyevi ve geniş bir şekilde yeniden tanımlayın. Kendinizi yükselen yıldız, keşfedilmemiş dahi sanmayın. Kendinizi dünyevi kimliklerle tanımlayın: bir öğrenci, eş, arkadaş, yaratıcı. Kendiniz için seçtiğiniz kimlik ne kadar dar ve nadirse, her şey sizi o kadar fazla tehdit eder. Bu nedenle kendinizi mümkün olan en basit ve olağan şekilde tanımlayın.’

Ben Didem. İşim, ‘İnsan’.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikEsenlikler Dileriz
Sonraki İçerikİstanbul Oyuncak Müzesi Temmuz Ayı Etkinlik ve Eğitimleri
Didem Yeşim Pektok
“İşim: İnsan Konu: Le’biderya. Ufuk çizgisiyle arkadaşlığımda ‘İnsan’ a dair en güzel manzarayı mekan edindim. Olumlu fikir üretir, iyi paylaşım yaparım.” Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümleri mezunu Pektok, 1993 yılından beri reklam, satış, bankacılık ve eğitim alanlarında çalışmıştır. Bilişim teknolojileri alanında eğitim veren bir kurumun ortağıdır ve kurumun insan kaynağı, finansman, eğitim koordinasyon birimlerinden sorumlu yöneticisidir. Aynı alanlarda kurumsal eğitimler verir. Kadınların toplum içinde eşit haklara sahip olması için çalışan sosyal sorumluluk platformunun lideridir. 2014 yılından beri Martı Dergisi’nde insan, kadın, çocuk konularında yazar ve okuduğu kitaplarla ilgili okur gözünden yorumlarını paylaşır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here