Kitap ile Sohbet’ten: Sur ve Gölge’den Yansıyanlar

0
73

Kitap ile Sohbet İzmir’in üçüncü kitabı Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Sur ve Gölge’siydi. Bizi iki hafta boyunca Kumkapı’dan Moda’ya, İstanbul’dan Antakya’ya götürürken, hayatımızdaki zıtlıklar, çatışmalar, sınırlar, efsaneler, ütopyalar arasında keyifli bir yolculuğa çıkardı.

Sevgili Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun ikinci haftamıza gelen nazik mesajı ise hepimizi çok mutlu etti. Okurken kaleminde hissettiğimiz özeni yine hissetmiştik.

“Değerli Dostlar,

Bir yazarı en mutlu eden ilk şey yazmaktır elbette. İkincisi ise okunmak. Hele bir de okunduktan sonra beğenilirse, bu ne büyük mutluluk…

Yaşamımın dört yılı İzmir’de geçti. 1977-1981 arasında şimdiki Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde asistandım. Akademik yaşamımın ilk yıllarıydı, orada ilk evliliğimi yaptım, kızım doğdu. 12 Eylül’ü orada yaşadım. Acı, tatlı anılarım çok da sevgili dostlarım vardır İzmir’de. Hayalimde ise bir gün gelip Urla civarlarında yaz kış oturmak…

Şimdi biliyorum ki okurlarım da var orada, ama okuyup tartışan, metin üzerinde düşünce üreten okurlarım. Böyle okur çok değerlidir. Yazara kendi metninde fark etmediklerini bile gösterir. Çünkü her ne kadar metin biri tarafından yazılmış olsa da yazıldığı ülkedeki ortak dilin, ortak tarihin, sosyolojinin ve güncelliğin ürünüdür. Bu yüzden okunan metinde, paylaşılabilir duygu ve düşüncenin yanı sıra yeniden anlamlandırılabilecek ve okur tarafından yazılan gizli bir kitap da saklıdır içinde. İşte iyi okur, okurken, yazarın bilmediği bu kitabı yazar. Bu gizli kitapların, edebiyatın büyük denizinde yeri az değildir.

Keşke yanınızda olabilseydim de öykülerim üzerindeki tartışmalarınızı gizlice izleyebilseydim, ne çok şey öğrenirdim.

Sizlere çok teşekkür ederim beni bir kitabımla ağırladığınız için. Okuduğunuz, üzerinde konuştuğunuz için.

Bakın Taşlıcalı Yahya Bey bir beytinde ne diyor:

Kaşki sevdüğümi sevse kamu ehl-i cihan

Sözümüz cümle heman kıssa-i canan olsa

(Keşke benim sevgilimi sevse bütün dünya da yalnızca ondan söz etsek, ondan konuşsak…)

Evet, keşke dünya sanat olsa da yalnızca güzelliklerden konuşsak…

Çok sevgi ve saygılarımla.

Mehmet Zaman Saçlıoğlu”

Ne mutlu!

Sur ve Gölge üç uzun öyküden oluşuyor: Sur ve Gölge, Bir Başka Işık, Yüzün Tamamlayıcısı.

Sur ve Gölge’de Kumkapı’nın Karabıçak Meyhanesi’nde başladık öykünün izin sürmeye. Kumkapı’nın tarihi zenginliği, eski İstanbul derken meyhane kültüründen eski ayaklı meyhanelere uzandık. Kumkapı’da müziğin geçmişine döndük, hatta bazı satırları III. Selim’in Suzidilara Peşrev’ini dinleyerek okuduk.

Biz eskileri hatırlarken İstanbul’un surları gibi içimize serilmiş surları serpiyordu yazar satırlar arasına…

“Gölgenin gücü yoktur. Işık yoksa gölge de yoktur. Suçu ışıkta arayın. Yanlış ondadır. Aslında sur da yoktur. Sur, sözdedir. Suru sözde arayın. Surun kapıları sözle açılır.”

Her bir başlıkla gelen yeni bir surdu, içimizde, sözümüzde, toplumumuzda… Surlarımız yaratmıyor muydu bazı çatışmalarımızı? Zıtlıklar hem var eden hem yok eden değil miydi çokça? Bazen en büyük çatışmalar aynı şeye bakıp farklı yorumlamamızdan ortaya çıkmıyor muydu?

Yıllar yılı korkulan haz çıkmıştı şimdi de karşımıza… Başka bir sınır…

Korkulardan bahsederken ikinci öyküde çıktı korku karşımıza…

“Korku duygusunun insanı nasıl yok ettiğini bilirim, bu yüzden başkalarını korkutarak kendi yetersizliklerini örtmeye çalışanlardan da nefret ederim.”

Bilim ve sanatın ışığı vuruyordu bu kez yüzümüze… Karakterlerle birlikte Moda’da çay bahçesinde oturmuş, ütopyaları ve distopyaları hatırlıyorduk. Kendi ütopyamızı yazıyorduk bir taraftan. Kim bilir, belki de içimizde yazılmış ütopyayı keşfediyorduk. Ateşin ışığına korkusuzca ilerlemenin önemine değiniyorduk yeniden…

Yüzün Tamamlayıcısı, rastlantı, kader ve yazgıyı konuştuğumuz, acıyı ve tatlıyı barındıran hayatımıza, âdetlerimize, efsanelere, öğretilere, hayatın sunduklarına, karşı çıktıklarımızla kabullendiklerimize baktığımız bir öykü oldu bizler için.

Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun sade ve özenli bir dili var. Fantastik öğeleri ve karşıtlıkları barındıran öyküleri bizi efsanelere ve mitolojiye döndürüyor sıklıkla. İzlerini bazen açıkça belli etmiş yazar, bazen sadece küçük bir dokunuşla bize bırakmış iz sürmeyi.

Gelin Kitap ile Sohbet İzmir’in kitapdaşlarına kulak verelim biraz da.

“Öncelikle Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun zarif yazısına şahsım adına teşekkür ediyorum. Okuması sade ve akıcıydı. Öykülerdeki hislere yönelik aktarımları güzel buldum. Mutlu olduğumuz yerin, bir bakış biçimi, yaşama, düşünme ya da bir davranış biçimi olduğunun net ve güzel bir anlatım olduğunu söyleyebilirim.

Diğer öykülerde bazı mesajlar çok net olsa da, bazı bağımsız sade yorumları keyifle okudum. Yazarın eline, gönlüne ve emeğine sağlık…”

Ayşegül Pulathan

“İlk öyküdeki tarihsel anlatılar, göndermeler güzeldi. Ayaklı meyhane, Kumkapı’nın tarihi ve şehir efsaneleri…”

Figen Övün

“Sur ve Gölge, ilk okuduğum Mehmet Zaman Saçlıoğlu kitabıydı. Yazarı tanımak, yazarın ana meselelerini anlamak adına çok güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

Sur ve Gölge bizi mitolojiden, tarihe, musikiden edebiyata pek çok alanda gezdiriyor. Müthiş bir İstanbul portresi sunuyor. Farklı din, dil ve kültürdeki insanlarla bir arada yaşayan, çok sesli kültürümüze bir pencere açıyor.

Aslında Sur ve Gölge karşıtlıklar üzerine kurulmuş bir kitap. İnsan varoluşunu, ölüm-yaşam, kader-yazgı, iyi-kötü, akıl-duygu, acı-mutluluk karşıtlıkları ile sorgulamamızı sağlıyor. Kafamızda pek çok soru işareti yaratıyor.

Kitap ile Sohbet grubundaki güzel sohbetle de kitabın bende yarattığı sorular artıyor; bu da okumanın keyfine varmamı sağlıyor. Kitap ve sohbet hala devam ediyor benim için…”

Işıl Erbil

“İyi ile kötünün, karanlık ile aydınlığın bir arada olabildiği an ve insanlar… İmkânsız denilen yerde imkânsızı yaşatanlar… Düş ile gerçek birbirinin içine geçmiş durumda… Gizemli olaylar ve insanlarla rastlantılar insanı değişik düşüncelere taşıyor.”

Nurgül Arslan

“Rastlantı dediğin hayatın nehirleridir. Suyu gideceği yere taşımak için. Hayatımıza katılan her insanla görünmez iplerle bağlanmışız. Ne zaman, hangi kurgu, hangi varış için? Tesadüf veya rastlantı veya kader adı her ne ise… Son hikâye beni derin etkiledi. Hâlâ Cemal mi, Haluk mu diye düşündürüyor?”

Sema Yiyit

“Ölüm ve yaşam iç içe aslında, yazar da bunun gibi zıtlıklar etrafında öykülerini kurgulamış, bize kalan umut ve anı yaşamak oluyor.”

Sündüs Adem

“Kitap ile Sohbet’e kadar ne yazık ki yazarımızı tanımıyordum. Bu yüzden sıra Sur ve Gölge’ye geldiğinde bir öykü sever olarak bizi nasıl hikâyelerin beklediğini çok merak ettim. Hikâyeler o kadar akıcıydı ki çok kısa sürede kitabı bitirdim. İlk hikâye benim için en çarpıcı olanıydı. Genel anlamda Mehmet Bey’in kullandığı dili, naif ve tatlı tatlı anlatımını, ama bir o kadar da şaşırtıcı finallerini çok beğendim. Satır aralarında saklanmış bazı cümleleriyle şöyle bir durup düşündüm. İlk hikâyesinde bahsettiği peşrevler eşliğinde kitabı okumak da ayrı bir keyif verdi.”

Zeynep Braggiotti

Kitap ile Sohbet İZMİR ekibi, Beril Erbil liderliğinde, her Perşembe saat 11.00 – 13.00 arasında Yakın Kitabevinde toplanıyor.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Yorum Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here