Kadın Kadının Kurdu mu?

0
255

Hayatta en sevmediğim şeylerden bir tanesi “kadın-erkek eşitliğine inanır mısınız, hangisi üstün?” gibi sorulara maruz kalmak. Çünkü Tanrı’nın yarattığı varoluşsal bir ilişkiyi matematiksel düzleme indirip, (<,> veya =) gibi sembollerle ifade etmeye çalışmak sanırım sadece insana özgü. Oysa varoluşta her şey olduğu gibi, karşılaştırılmaz. Her şey o kadar tek ve kendine has ki…

Tabii bu akabinde, erkek egemen bir dünyada yaşamakta olduğumuzu ve bu dünyanın giderek erkekleştiği görüşünü yadsımaz. “Erkek egemen” başka bir deyişle “ataerkil” dünya sadece erkeklerin suçu mu? Kadınlar özellikle iş dünyasında “kraldan çok kralcı” bir tavır sergilemiyorlar mı? Bu, insanda her zaman olan “güçlüye öykünme” psikolojisinin bir sonucu mu?

Evet iş erkeklerin kurallarıyla yürüyor, ancak iki kez işten atılmamı sağlayan erkekler değil kadınlar oldu. Bir kadın az da olsa işte parlamaya başladığı anda onu ayaklarından hemen indiriverecek olan hemcinsleri var. Sıkça gözlediğim erkekler, bir işte ortada somut bir başarı, zeka veya verimlilik söz konusuysa, kadınların aksine “yetersizlik” duygularını bir kenara bırakabiliyorlar.

Oysa kadınlar için öyle mi? “Kıskançlık” cehennem ateşi gibi, alevden bir gömlek misali, hissedeni yaktığı kadar hissedilen tarafı da yakan. Kadın diğer kadının başarısını hazmedemeyip ataerkil dünyaya gönüllü olarak hizmet ediyor; peki ama neden?

Acaba kadın dünyasında “ilgi çekmek” öldüresiye önemli olduğu için mi? Doğası gereği kadın aynen bir çiçek gibi ilgi çekip onu dölleyecek böceği kendine çekmek üzere yaratılmış olabilir mi? Bu yüzden mi kadın, erkeklerin ilgisinin sebebi ne olursa olsun-güzellikten veya başarıdan- başka bir kadına yönelmesine gönlü elvermiyor?

Sorularımın cevabını belki bulamayacağım, ancak bildiğim tek şey 3 kadının algımı değiştirip yaramı sararak ruhuma oldukça iyi geldiği…

Yasemin Sungur: “Arkadaşınız Tülin’in tanıdığıyım, yazmaktan keyif alıyorum, sizinle buluşabilir miyim?” diyorum çekinerek. Tereddütsüz buluşmayı kabul ediyor, zihni açık gönlü açık. Aynı gün Oyuncak Müzesi’nde ağırlıyor beni. Buluşma mekânı çocuksu ruhlarımıza uymakta. Olduğu gibi, içi dışı bir, hayli renkli. Akabinde Martı Dergisi’nin kapılarını ardına kadar açıyor bana. Hiç bilmediğim bir dost eli oluyor. Anlam bütünlüğü haricinde hiç karışmıyor yazılarıma. Geriye bana sadece özgürce uçmak kalıyor…

Burcu Holmgren: Hayatımın sıkıntılı bir döneminde, çok önemli bir karar arifesindeyim. Akıl danıştığım kimseler ya sessiz ya statükoyu tavsiye ederken, o bayağı cesur: “Şeyda güzel bir üniversitede master hakkı kazanmış olabilirisin, doğrudur ancak sadece okulu bırakma niyetinden bahsederken sesin neşelendi, yüzünün ifadesi aydınlandı. Farkında mısın?” Aslında kararımı vermişken, omzuma dokunan “hadi ne duruyorsun, yalnız değilsin!” diyen el oluyor. Kendim dahil kimsenin o güne kadar keşfetmediği 13 güçlü yanımı bir çırpıda ortaya dökmesi cabası…

Edith Bakker: Koçluk okulumu bitirdiğimde, ta uzaklardan Hollanda’dan gözü pek bir kadın özgeçmişimden hayli etkilenip, tereddütsüz “Bu kızla görüşün, eğitim işine ondan uygun kim olabilir?” diyor. İlk buluşmamızda ondaki netliği, gücünü rakibini küçültmekten değil kendine yatırım yapmaktan alışını fark ediyorum. “Oldukça naifsin, kendini daha çok ifade etmelisin” diye destek çıkıyor. Yazılarımı yazarken ahenk getirmesini dileğiyle hediye ettiği özel şekilli dizayn edilmiş taş hala masamda yanı başımda.

Üç kadından kimi bana hayatımda yeni bir sayfa açtı, kimi özgüven aşıladı. İnsanlığa fayda sağlamak adına illa dünyayı kurtarmak, ekosisteme katkıda bulunmak şart değil… Sadece bu üç özel kadından üç özel dokunuş… Neden esirgeyelim bunu birbirimizden?

Yaşasın kız kardeşlik ruhu veya Marx’tan bir esintiyle “Dünyanın bütün kız kardeşleri birleşiniz.”

Şeyda Bodur


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Lütfen yazıyı paylaşın | Bilgi paylaştıkça çoğalır, paylaşmak değer katar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here