İnsan Kaynakları derken?

2 yıl önce bir konferansta o yılın İK trendlerini anlattıktan sonra “Uyumlan ya da Öl” başlıklı bir yazı yazmıştım. Başlık çok sert gelmesine rağmen içerikte insan kaynakları departmanlarının 2017 ve sonrasında hep konuştuğumuz o sözde değil özde “stratejik” ortak olmak için atması gereken adımları dış kaynak, literatür ve örnek araştırmalara dayanarak özet olarak paylaşmıştım. Bugün 68 TL bedel karşılığında İK müdürü olmayı garantileyen eğitimleri gördükçe de içim sızlamakta. Ama aynı sızı, birçok organizasyonda can çekişen İK fonksiyonunu gördüğümde de var oluyor.

Burada biraz da kendimize dönme zamanı geldiğini düşünüyorum. Hatta geç bile kaldık.  Sevilmek adına, iyi çocuk olmak adına, servis departmanıyız mantığıyla başkalarının işlerini yapmaktan vazgeçmedikçe yok olmaya mahkûm olduğumuzu kabul etme zamanı gelmedi mi?  Örnekler çok, bu yazıyı okuyan her İK’cının aklına onlarca gelecektir. İsterseniz birkaç örnek vereyim. Çalışan kartını okutmadığından manuel giriş yapmak için tutulan İK kadroları, performans değerlendirme sistemlerinin (ne kadar günceldir tartışmalıdır) yaşaması için yılın son 2 ve yeni yılın da ilk ayında yöneticilerin peşinde koşan İK’cılar, departman HC’unu bilemediği için sürekli rapor hazırlayan İK’cılar… İnanın örnekler bitmez.

Artık çalışanda OLUMLU deneyim yaratmak bu yukarıdakilerden geçmiyor. Biz İK cılar gündemi yakalamak için kendimizi nasıl geliştiriyoruz acaba? Yoksa terzi kendi söküğünü dikemez misali, eğitim planlarımız, kariyer öngörülerimiz hep en sondan mı geliyor? Şirkete, organizasyonel gelişim sağlamak adına, kendini en çok ve en hızlı geliştirmesi gereken departman insan kaynaklarıdır oysa ki. Bugün herkes Endüstri 4.0 ile birçok manuel işin kaybolurken, yepyeni işlerin piyasada var olacağını konuşuyor. Peki biz İK cılar hem kendi fonksiyonumuzda hem de sektörümüzde neler olacağını biliyor muyuz? Ben sorumun cevabını biliyorum.

Bu konunun cevabını değiştirmek için yapmamız gereken “sürekli” gelişmek.

Evet bu cevabı herkes biliyor. Bu devirde, yoğun iş ve özel hayat temposu ile haftalık 24 dakikaya düşen öğrenme süresini en etkin nasıl kullanacağımızı iyi belirlemek gerekiyor. Öğrendiklerimizi unutup, yeni dünya düzeninde var olabilmek için yeni öğrenme teknikleri ile daha hızlı ve daha odaklı gelişmeyi seçmeliyiz.

Bugün, dünyanın en iyi üniversiteleri, eğitim şirketleri ücretsiz webinar’lar düzenliyor. Bunlar bizim 24 dakikamızı en etkin geçireceğimiz araçlardan. Endüstri 4.0, hatta 5.0 konuşurken hala reaktif kalmaya direnmek gerçekten yok olmayı kabullenmek anlamına geliyor.

Bununla beraber, hep bağlılık konuşuyoruz.

Bağlılık için olumlu deneyim tasarlamak için tüm kanallarımızı açmak ve dünyada neler oluyor bakmak gerekli. Deloitte’un İş dünyası 2030 araştırmasını hala okumadıysanız mutlaka okumanızı öneriyorum. Deneyim tasarımında son derece yol gösterici olacaktır.

Nasıl tüketicilerimiz birbirinin aynı değil ve şirketlerimizin de her tüketici kitlesi için farklı segmentlerde ürün çıkarma stratejisi varsa, biz de benzerini çalışanlarımız için tasarlamalıyız. Sadece Kadın, Erkek, Jenerasyon olarak da değil bu bahsettiğim. Elimizde topladığımız birçok datayı sadece raporlamak değil anlamlandırarak daha verimli KPI’lara dönüştürüp çalışan deneyimi tasarlamak en önemli adımlarımızda olmalı. Hatta bugün birkaç firmada var olan bu pozisyonu da hemen artırmamız lazım.

Nesnelerin internetini kendi lehimize ve çalışan odaklı kullanma zamanı geldi geçiyor bile.

Çalışanların kendi datalarını kendi yönetmesi için teknolojik yatırımları geciktirmeden, yalın ama iş odaklı İK departmanları yaratmak mümkün. Bu konuda tabii ki, tüm çalışanlar, biz, onları hazıra alıştırdığımız için direneceklerdir ama bugün her şeyimizi cep telefonları ile halletmeye alışkın bizler için kullanıcı odaklı bir applikasyon herkesin hayatını kolaylaştıracaktır. Üstelikte bu yatırımın geri dönüşü çok hızlı olacaktır.

Bir de yönetici gelişimi var ki, o apayrı bir konu.

Ancak aklımızda bu konuda kalması gereken bir şey varsa o da AKRAN öğrenmesi.

Y jenerasyonu hepimizin bildiği gibi, akran onayına ihtiyaç duyarak ve oradan da destek alarak büyüdü. Bugün hepsi yönetici konumunda olan bu jenerasyon, eğitimlerde yaşayarak, hızlı ve akranlarından görerek öğreniyor. O yüzden iyi bir yönetici, eğitimci yetkinlikleri ile de birleşince birçok iyi yönetici yetiştirecektir. Hem de en minimum maliyetle.

Özetle, nasıl personelcilikten, İK’ya geçiş yaşandı ise tekrar personelciliğe geri dönmemek ve gerçekten mutlu bir çalışma ortamı yaratmak adına 24 dakikayı en etkin kullanıp geleceğe yön vermek hala elimizde.

Tabii gerçekten istersek.

Ece Sueren Ok


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Önceki İçerikYalnızlığın Ritmi
Sonraki İçerikBayram Sabahı
Ece Süeren Ok
Ömür boyu gelişim için öğrenmeye düşkün, hareket etmeye tutkun ve paylaşmayı seven, zaman zaman yorucu ve zorlayıcı, yüksek enerjili Anne, İş kadını, İK aşığı , Sporcu ve hep çocuk. Doğduğundan bu yana hep seven ve de sevildiğini hissetmenin vermiş olduğu şans ile 1992 de başladığım kariyerimde sevdiğim yerde sevdiğim işi yapma şansını yakalamış olan ben, 2010 yılında hayat amacımı netleştirdikten sonra daha çok fayda yaratmak için çalışıyorum.