Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Abone Olun:
E-Dergi & Son Sayı

PDF formatını bu bağlantıdan indirebilirsiniz.


Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives

İngiltere Kraliçesi I.Elizabeth – 2. Bölüm

Hiç evlenmedi: “Benim bir efendim olmayacak!”
Kraliçe olur olmaz yaptığı ilk şey, babasının başlattığı girişimi tamamlamak ve İngiliz Protestan Kilisesi’nin kurulmasını sağlamak oldu; kendisi de kilisenin başı oldu. Avrupa’nın dört bir yanından evlilik teklifleri yağmaya başladı. Buna eniştesi II. Felipe de dâhildi. II. Felipe, onunla evlenerek İngiltere tahtının mutlak sahibi olmak arzusundaydı. Fakat o İngiliz Parlamentosu’nun ısrarlarına karşın hayatı boyunca hiç evlenmedi. Bu tavrını şu sözlerle açıkladığı yazılmıştır: “I shall have no master.” Yani,

“Benim bir efendim olmayacak!” Elizabeth, her ne kadar soy bağı nedeniyle ülkenin başına geçme hakkına sahipse de evlendiği anda iktidarın doğrudan kocasına devredileceğini çok iyi biliyordu. Ülkesi için gerçekleştirmek istediği büyük hayalleri vardı ve bunun önüne kimsenin geçmesini istemiyordu. Gerçi 5 yıl boyunca gönül ilişkisi yaşadığı Lord Robert Dudley ile evlenmek istediği de söylenmiştir fakat bu evlilik asla gerçekleşmedi.

Ülke yönetimindeki ılımlılığı ve hoşgörülü tavrı, saray meclisi üyeleri ve danışmanları tarafından hiçbir zaman desteklenmedi; buna rağmen bu tavrını korudu. Uluslararası ilişkileri tedbirli bir şekilde yürüttü. Hollanda, Fransa ve İrlanda’da verilen bazı basit savaşları gönülsüz bir şekilde destekledi. Tahta çıktığı sıralarda en ciddi tehdit, Roma Katolik dünyasından gelen tehditti. Roma Katolik Kilisesi, Avrupa genelinde yayılmakta olan ve ilk ulusal kilisesine İngiltere’de kavuşan Protestan mezhebine karşı savaş açmış, Elizabeth’in babası VIII. Henry döneminden itibaren ülkedeki Katoliklerin ayaklanmalarının maddi ve manevi destekçisi olmuştu.

İngiltere, Roma kadar zengin değildi. Babasının Roma’dan ayrılma kararı sonucunda Avrupa genelinde müttefik bulmakta çok zorluk çekiliyordu. İngiltere, komşularından ihtiyaç duyduğu desteği bulamıyor, yalnızlaştırılıyordu. Elizabeth, kendisini öfkeye teslim etmedi ve iktidarını, elinde bulundurduğu gücü kendisinden öncekilerin yaptığı gibi zorbaca yöntemlerle kullanmadı; bunun yerine daha ılımlı, birleştirici ve sorunun kaynağına inen çözümler üretti. Onun emriyle 1559 yılında parlamento, Protestanlık mezhebine uygun fakat Katoliklerin de göz ardı edilmediği bir ulusal kilise kanunu üzerinde çalışmaya başladı.

İskoçya Kraliçesi Mary onun kuzeniydi ve Katolik’ti. Papa’nın yardımıyla 1569’da ülkesinde bir Katolik ayaklanması başlattı. Ayaklanma sürerken Papa, Elizabeth’in bir kâfir olduğunu ve bu sebeple de tebaasının ona itaat etmek zorunda olmadığını, ona itaat edenlerin aforoz edileceğini ilan eden bir bildiri yayınladı. Elizabeth için işler iyice zorlaşmıştı. Tüm Avrupa’da yalnızlaştırıldığı ve dışlandığı yetmiyormuş gibi Papa bu ülkeleri İngiltere’ye karşı kışkırtıyordu.

Armada’ya meydan okudu
Sonunda 1587 yılında Cadiz’de, İngiltere’yi işgal niyetiyle İspanyol savaş gemilerinden oluşan büyük bir filo toplandı. Akdeniz’de korsanlığın yaygın ama yasadışı olduğu bir dönemdi. Ülkesi, yalnızlaştırılan, dışlanan ve düşman ilan edilen Elizabeth, İngiliz korsanlarının en yeteneklileriyle diplomatik krize yol açmayacak gizlilikte bağlar kurmaya başladı. Francis Drake, bu yetenekli İngiliz korsanlarındandı ve kraliçe tarafından şövalyelikle ödüllendirildi. İşte Cadiz’de toplanan filoyu dağıtan da Drake’in adamları olmuştu. Fakat II. Felipe, bu bozgun sonrasında durulmadı. İngiltere’ye de hükmetmeye olmaya kararlıydı. Dönemin en büyük deniz gücü olan donanmasını yani Armada’yı topladı ve 12 Temmuz 1588’de İngiltere’ye doğru yelken açtırdı.

Dünyanın en büyük deniz gücünün İngiltere’yi işgal amacıyla yola çıkmış olması, başlı başına bir felaketti. Fakat savaş kaybedilirse felaketin boyutları tahmin edilemeyecek bir düzeye ulaşacak ve Avrupa haritası baştan çizilecekti. Papa’nın aforoz etmiş olduğu, azalmış olmakla birlikte Protestan Katolik çatışmalarının hâlâ yaşandığı, komşu ülkeler tarafından dışlanmış ve zengin bir hazinesi olmayan İngiltere bu sorunla nasıl başa çıkacaktı? Elizabeth’in gerçekten yaratıcı bir çözüm bulması ve ülkesini mümkün olan en az zararla bu savaştan galip çıkarması gerekiyordu. Avrupa’nın yasaları ondan yana olmayınca o da yasa dışı yollardan yararlanmaya karar verdi, İngiliz korsanlarından. Uzun yıllar açık denizlerde yaşamış, pek çok deniz savaşından galip çıkmış, yağma ve saldırı yoluyla zenginleşmiş “yetenekli” korsanları saraya toplayarak yardımlarını istedi. Korsanlar bu mydadsrecords.com talebi memnuniyetle kabul etti.

Tilbury Konuşması
Savaş, denizde ve karada gerçekleşecekti. İngiltere’nin coğrafi ve stratejik olarak kritik bir noktasında bulunan Tilbury’deki kont, savaşa hazırlanan askeri birliklerine slots online cesaret vermesi için Kraliçe’yi topraklarına davet etti. Elizabeth, hiç tereddüt etmeden beraberindeki soylular ve savaşçılarla birlikte yola çıktı. Tilbury’ye vardığında, savaşa giden erkeklerin giydiğine benzer beyaz kadifeden bir elbise giydi ve gümüş zırhını kuşandı. Birliklere hitap edeceği noktaya doğru yola çıkmadan önce onu korumakla görevli lordlara geride kalmalarını emretti. Geleneklerin aksine hareket ederek, askerlerle yanında hiçbir koruma olmaksızın ve çok yakın mesafeden konuşmak istiyordu. Tarihe “Tilbury Konuşması” olarak geçen bu hitapta Elizabeth, İngiltere’nin umudu olan birliklere şunları söylemişti:

“Güvenliğimizi düşünen bazıları, [bana] hıyanet edilir korkusuyla, silahlı kitlelerin arasına girerken ihtiyatlı olmamız gerektiği konusunda bizi uyardı. Fakat sizi temin ederim ki ben, benim sadık ve değerli insanlarıma güvensizlik duyarak yaşamayı arzu etmiyorum. Bırakın tiranlar korksun! Tanrı’nın yardımıyla, en büyük gücümü ve himayemi daima tebaamın soylu kalplerinde ve iyi niyetlerinde aramakla en doğru şeyi yaptım. Ve bu nedenle, gördüğünüz gibi şu anda aranızdayım; eğlenmek ve dinlenmek için değil, kararlı bir şekilde, savaşın sıcağında ve orta yerinde, sizin aranızda yaşamak ve ölmek için; Tanrı’ya, krallığıma, insanlarıma, onuruma ve soyuma hizmet etmek için geldim. Biliyorum, zayıf ve çelimsiz bir kadının bedenine sahibim fakat bir kralın, bir İngiltere kralının yüreğine sahibim. Parma ya da İspanya’nın ya da Avrupa’daki herhangi bir kralın, krallığımın sınırlarına dayanma cüreti göstermelerinin fazlasıyla aşağılayıcı olduğunu düşünüyorum. Bizzat ben silah kuşanacağım, bizzat ben sizin generaliniz, yargıcınız ve savaş alanında gösterdiğiniz başarıların ödüllendiricisi olacağım. Gösterdiğiniz cesaret nedeniyle ödülleri ve taçları hak ettiğinizin zaten farkındayım ve sizi bir kralın verdiği sözle temin ederim ki, layıkıyla ödüllendirileceksiniz. Sizlerin başarıları sayesinde kısa süre içinde Tanrı’nın, krallığımın ve halkımın düşmanları karşısında muzaffer olacağız.”

Daha önce hiç alışık olmadıkları türde ve samimiyette bir konuşmaya şahit olan ve bu içten sözleri işiten askerler oldukça motive olmuş olmalıdır. Zira korsanlar, üzerlerine düşen görevi yerine getirip ateşe verdikleri gemilerini Armada üzerine sürerek 29 Temmuz 1588’de deniz savaşını kazandıktan sonra İspanyol donanmasından geri kalan gemiler İngiliz ve İrlanda kıyılarını yağmalayarak ülkelerine geri dönmeye başladılar. İşte Tilbury Konuşması’nın muhatabı olan bu askerler de İspanyol yağmalarını geri püskürterek kara savaşının kazanılmasını sağladılar. Armada Bozgunu, zenginliği ve saldırganlığıyla Avrupa’nın geri kalan kısmına o zamana kadar büyük zararlar veren, mezhep savaşlarını körükleyen ve diğer ülkelerin zenginliklerine göz koyan İspanyolları durdurdu. Avrupa, Elizabeth, korsanları ve askerleri sayesinde rahat bir nefes almış oldu. İngiltere, bu tarihten sonra sosyo-ekonomik anlamda bir şahlanma yaşadı. Elizabeth, henüz hayattayken efsaneleşti ve hayatını kaybettiği 1603’e kadar ülkesini yönetmeye devam etti. Kardeşi Mary’ye uygun görülen “kanlı” namının aksine Elizabeth, “İngiliz halkın annesi” olarak adlandırıldı. Bugün İngiliz halkı için yeri hâlâ apayrıdır.