Esenlikler Dileriz

Türkçeye çevrildiğinde, eski Türk filmi repliklerini hatırlatsa da aslında “Well-being”in Türkçesi esenlik. Daha modernize edilmiş hali ise “İyi Olma Hali”. Yalnız hangisini kullanırsak kullanalım, Türkçeleştirildiğinde sırıtan, anlamını ifade edemediğimiz bir kelime haline dönüyor maalesef.

İsminden bağımsız olarak, çalışan deneyimi yaratma adına, şirketlerde bugün “well-being” programları oluşturmak gitgide yaygınlaşmaya başladı. 2015 yılında bunu anlatmaya başladığımda “Oraya daha çok yolumuz var” diyen bazı yöneticilere de anlattığım bütünsel yaklaşım ile aslında uygulamanın, hali hazırda ek fayda olarak var olan bazı programlarla da birleştirilince nasıl kolay olduğunu deneyimlemeye başladık bile. Ancak, tabii ki her şeyin başı organizasyonel kültür ve bu kültürü bünyede yansıtan özellikle rol model olarak takip edilen liderler.

Öncelikle “well-being” denince aklımıza sadece, fiziksel aktivite ve beslenme gelmemeli. Fiziksel iyi olma, tüm sürecin sadece bir ayağı. Bununla beraber ruhsal, duygusal, eğitimsel, mesleki, finansal ve çevresel boyutları da var ki. İşte organizasyonun bütünsel bakış açısı ile yaklaşıp olumlu çalışan deneyimi yaratması da böyle mümkün. Ancak en az bunun kadar önemlisi, çalışanın olumlu deneyiminin hem müşteriye hem de finansallara olumlu etkisi de kanıtlanmış durumda.

Ancak bu iş, hadi bir program başlatalım demekle de olmuyor.  Çalışanlar arası iletişim, iş koşulları, ilişki yönetimi gibi temel faktörleri ele almadan, zumba dersleri başlatmanın da çalışan esenliğin de bir anlamı olmuyor.

Olayın kilit noktası liderler! O yüzden ne yapmalı da çalışan memnuniyetini artıracak bir deneyim içine “well-being” i de entegre edelim diyorsanız işte birkaç öneri:

Çalışan Deneyimi Çalışandan Başlar

Bütçeler sınırsız değil öyle değil mi? O zaman gerçekten kaynağa inip doğru sorular ile nereden başlayacağınızı tespit edin. Üst düzey için önemli bir faktör, orta düzey yöneticiler/şefler içinde anlamlı mı? Organizasyonel sağlık, sizin sağlık sigortalarına ödediğiniz primi ne kadar geri çekebiliyor? Poliçelerde neyi farklılaştırıp ekstra fayda alabilirsiniz? Bu ve benzeri konularda “çalışan deneyimi uzmanları” “well-being danışmanları ile çalışın.

Ancak unutmayın, bu tarz çalışmalara başladığınızda arkasından bir şey yapmazsanız tüm inandırıcılığınızı kaybedersiniz. O yüzden bu konuya, bu yıl bütçe var başlayalım seneye bakarız tarzı bir yaklaşım ile gelip geçici bir heves muamelesi yapmayın.

Duyurun-Duyurun-Duyurun

Bugün, hepimiz elimizdeki akıllı telefonlar aracılığıyla iletişim bombardımanına tutuluyoruz. Dünyanın bir ucunda var olan olaylar saniyesinde avucumuza düşüyor. Hayat böyle iken, çalışan gelişimi için yaptığınız her organizasyonu/aktiviteyi yılmadan duyurun. “Ben mail attım, panolar da astık ama 5 kişi geldi. Valla hayatımdan bezdim” diyenleri gördüm. Bezme! Yılma! Devam et! Çünkü sadece panoya asmak değil bu işin elçisi olduğunu gösterecek liderler ile olaya başlamak gerekli. Burada da ekip liderlerine/yöneticilerine iş düşüyor. Satış, EBIT, OCC, FCF adına ne derseniz iş performans hedeflerini sordukları sıklıkta bireysel “well-being” hedeflerini de takip etmeli. Açılan gelişim organizasyonlarına elemanlarını teşvik etmeli onlara bu zamanı vermeliler. Böylece sarf edilen eforun gerçekten bir faydası olup olmadığını da test etmiş olursunuz.

Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün demiş Mevlâna. O yüzden, orada olup, destekliyormuş gibi görünüp, vücut diliniz ile orada olmaktan sıkıldığınız ya da alay eder bakışlar ile etrafı ya da danışmanı süzdüğünüz an olayın tüm faydasını yok etmiş olursunuz. En güçlü mesaj, gerçekten orada olmak, çalışanlarınızın sağlıklı hayat tarzına geçişinde olumlu bir katkıda bulunmak ve onları desteklemektir. “Bütçeyi onayladım işte” yaklaşımı gerçekten çok itici. Eğer, sizin bu konuda özel bir desteğe ihtiyacınız var ve orada paylaşmak istemiyorsanız da bunu da danışmanınızla paylaşın. Ve o içtenlikle programda yer alın.

Bütünsel yaklaşımda, liderlerin desteği, hem hiyerarşinin yok olmasına hem de etkin iletişime sebep olacağından, zor zamanlarda da şirketin dayanıklı (resilient) ve çevik (agile) olmasına da destek olacaktır. Bu yaklaşımla, tüm çalışanlarınızın iş ve özel hayatlarını dengede sürdürebilmelerine katkıda bulunarak toplumsal bir gelişime de imza atacaksınız.

“Bizim oraya daha çok yolumuz var, hem bu benim işim değil” diyorsanız:

Ben de diyorum ki liderler olarak, içinde bulunduğunuz topluma örnek olmak ve toplumun her bireyinin esenliklerini sağlamak sizin en esaslı göreviniz.

Sağlıklı Çalışan, Sağlıklı Şirket, Sağlıklı Toplum.


Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here