Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Röportaj

Psikolog Yazar Mustafa Topkara ile Bağımlı İlişkiler Üzerine – I

Ona Bağlı mıyım, Bağımlı mı?

1971, Sakarya doğumlu…

1996 yılındaki fakülte mezuniyetinden bu yana, özel ofisinde, psikolog/terapist olarak çalışıyor…

Psikanaliz genel çatısı altında sayılabilecek psikoterapi anlayışı, ilişkilerdeki yetersizlik ve çatışma sorunlarına odaklanmasına neden olmuş…

İnsanın, bedeni dışındaki her şeyinin ilişkiye ait olduğunu düşünüyor ve bunu çok önemsiyor. Bu konuda kendi sitesinde denemeler yazıyor, yazdıkları siteyi aşıyor ve kitaplara yansıyor.  İlişkiler, evlilik, erkek psikolojisi ve sevmek ve bağımlılık üzerine birçok kitabı var.

Takipçileriyle ilişki üzerine tartışıyor, görüşlerini alıyor ve kendine gelen her soruya cevap veriyor. Kendi özelini de paylaşmaktan hiç çekinmiyor ve bu duruş hem yazılarına hem de yorumlarına samimiyet olarak yansıyor.

Psikolog Yazar Mustafa Topkara ile yıllar önce İlişkilerin Psikolojisi adlı kitabıyla ilgili bir röportaj gerçekleştirmiştik. Kitabın neredeyse her satırını çizerek okumuş bir okuyucu olarak, her evde bulunması gerektiğini düşünüyorum. Hiç böyle düşünmemiştim diyebileceğiniz birçok bilgiyle karşılaşacak ve ailenize, çocukluk dönemlerinize doğru bir yolculuk yapacaksınız. Aslında kitaplarıyla okuyucuya bir yüzleşme yaşatıyor. “İlişkiler, hem benliğimizin, hem kişiliğimizin oluşumunda temel belirleyicidir. İnsan, hem bir ilişkiyle var olur, hem de insan yavrusuyla kurduğu ilişkiyle ‘ötekini’ var eder. “ sözüyle bu durumu çok güzel özetliyor.

psikolog-yazar-mustafa-topkara-ile-bagimli-iliskiler-uzerine-i

Okumaya devam et

Kızını Bilgiyle Emziren Anne

Adı Derya Topçu, yani Nam-ı diğer Hadi Anne…

36 yaşında genç bir kadın…

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunu…

10 yıllık evli ve 5 yaşında Asya adında bir kızı var…

Asya’ya hamile olduğu dönemde yeni bir yaşama yürümek üzere, başarıyla yürüttüğü özel sektördeki işini bırakıp, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ‘kültür yönetimi ‘masterına kaydoldu…

İşini bırakmasının ve bambaşka bir işe atılmak isteyişinin nedeni, işiyle arasında duygusal bir bağın olmaması…

Heyecan dolu, insanlarla iletişimi çok seven ve öğrenmeye açık bir insan…

Bir yandan işten ayrılıp, gemilerini yakmış olmasının hafifliği diğer yandan Asya’yı içinde büyütmenin heyecanıyla yeni bir hayata başlamış.

Her gün yepyeni bir dünyayı keşfetmenin, yeniden o amatör ruhu yakalamanın mutluluğu içerisinde öğrencilik hayatına geri dönmüş. Aslında onun için hayat bir okul ve kendisi de daimi bir öğrenci. İşte bu öğrencilik döneminde kızı Asya dünyaya gelmiş…

Yüksek lisansında klasik müzeciliğin yanı sıra büyük sermaye gruplarının kültür kurumları açması, çağdaş sanat müzelerine yatırım yapmaları, dünyada bu müzelerin artık kamusal alanın bir parçası haline gelmesi, çocuk alt değiştirme ünitelerinin  müzelerin içinde yer edinmesi,tüm müzelerin çocuklar ve hatta bebekler için programlar hazırlamalarını gözlemleme imkanı bulmuş.

Anne olduktan sonra hem kendisine hem de çocuğuna faydalı olabilecek alternatif yollar aramaya başlamış ve işte bu farkındalıkla  ‘hadi anne!’ projesi doğmuş.

En iyi eğitimin görerek, duyarak ve hissederek yaşanabileceğini düşünen ve bu nedenle de her bahaneye çelme takarak, şartlar, koşullar, havalar nasıl olursa olsun kızını pusetine koyarak, kucağına alarak ve sonra da elinden tutarak müze, sanat merkezi, edebiyat dünyası ile tanıştırmayı ilke edinmiş bir annenin hikayesi var bu bölümümüzde.

Kızını bilgiyle emziren ve bu beslenmeyi keyif, aşk haline getiren, hem çocuğunun iç dünyasını  zenginleştirebilecek hem de onu besleyecek yeni bir yol olarak ‘yaratıcı mekanları’ kendisine güzergah edinen bir anne ile sohbetimizi okuyacaksınız.

kizini-bilgiyle-emziren-anne

Okumaya devam et

Kanun Virtüözü Ahmet Baran: Kanun, Tanrı’nın Bana Verdiği Bir Çift Kanat

Ankaralı. Müziğe çocuk yaşta TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu ile başladı.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans yaptı.

Henüz 18 yaşında iken Senfoni Orkestraları ile çalışmaya başladı.

Senfoni Orkestralarının En Genç Solist Kanunisi” oldu. Caz müziğe ve doğaçlamaya olan tutkusu dünya çapında starlarla aynı sahneyi paylaşmasını ve albümler kaydetmesini sağladı.

Kanun icrasına Türk Müziği Tarihinde kendi adı ile anılacak yeni bir teknik kazandırdı.

İngiltere Kraliçesi’nden Rusya Devlet Başkanı’na Papa’dan Norveç Kralı’na kadar elli beş devlet adamı onuruna Türk Musikisini tanıtıcı dinletiler sundu.

Kültür Sanat Yüksek Ödülü, Yılın Sanat Girişimi ve Uluslararası yarışmalarda birincilikler biriktirip, Danimarka Kraliçesi II. Margrethe ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından Devlet Nişanı ile onurlandırıldı. Altı kıtada bini aşkın konser verdi. 2016 yılında yayınladığı Kanun Namına albümü çok satanlar listelerinde yerini alarak müzik eleştirmenleri tarafından tam not aldı. Kanun yapım ustaları tarafından kendi imzasını taşıyan özel enstrüman serileri üretiliyor. Bu enstrümanlar tüm dünyada satışta.

 kanun-virtuozu-ahmet-baran-kanun-tanrinin-bana-verdigi-bir-cift-kanat

Okumaya devam et

Pijamalar ve Terliklerle Evden Canlı Müzik

Onları ilk kez instagram’da gördüm. Pijamaları ile gitar, ukelele ve daha birçok enstrüman çalarak şarkı söyleyen iki sevimli kız… Bu iki kişilik gruplarına Ev Hali ismini vermişler. Evlerinde mutfakta, salonda, balkonda, yatak odalarında beste yapıp şarkı söylüyor, görüntülüyor ve sayfalarında paylaşıyorlar. Doğal, samimi, eğlenceli ve insanın içini ısıtan bir tarzları var. Hikayeleri olan şarkıları çok seviyorum. Halini, duygularını, hüzünlerini sanki sohbet ediyormuş gibi aktaran müzisyenleri ilgi ile takip ediyorum. Ev Hali de böyle bir grup işte. Odadan biri size sesleniyormuş, siz mutfakta bir şeyler hazırlarken birileri size o gün yaşadıklarını anlatıyormuş gibi…

Popüler değiller, profesyonel de değiller, yani müziklerinden para kazanmıyorlar. Keyif için, gönüllerinden geldiği gibi yazıyor, besteliyor ve söylüyorlar. Bir iddiaları yok, sadece müziği çok seviyorlar ve kendilerini ölümüne amatör olarak tanımlıyorlar.

-Röportaj yapabilir miyiz?-  diye sorduğumda çok şaşırdılar.  Onları Martı okuyucuları ile tanıştırmak istedim çünkü fikirleri, doğallıkları, şarkıları ve duruşları o kadar farklıydı ki. Röportaj için bir araya geldiğimizde bunu daha iyi anladım. 

Cansu Balkan ve Deniz Nazlıer yani nam-ı diğer Ev Hali ile Ankara Route Bar’da buluştuk ve ev halince döşenmiş bir bölümde evimizdeymiş gibi sohbet ettik.  Heyecanlı, neşeli, kendileriyle kafa bulan, samimi ve doğal kendi hallerinde iki genç ile karşılaşmak, onları dinlemek bana da ayrı bir enerji verdi. Pozitif enerji insana anında bulaşıyor, uzun bir süre de üzerinde kalıyor.

Uzun süredir Murphy ile başları dertte. Bir şeyler tam olacakken, tam her şey yolunda dedikleri anda Murphy çıkıp bütün işlerini bozuyor. Onlar da kurallarıyla hayatlarını alt üst eden Murphy’e bir şarkı yazıyorlar…

Bu sabah uyanamadım

Geç kaldım trafik sıkışık

Kahvaltı da yapamadım

Uyanamadım aklım karışık

İşler yolunda gitmiyor

Günüm günüme uymuyor

O çocuk da beni sevmiyor

Çünkü

Murphy bana aşık

pijamalar-ve-terliklerle-evden-canli-muzik

Okumaya devam et

Koç Müge Çevik ile Kadın Erkek İlişkilerine ve Aileye Dair

Müge Çevik röportajı ilk bölümü “Peki Siz Mutluluk Kulübü’ne Üye Misiniz?” 

Müge Çevik röportajı ikinci bölümü “Bilinçaltı Nasıl Temizlenir ve İnsan Kendini Nasıl Sever?” 

“Aşırı Sevmenin ve Kollamanın Altında Acayip Korkular Var”

Aşırı sevmenin ve kollamanın altında acayip korkular var aslında. Çünkü sevgi dediğimiz şey, yani gerçek sevgi çok korkusuz bir duygudur. Ama biz korkuyla motive olduğumuz için kaybetmemek adına kontrol ediyoruz.  O kontrolün gerisinde korkular var ve biz bunu sevgi kisvesinde yapıyoruz. Böyle bir kılıf uydurmuşuz ve buna kendimiz de inanmışız.

SONY DSC

Okumaya devam et

Peki Siz Mutluluk Kulübüne Üye Misiniz?

Birbirine Bir Kez Dokunan Hiçbir Şey, Temastan Önceki İle Aynı Kalamaz.

“Herkesin bir tek gerçek işi vardır, kendine giden yolu bulmak” der Hermann Hesse. Kendine giden yolu arayanlar bilir, yolculukta kalp bir navigasyon gibidir ve yolculukla ilgili bir kitap, bir bilgi, bir kılavuz bulduğunda kalpten o ses gelir: rota oluşturuldu.

Mutluluk Kulübü ve İlişkisi Var kitaplarını okuduğumda çoktan yola çıkmıştım bile. “Fark etmek, sinyali mesaja çevirmektir” diyen bu yazar ile tanışmalı ve ondan aklımdaki tüm soruların yanıtlarını almalıydım.

İki genç dostum ile birlikte yola çıktık, amacımız bazı röportajları görüntülü gerçekleştirmek ve mühim yerlerin altını sadece yazıyla değil videoyla da çizmek ve ölümsüzleştirmek. Bu nedenle kendilerinden destek istediğim sevgili Eylül Açıkkol ve Zeynep Devir’e de teşekkür ediyorum. Bana destek olmalarının, bu desteği onlardan tam da o gün istememin tesadüf olmamasını anlamamızın Müge Çevik’ten aldığımız bilgilerle ilişkisi var. (İnşallah yakın zamanda kısa videolarımızı da yayınlayacağız)

Peki Siz Mutluluk Kulübüne Üye Misiniz

Okumaya devam et

İstanbul’da 10 Bin Evsiz Var

Berkan Çelik, Çorbada Tuzun Olsun Projesinin öncülerinden biri. Özel bir şirkette mimar olarak çalışıyor. Evli ve bir çocukları var. Eşi, kucağında bebeği ile Berkan Beye ve evsizlere destek oluyor. Ana-oğul, karı-koca, öğrenci, iş adamı, sanatçı gönüllü birçok insan,  2 yıl boyunca geceleri evsiz dostlarımız için çorba dağıtımı yapıyor ve seslerini duyurmak için de çalışmalarına ellerinden geldiğinde devam ediyorlar. İşi olmayan evsizlere iş imkanı da sağlayan gönüllülerin en büyük düşlerinden biri; evsizlerin barınabilecekleri alanlarının olması ve tüm yetkililerden bu anlamda destek bekliyorlar…

Berkan Bey ile saat 22:00 de Taksim Gezi Parkı’nda buluştuk ve röportajımızı burada gerçekleştirdik.

Berkan-Çorbada Tuzun Olsun-Sevilay Acar

Okumaya devam et

Memleket İsterim, Çorbada Tuzu Olsun…

Kimi mimar, kimi şirket yöneticisi, kimi ev hanımı…

Gündüz çalışıyorlar, gece evsizler için gönüllü olarak çorba dağıtıyorlar.

2 yıldır hiçbir gece boş geçmiyor, işi olanın yeri hemen başka bir gönüllü ile doluyor.

Birkaç gönüllü ile başlayan bu projeye şimdi Türkiye’nin dört bir yanından küçük de olsa destekler geliyor. Yeterli mi, değil elbette. Daha fazla gönüllü, daha fazla destek ile sokakta yaşamaya mecbur kalmış dostlarımıza yardım eli uzatılmalı…

Gönüllüler ufak kanat çırpışlarıyla kelebek etkisi yaratıyorlar ve evsizlere destek olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Gündüz çalışıyor, gece çorba dağıtımı için bir araya geliyorlar.

Memleket İsterim, Çorbada Tuzu Olsun…

Okumaya devam et

Hayat Bir Filmse, Başrol Kim?

Anormal Doktor Erkan Sarıyıldız – II. Bölüm

Gazeteci Sevilay Acar’ın Dr. Erkan Sarıyıldız ile yaptığı röportajın ikinci bölümünü okuyacaksınız.

Röportajın ilk bölümü için lütfen tıklayınız.

Aslında her şey bir illüzyon mu?

Her şey bir illüzyon. Bak demin sana ne dedim, kitabı verdin bu bir illüzyon. Bu kitabı benim görmem gerekiyordu sen bana verdin. Ben bunu görmek için seni görevlendirmişim ki sen bana bunu verdin. Çünkü babalık konusunda görmem, öğrenmem gereken bir şey var.

Görevlendirme kısmını açmanızı istiyorum…

Burayı bir realite olarak görebiliyoruz fakat burası kendi kurallarına göre bir realite ve bu aslında gerçeğimizin illüzyonel olarak dünyada olduğunu zannetme alanı.

Matrix gibi yani…

Evet, Matrix gibi gerçekten. Ruhsal alan. Kendini yenilemek için buradaysa, ruhsal alan kendini bir senaryoya atıyor. Anne, babanın yanına koyuyor ve buna uygun anne babaları seçiyor.

Hayat Bir Filmse, Başrol Kim

Okumaya devam et

Yeni Roman: Ateş Kırmızısı, Fausto Zonaro ve İstanbul’un Tarihi Buluşuyor

Orhan Bahtiyar, yazarlık serüvenine nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

“2010 yılına kadar profesyonel hayatın içine gömülmüş mutsuz, umutsuz bir adamdım. En son işimde dünyanın en büyük şirketlerinden birinde orta düzey yönetici olarak çalışıyordum. İşim yapıyordum ve başarılıydım ama hiç bana göre değildi. Çünkü istediğim şeyi yapmıyordum kafamda hep hikâyeler yazmak vardı. Kapitalizmle yoğrulmuş şirketlerde kitaplar, edebiyat tarih, felsefe gibi konuları konuşunca da insanlar hoşlanmıyor, göze batıyorsunuz. Ben de göze battım ve çok radikal bir karar vererek ayrıldım. Eşim de çok destekledi. Zor bir dönem geçirdik ve bundan sonra da zor zamanlarımız olacağını da biliyorum. Ama hayatımın en mutlu 6 senesini geçirdim.”

Orhan Bahtiyar

Okumaya devam et