Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Etkinlik

1 2 3 8

Kızını Bilgiyle Emziren Anne

Adı Derya Topçu, yani Nam-ı diğer Hadi Anne…

36 yaşında genç bir kadın…

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunu…

10 yıllık evli ve 5 yaşında Asya adında bir kızı var…

Asya’ya hamile olduğu dönemde yeni bir yaşama yürümek üzere, başarıyla yürüttüğü özel sektördeki işini bırakıp, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ‘kültür yönetimi ‘masterına kaydoldu…

İşini bırakmasının ve bambaşka bir işe atılmak isteyişinin nedeni, işiyle arasında duygusal bir bağın olmaması…

Heyecan dolu, insanlarla iletişimi çok seven ve öğrenmeye açık bir insan…

Bir yandan işten ayrılıp, gemilerini yakmış olmasının hafifliği diğer yandan Asya’yı içinde büyütmenin heyecanıyla yeni bir hayata başlamış.

Her gün yepyeni bir dünyayı keşfetmenin, yeniden o amatör ruhu yakalamanın mutluluğu içerisinde öğrencilik hayatına geri dönmüş. Aslında onun için hayat bir okul ve kendisi de daimi bir öğrenci. İşte bu öğrencilik döneminde kızı Asya dünyaya gelmiş…

Yüksek lisansında klasik müzeciliğin yanı sıra büyük sermaye gruplarının kültür kurumları açması, çağdaş sanat müzelerine yatırım yapmaları, dünyada bu müzelerin artık kamusal alanın bir parçası haline gelmesi, çocuk alt değiştirme ünitelerinin  müzelerin içinde yer edinmesi,tüm müzelerin çocuklar ve hatta bebekler için programlar hazırlamalarını gözlemleme imkanı bulmuş.

Anne olduktan sonra hem kendisine hem de çocuğuna faydalı olabilecek alternatif yollar aramaya başlamış ve işte bu farkındalıkla  ‘hadi anne!’ projesi doğmuş.

En iyi eğitimin görerek, duyarak ve hissederek yaşanabileceğini düşünen ve bu nedenle de her bahaneye çelme takarak, şartlar, koşullar, havalar nasıl olursa olsun kızını pusetine koyarak, kucağına alarak ve sonra da elinden tutarak müze, sanat merkezi, edebiyat dünyası ile tanıştırmayı ilke edinmiş bir annenin hikayesi var bu bölümümüzde.

Kızını bilgiyle emziren ve bu beslenmeyi keyif, aşk haline getiren, hem çocuğunun iç dünyasını  zenginleştirebilecek hem de onu besleyecek yeni bir yol olarak ‘yaratıcı mekanları’ kendisine güzergah edinen bir anne ile sohbetimizi okuyacaksınız.

kizini-bilgiyle-emziren-anne

Okumaya devam et

Marifet Hikaye(siz)de mi?

Son yıllarda sanatın hızla değişen tanımı, hatta zaman zaman ortak bir tanımının yapılamaması, sadece izleyicide değil sanatçıda da kafa karışıklığına yol açmakta ve sonucunda her sanatçı kendi sanat tanımını yapmaktadır. Kendi sanat tanımını yapanlar, çoğunlukla ürettikleri üzerinden bir hikaye yaratmakta ve hikayesini sözcüklere sığınarak adeta bir “alt yazı/dublaj” gibi sunarak eserinin kolay algılanır ve kabullenilir olmasına çaba sarfederler… Oysa eser üzerinden hikaye yaratmak yerine, bir hikayeden yola çıkılarak eser üretmelidir. Yoksa öz ve biçim üzerindeki çelişkiler ortaya çıkar.

marifet-hikayesizde-mi
Okumaya devam et

Rahmi M. Koç Müzesi’ni Google Street View’le Gezin

Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergilenen 14 binin üzerinde objeyi görmek ve koridorlarında dolaşmak için artık internete bağlanmak yeterli olacak. Rahmi M. Koç Müzesi, Google Street View özelliğiyle sanal ortamda da gezilebilecek.

Kapılarını açtığı 1994 yılından bugüne Rahmi M. Koç Müzesi, İstanbul’da kültürü ve endüstri tarihini bir arada sunabilen tek adres olma özelliğini sürdürmeye devam ediyor. 

Nostaljik tren turu, denizaltı gezisi, atlıkarınca ve oyun parkı, uçaklar, klasik otomobiller ve çok daha fazlası Rahmi M. Koç Müzesi’nde ziyaretçileri bekliyor. 14 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonlarıyla geçmişten günümüze endüstri, ulaşım ve iletişim tarihine ışık tutan Rahmi M. Koç Müzesi’nde hem çocuklar hem de büyükler tarihin evrimini gözlemleme şansı buluyor. 

rahmi-m-koc-muzesini-google-street-viewle-gezin

Okumaya devam et

Hayatımıza simle işlenmiş bir imza: Nahide Küçük Sergisi 19-25 Ocak’ta Art 212 Nişantaşı’nda

2007 yılında kaybettiğimiz Geleneksel Türk Elişi Nakış Sanatçısı Nahide Küçük’ün eserleri, ressam Şahin Paksoy’un küratörlüğünde10. Yıl Anısına Nahide Küçük’e  Saygı’ adını taşıyan bir sergi ile korunduğu sandıklardan gün ışığına çıkıyor.

Kızları Gülden Küçük Çelebi ve Zeynep Küçük Willems’in öncülüğünde hazırlanan ‘10. Yıl Anısına Nahide Küçük’e Saygı’ sergisi 19 Ocak’ta  Art 212’de Nahide Küçük’ü ve eserlerini sanatseverlere tanıtacak.

Fransız moda tasarımcısı Jean Paul Gaultier’ye yaptığı işleme ceket, Japon tasarımcı Yumi Katsura’ya işlediği gelinlik, Eyüp Sultan Camii minber kapısı için işlediği örtü, Katar Emiri Al-Thani’nin sarayları için işlediği Ayet-el Kürsi ve duvar panoları, Alexander de Paris’e işlediği taçlar, İran Şahı Rıza Pehlevi’ye  ve İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’e yaptığı özel işleme… Bütün bu eserlerin altındaki imza,  gönül verdiği bu sanata onu teşvik eden hocasının,  renklendirme yeteneğine hayran olduğu, Anadolu nakış ve işleme kültürünün değerli elçisi Nahide Küçük’e ait.

hayatimiza-simle-islenmis-bir-imza-nahide-kucuk-sergisi-19-25-ocakta-art-212-nisantasinda

Okumaya devam et

Bedri Rahmi Eyüboğlu Sergisi Aralık Ayı Boyunca IMOGA ART Gallery Kızıltoprak’ta

IMOGA ART GALLERY Aralık 2016’da Türk sanatının büyük ustası Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerine ev sahipliği yapıyor. Türk resminde çok önemli bir yere sahip olan ve Akademi’de birçok değerli Türk ressamı yetiştiren öğretmen Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencilerine ders niteliğinde yazdığı “Renk ile Biçim” isimli metni üzerine kurgulanan sergide, aile koleksiyonuna ait özel yağlıboya eserlerin yanı sıra ilk defa izleyiciyle buluşacak 28 adet desen yer alacak.  

bedri-rahmi-eyuboglu-sergisi-aralik-ayi-boyunca-imoga-art-gallery-kiziltoprakta

Okumaya devam et

Ustasız Bir Usta: Atıf Yılmaz

Ataşehir Belediyesi bu yıl çok başarılı etkinliklere imza atıyor. 20 Kasım günü Pazar sohbetleri kapsamında ölümünün 10.yılında Türk Sineması’nın usta yönetmenlerinden Atıf Yılmaz’ı anma etkinliği düzenlendi. Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen etkinliğin konukları ise sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, oyuncu Deniz Türkali ve Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray’dı.

Atilla Dorsay, Atıf Yılmaz’ın gönüllere taht kurmuş, unutulmaz filmlerinden bahsederken setini bir kez ziyaret etmiş olmasına rağmen titizlikle çalışan, her şeyin kontrol atında olduğunu hissettiren bir disiplin ile filmlerini yönettiğini söyledi.  

Dorsay, Atıf Yılmaz’ın işe ressamlıkla başladığını hatırlatarak “Ressamlığın filmlerine estetik ve güzellik katmada faydası olmuştur, bu yönü ile de tanımak lazımdır” dedi.

ustasiz-bir-usta-atif-yilmaz

Okumaya devam et

Şiir Dünyasının Kalbi Bursa Nilüfer’de Atıyor

 

Edebiyat dünyasının heyecanla beklediği, Uluslararası Nilüfer Şiir Festivali 2 Kasım 2016 akşamı düzenlenen sergi ve ardından gerçekleşen gösteri ile başladı. Şiirseverlerin yakından takip ettiği, tam 17 şairin katılımı ile 6 Kasım Pazar akşamına dek farklı mekanlarda farklı etkinliklerle devam edecek festival, şiire bakışını ve fark yaratacak algısını ilk etkinliği ile izleyenlere hissettirdi.

Şiir Dünyasının Kalbi Bursa Nilüfer’de Atıyor

Okumaya devam et

İstanbul’da Mis Gibi Kahve Kokusu Vardı

Kahve içmeyi, mis gibi kahve kokusunu severim. 6-9 Ekim arasında İstanbul’da bu sene üçüncü kez yapılan “Kahveye Yolculuk” temasıyla pek çok kişinin ilgisini çeken bir festivale katıldım. İstanbul kahve festivali yerli yabancı kahve markalarının lezzetleri, profesyonel baristaların değişik şovları, atölye çalışmaları, sektör konuşmaları, renkli sohbetleri, alışveriş ve müzikli eğlenceleriyle oldukça zengin ve kalabalıktı.

Mekan olarak İstanbul’un merkezi sayılabilecek Beşiktaş Küçükçiftlik Park’ın seçilmesi gerek ulaşım, gerek ferahlık açısından bana göre doğru bir seçim olmuştu. Dört gün süren festivalin program zenginliği ve her günün farklı bir deneyim sunması açısından da büyük bir ilgi gördüğünü düşünüyorum. Hafta sonunun daha yoğun geçeceğini bildiğimden hafta içi orada olmayı tercih ettim. Mevsiminin sıcak ve güneşli gününü yakalamış olmak bizlere lezzetleri, keyifli sohbet duraklarını, alışveriş stantlarını rahat rahat deneyimlemek fırsatını verdi. Mekanın büyüklüğü ve katılımcı yerleştirmelerinin düzenli oluşu da bütünlüğü sağlayan en önemli etkendi tabii. Bir de Sunay Akın’ın kahve sohbetini izledim ve tadı damağımda kaldı.

İstanbul’da Mis Gibi Kahve Kokusu Vardı

Böyle enerjik bir ortamda yerli yabancı pek çok kahve lezzetiyle doymuş, alışverişiyle de keyiflenmiş olmanın ardından düşündüm ki bizler aslında Türk kahvesini ne kadar tanıyor, biliyor ve sahipleniyoruz?

Kahvenizi nasıl içersiniz?

Bu sene üçüncüsü düzenlenen Kahve Festivali’nin ardından yaşantımızdaki Türk kahvesini düşündüm. Hani derler ya bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye. İşte tam da orada duralım. 40 yıl hatır dile kolay!

Ortalama hayatımızın pek çok Akdeniz Ülkesine göre 80 olduğunu varsayarsak bir kahve içiminin neredeyse ömrümüzün yarısına dokunacak değeri olduğunu görürüz. Kahve bir buluşma, insanın dostuyla, eşiyle, sevdiğiyle, seveceğiyle, işiyle gücüyle kendine yaptığı bir yolculuktur.

Bu yolculuğun geçmişindeyse derin bir tarih ve kültür yatmaktadır.

Nedir bu tarih, kültür; nereden gelir? Nereye gider?

Geçmişi 14. yüzyıla kadar dayanan kahvenin Arap yarımadasından Osmanlı kültürüne geçişi Saray mutfağında Kahve çekirdeğinin özenle öğütülüp su ve şeker ilave edilerek kömür ateşinde ağır ağır pişirilmesi ile olmuştur.

IMG_3624

Dönemin sosyal hayatında iz bırakan kahvenin özgün haliyse kısa sürede yolu İstanbul’dan geçen tüccarlar sayesinde Avrupa’yı ve zamanla da tüm dünyayı sarmıştır. İstanbul’da özellikle de Tahtakale’ de kurulan kahvehanelerin içi günün her saati güzel yazıların okunduğu, sohbetlerin çoğaldığı, satranç ya da tavla oyunlarının oynandığı kültürel bir ritüel zenginlik haline gelmiştir. Bu kahvehanelerdeki insan sesleri avlulardaki kanarya sesleri ile karışıp ahenkle İstanbul semalarında yükselmiştir.

Dönemin Avrupa’sında yer bulan bazı gelenekler gibi kahve içiminin de toplumda belli kuralları oluşmuştur.

İçimi çoğunlukla sabah ve öğlen öğünlerinde tercih edilen kahve, “kahve altı” yani günün ilk öğününün de ismini vermiştir. Günümüzde hala kahve, falıyla sosyal psikolojik etkisini, kız isteme törenlerindeki kahve geleneğiyle kültürel anlamdaki etkisini kuşaktan kuşağa yaşatmaktadır.

Tarihinin derinliklerinde Hoca Ali Rıza Efendi’nin resmettiği dönemin kahvehaneleri, ressamın hem sosyal hayatında hem de sanatında önemli yer edinmiştir. Sanatçı, günümüzde antikacılar da gördüğümüz kahve fincanı, tabak, cezve, zarf ve şeker ya da kahve kutuları gibi objeleri tuvalinde renklendirmiştir.

Bugünlere kadar gelen kahvenin, mis gibi kokusuyla, ister Osmanlı’daki yeniçeri kahvehanelerinde, ister 1950’lerdeki Ara Güler’in fotoğrafladığı kahvelerde, isterse de bugünkü modern kafelerde olsun ama daima hayatımızda bol sohbetli, bol köpüklü ve keyifli yerini bulsun.

İdil Dernek

 

Kaynaklar:

Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmalar Derneği

İlk Türk Empresyonist (Hoca Ali Rıza)

Sunay Akın kahve festivali söyleşisi

Umudun Şiiridir Ataol Behramoğlu

Değerli eğitimci Yasemin Sungur’un Oyuncak Müzesinde 9 yıl önce özel bir konsept ile hazırladığı ve yönettiği hiç hız kesmeden devam eden Kitap ile Sohbet etkinliğine, geçtiğimiz sene Şiir İle Sohbet etkinliği eklendi. Tam bir şiir tutkunu olan Yasemin Sungur her hafta kitap ile sohbet oturumunu bir şiirle açıp, bir şiirle kapatarak biz kitap ile sohbet katılımcılarına şiirin hayatımızdaki önemini hatırlatıyordu. Ve nihayet geçtiğimiz sene sadece şiirin konuşulduğu ‘Şiir İle Sohbet’ etkinliğini başlatarak her ayın 3.Perşembe günü, her toplantısında değerli şairleri ağırlayarak etkinliğini sürdürdü.

Umudun Şiiridir Ataol Behramoğlu

Okumaya devam et

1 2 3 8