Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Kültür Sanat

Gümüşlük Akademi’de Yaz(ı) Kampı Var!

Yasemin Sungur’la Yaz(ı) Kampı, Konumuz Hayat; Edebiyat, Sohbet, Yazı Atölyesi

Yaz (ı) Kampımız Eylül ayında  Gümüşlük Akademi, Bodrum’da 18 – 24 Eylül tarihlerinde, 7 gün, 6 gece, toplam 36 Saat olarak gerçekleşecek. 

Buluşalım, söyleşelim, paylaşalım. Lâkin söz uçuyor bilirsiniz; yazı kalıyor bâki. O halde dedik bu sefer sohbetin yanına yazı ekleyelim.

Bu yıl konumuz  hayat;  hayatın içinde edebiyat ile, sohbet, yazı atölyesi deneyimi yaşayacağız hep birlikte. Edebiyatın gücünü, keyfini hep yanımızda hissedecek, hayatımızın adımlarını konuşurken okumanın, okuduklarımız hakkında konuşmanın ve yazmanın sihrini de hissedeceğiz.

Atölye süresince yazmakla ilişkimiz: duyusal, düşünsel, duygusal, görsel farkındalık ile kelimelerimiz buluşacak.

ys-yazi-kampi

Ben Yasemin Sungur; kırk yıldır “gelişim” başlığı altında kurumsal ve bireysel tarafta eğitim çalışmaları yapıyorum. Edebiyat, kitaplar ve yazı hayatımın merkezinde… 10 yıldır Kitap ile Sohbet adıyla bir etkinlik yönetiyorum. Yazar ile Sohbet, Şiir ile Sohbet yapıyorum. Hayat ile Sohbet başlığı ile derin bir sohbet programım var. Harekete Geç! isimli aktif bir online gelişim projesi yönetiyorum. 7 yıldır çok yazarlı online bir dergi yayınlıyorum. 3 yıldır Yazı Kampı yapıyorum. Kariyerim Gelecek mi? isimli bir kitabım var. Yenisi yolda…

Hayatımız; çevremizde başlayan, süren, olup biten, duygularımız, dert edip mesele çıkardıklarımız, deneyimlerimiz hem anlatılsın masal olsun, hem yazılsın bizim hikayemiz, denememiz olsun. Okuyalım, ilham alalım, daha iyi nasıl yazarız, yazmak bize hangi yeni yolları açar farkına varalım. Yazmak iyileştirir derler, neden acaba? Keşfedelim…

Siz neden yazmak istiyorsunuz?

Hayatı edebiyatla buluşturmak, yaratıcı bir okur olmak, yazılarınızla iz bırakmak, hikaye yazmak.

Hayatım roman olur mu diyorsunuz yoksa?

Ya da ben de bir blog tutsam diyorsunuz.

Ya da başka?

Gelin bu atölyede bırakalım kendimizi kelimelere…

Konuk Yazarlar

  • Latife Tekin
  • Mine Söğüt
  • Hakan Akdoğan

Ve belki başka konuklarımız da olur… Sürprizlere açık mısınız?

eylu%cc%88l-2017-yaz-i-kampi

Hangi KİTAPlar ile SOHBET edeceğiz?

  • Sevgili Arsız Ölüm -Latife Tekin, İletişim Yayıncılık
  • Deli Kadın Hikayeleri -Mine Söğüt, Yapı Kredi Yayınları
  • Büyü Dükkanı -Yeşim Türköz, Epsilon
  • Kürk Mantolu Madonna -Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları
  • Nü Peride -Hakan Akdoğan
  • Seçme Şiirler -Emily Dickinson, T.İş Bankası

Kitaplarınızı şimdiden alın, yayınevi seçimine dikkat edin, hemen okumaya başlayın, sizi etkileyen satırların altını çizin, birlikte paylaşalım, konuşalım.

FİLM ile SOHBET de yapacağız.

Şimdilik seçtiğim filmler sürpriz olsun. Her akşam ay ışığında bir film seyredeceğiz ve çevresinde sohbet edeceğiz.

Katılım için

Bu çalışmada yer almak isterseniz, neden katılmak istediğinizi anlatan bir e-mail yazmanızı rica ediyoruz. Dilediğiniz kadar sözcükle kendinizi ifade edin ve şu adrese gönderin lütfen: ben@yaseminsungur.com

Sorularınız için lütfen arayın. Telefon 0216 449 65 94 – 0532 275 79 46 

Katılım İçin Son Kayıt Tarihi: 11 Eylül 2017’dir.

Konaklama Gümüşlük Akademisi Vakfı’nda, Gümüşlük Akademisi hakkında bilgi için  http://www.gumuslukakademisi.org/

Yasemin Sungur hakkında bilgi için http://www.yaseminsungur.com/

http://www.martidergisi.com/ 

Sevgiyle gelin, hissedin…

Yasemin Sungur

Eğitmen, Yazar,

Sohbetçi, Hayat Öğrencisi, Harekete Geçiren, 

 

Peaceful Warrior, Etkilendiğim Filmler

Film seyretmeyi seviyorum. Geçtiğimiz yıl her gün bir sinema filmi hedefi koymuştum kendime. Çok yararlı oldu. Gelişimdeyiz çalışmalarımda Film ile Sohbet adında filmlerden yola çıkarak yaptığım bir etkinlik de var. 

Dingin Savaşçı; ilham veren fimlerden. Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş. Dan Millman’ın Way of the Peaceful Warrior romanından beyazperdeye uyarlanan Dingin Savaşçı filmi olimpiyatlara hazırlanan genç sporcu Dan’in hikayesini işliyor. Filmin konusu ve kurgusu çok rahat izlememizi sağlıyor. Dan’in başına gelen bir kaza ve yaşadığı olağanüstü deneyim beni çok etkiledi.

Yaşadığın anın farkında olmak, anda olmak ancak bu kadar etkileyici anlatılabilir. Genç oyuncu Paul Wesley, usta oyuncu Nick Nolte ile filmin ana karakterleri. Oyunculuğunu severim kendisinin. Pek çok filmini severek izlemişimdir. Bu filmde de Nick Nolte’n canlandırdığı karaktere hayran kaldım. Sürprizli bir karakter. İzleyin ve keşfedin. 

peaceful

Filmde altı çizilecek o kadar çok cümle var ki…

“Aptallar tepki verir; cesurlar harekete geçer.”

“Sevilmesi en zor olanlar sevilmeye en çok ihtiyacı olanlardır.”

“Ölüm nedir ki bazıları hiç yaşamıyor.”

“Tek yapman gereken seçimlerin konusunda bilinçli ve eylemlerinden sorumlu olmak.”

Ve en çok etkilendiğim, tekrar tekrar seyrettiğim sahne…

“Nerdesin Dany?  

Burada

Saat kaç?

Şimdi

Nesin sen?

Şu an…”

Son sözüm; bu filmi izleyin. 
“Yolculuğun kendi bizi mutlu eder, varılacak yer değil.” 

Filmden sizin seçtiğiniz cümleleri merak ettim şimdiden, yazın bana…

Yasemin Sungur

ben@yaseminsungur.com 

Martı Dükkânı’nda Martılar Uçuyor

Kişinin kendini anlatmasının değişik yolarından biridir yaratıcılık. Yeni ve bir şekilde değerli bir şey oluşturma olgusu da diyebiliriz aslında.

Hayatın bize öğrettikleri ile hayal gücümüzün uyumlu dansı, bize gördüklerimizin ötesinde sınırsızlığı tanımlayıp, adeta yaratım sürecine rehberlik ediyor.  

Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış” demiş   Martı Jonathan Livingston kitabının yazarı Richard Bach.

marti-dukkani

Okumaya devam et

Büyükada’nın Terk Edilmiş Kayıkları Bir Sergiye Can Veriyor

Büyükada’nın terk edilmiş kayıkları, sürgün hikâyeleriyle yeniden hayat buluyor.
Büyükadalı Tekstil Sanatçısı Gül Bolulu’nun sürgün hikayelerinden yola çıkarak tasarladığı, haksızca yerinden yurdundan edilmiş herkese bir saygı duruşu niteliğindeki Sürgün Kayıkları sergisi 14 Temmuz saat 19.00’da Adalar Müzesi Aya Nikola Hangar orta bahçesinde açılacak. Sergide, Gül Bolulu’nun terk edilmiş kayıkları Ödemiş ipeğinden yelkenlerle buluşturduğu tasarımlar ziyaretçilerle buluşacak.

Büyükada’da yaşayan tekstil sanatçısı Gül Bolulu’nun uzun zamandır hayalini kurduğu tasarımlarını gerçeğe dönüştürerek; sürgüne gönderilen insanların umutsuzluklarını, hayal kırıklıklarını, bilinmezliklerini ve korkularını anlattığı, terk edilmiş kayıklar ve Ödemiş ipeğinden yelkenleri buluşturan Sürgün Kayıkları sergisi 14 Temmuz’dan itibaren Adalar Müzesi Aya Nikola Hangar orta bahçesinde, 09.00 – 18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak görülebilecek. Tarih boyunca yelkenliler ve sandallarla gerçekleşen sürgünlerden esinlenilerek hazırlanan sergide her bir yelkenin ve sandalın ayrı bir hikâyesi olacak. Eski tekneler ve Ödemiş ipeğiyle özenle hazırlanan bu tasarımlar aracılığıyla, yurtlarından ayrı kalan insanların acıları saygıyla anılacak.

buyukadanin-terk-edilmis-kayiklari-bir-sergiye-can-veriyor

Okumaya devam et

Dokunmak veya Dokunmamak

Yaz diyor Yasemin* Hanım Mülteciler Günü** için yaptığın konuşmayı…

İnanılmaz bir kadın, konu başlıklarını, gönlümün kaydığı noktaları nasıl da bir çırpıda görüveriyor.

20 Haziran’da davetliydim, kalabalık bir mülteci grubuna konuşma yapacağım, maksat mültecileri yasal yollardan iş dünyasına kazandırmak, yani “sosyal entegrasyon.”

Ne söyleyeyim? Kafam karışık, salona vardığımda hazırlamış olduğum bilgi gözüme hayli itici görünmeye başlıyor. Tam o noktada, sahneye çıkmaya dakikalar kalmışken yüreğimin sesini dinlemeye karar veriyorum. Hazırlamış olduğum sunumu bir kenara bırakıyorum ve spontane konuşmaya başlıyorum. Öyle ya bilgi her yerde var, ya o bilgilerin bize hissettirdikleri?

Dünyada mülteci sayısının 60 milyon civarında olduğu düşünülmekte (resmi rakamlara göre). Bence gerçekte çok daha fazla; içlerine girince anlıyorsunuz, çok farklı bir dünya, kaydı olmayan-kaydı silinen-hiçbir yerde görünmeyen hayli kişi mevcut. Mülteci ülkesini zorla terk eden veya istenmeyen koşullar (savaş, her türlü baskı…) neticesinde terk etmek zorunda kalan kişiyken; göçmen eğitim, daha iyi haklar için gönüllü olarak başka yere yerleşen kişiye deniyor. Türkiye’de mülteci sayının son yıllarda 4 milyonu aştığı sanılmakta.

Söylediklerim

“İtiraf edeyim, sizler benim için öncelikle sayıdan ibarettiniz, her gün gazetede okuduğum veya haberlerde hüzünlenerek izlediğim. Dünyada filler kapışırken çimler ezilirmiş sözünü hatırlatan. Ne zaman sınıfıma gelmeye başladınız, yüz yüze  geldik, sizleri tanıdım, sayıdan öte ete kemiğe büründünüz, hepinizin hikayesi vardı. Karısını bombardımanda kaybedeni de, günlerce yürüyerek sınırı aşmaya çalışanı da, kurşunların kimden geldiği bilinmeyen silah çatışmaları arasında ailesini ziyarete etmeye gitmeye çalışanı da sınıfımda tam karşımdaydı. Onca travmatik öyküye rağmen güçlü duruşunuzla bana ilham oldunuz. Bazen ben mi size öğretiyorum, siz mi bana öğretiyorsunuz bilemiyorum. Kısa sürede inanılmaz şeyler kattınız hayatıma.

seyda-bodur

Biliyorum, beni şanslı kesimden görüyorsunuz, sizleri anlamayacağımı düşünüyorsunuz. Oysa bir insanın acısını anlamak sadece onun gözlerine kalp gözünüzle bakmak yeterli, aynı veya benzer acıdan geçmek şart değil.

Mülteci olmadım, ancak bilirim işsizlik nasıl hissettirir, ‘işe yaramaz’. Herkesin yapacak birşeyi varken hiçbir şey yapmıyor olmak…Yıllarca kapımda, işten dönüşü saatlerinde diğer servis araçları durduğunda, onlardan inen biri olmamanın verdiği suçluluk duygusunu yaşadım.

Bilirim yabancı bir ülkede işsiz olmak ne hissettirir, ‘köksüz’. Herkesin gidecek bir kapısı, ait olduğu bir yeri varken, öylesine unutulmak, sokaklarda boş boş dolanmak, ne yapacağını bilememek. Bu eylemlere sürekli eşlik eden kasvetli bir can sıkıntısı da cabası.

Maalesef ne ülkemde, ne de yâd ellerde bana uzanan yardım eli oldu. Umarım sizler daha şanslı olursunuz veya karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendirirsiniz.

Biliyorum güveniniz kırıldı, biliyorum çokça hırpalandınız, yine de sizlere bizler gibi dostça kapısını açan bir yer varsa es geçmeyin derim. Hayat ertelenmeyecek kadar güzel, her daim ve her zaman yeniden kaldığınız yerden başlayabilirsiniz. Nerden mi biliyorum? Kendimden. Unutmayın işsizliğin önündeki en büyük engel ne bambaşka bir ülkede gözlerini açmak ne de yabancı dil… Çaresizlik duygusu. Vazgeçmek, sadece kendinden ve geleceğinden ümidi kesmek. Yaranıza merhemi sürecek olan sizlersiniz, bense sadece merhemi veya ilacı uzatan olabilirim.”

foto-seyda

Söyleyemediklerim

Çok özel ve güzel insanlar tanıdım. Bir panelde “Bizler dilenci değiliz, iş istiyoruz” diyen ve böylelikle ülkemizin hatrı sayılır patronlarından birinin ilgisini çekip bizzat ayağına tanışmaya gelenini bildim. Ne mi oldu? Şu an o holdingden iş teklifini aldı bile.

Öyle anlar yaşadık ki beraber… Günü geldi onların yaşam koçu, günü geldi sırdaşı oldum. İlk kız arkadaşını çekinerek bana danışanı, yurdunda arayacak kimsesi kalmadığından evlenme haberini ilk bana muştulayanı… Aziz Nesin okuyanı ile beraber İngilizce espriler eşliğinde karnımızı tuta tuta güldük. Bazen coştuk, birinin diplomasını kutladık. Cibran şiirleri okuduk, duygulanıp ağlaştık. Kendi arkadaşlarım bilmedi ve görmedi, “Sende çocuk kalbi ve yüzü var” dediler. Bazen birikmiş tüm öfkelerini bana kustular, kişisel almadım, ısrarla aynayı onlara tuttum. Kimi satır arasında ‘özür’ diledi, kimi herkesin ortasında. Beklemiyordum da. Tek dileğim onlara bir nebze olsun dokunabilmekti; kalpten kalbe bir temas…

Ya işte böyle…

Şeyda Bodur 

* Baş Martı diyor kendisine, öyledir elbette. Martı dergisinin fikir annesi, kurucusu Yasemin Sungur
** 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü

 

Suskun Yas

Eda, haftalar sonra tekrar çaldığı kapının önünde dimdik duruyordu. Gözleri kırmızı, bakışları simsiyah bir kadın bir şey söylemeden onu içeri aldı. Kalabalık salonda küçük bavulunu yere bırakırken tanıdık bir yüz aradı. Onun yerine yargılayan ifadeler, birbirine benzeyen, üzgün, asık suratlarla karşılaştı. En az dövünen teyzenin yanına yaklaşıp Seda’nın nerede olduğunu sordu. “Kapıdan çıkarken gördüm, yavrucak kahroldu tabii.”

suskun-yas

İşe bak, adımın önüne bir “s” harfi koyuyorsun oluyor sana yavrucak, oluyor sana annesini kaybedince kahrolan evlat. Ben de aynı yaştayım ama farklı bir yastayım teyzeciğim, farklı.

Az önce girdiği kapıdan bu sefer omuzları düşük bir biçimde çıktı. Bahçenin sağ tarafına geçip, alçak duvardan atladı. Seda’yı eliyle koymuş gibi buldu. Dizleri başının altında, kıvırcık uzun saçları iki yana düşmüş oturan kardeşinin yanına çömeldi. Bir süre hiç konuşmadılar. Anlatacakları tükendiğinden değil, anlamını yitirdiğinden susmayı tercih etti Eda. Doğum sırasında onu birkaç saniye önce çekip çıkaran doktor, abla olma görevini de onun alnına yazmıştı belli ki. Saçlarını okşadı, hıçkırıkları arttığında ise sımsıkı kucakladı Seda’yı. Kadere inanmasa da kederi hissedebiliyordu. Ne cenaze işlerine ne de bitmez tükenmez adetlere ses çıkardı. İki gün boyunca kendine biçilmiş rolü layıkıyla oynamaya çalıştı.

Camiide “Hakkınızı helal ediyor musunuz?’’ diye sordu annesini hiç tanımayan ve annesinin hiç tanımadığı biri. Helal ederken, kaybedilene mi yoksa bilinmezliğe mi döküldüğünü asla çözemediği damlalardan kendi de akıttı biraz. Burnunu Seda’dan aldığı kara başörtüsüne sildi.

Zorunluluklar bitip, el alem biraz olsun çekilmeye başladığında Seda yorgunluktan dağılmış, Eda ise sabrının sonuna gelmişti.

“Gerçekten inanıyor musun bütün bu yapılanların anneme iyi geldiğine? On dört aydır yatalak ve şuursuzdu zaten, inan ki kurtuldu kadın.”

Seda’nın ürpertici bakışlarıyla Eda yine sustu. Ayağa kalktı. Çocukluğunu geçirdiği bu evde içindeki çocukluğu aradı. Pencereden limon ağacını görebiliyordu. Yüzüne aydınlık bir gülümseme yayıldı. Yürürken elbisesinin eteği havalanıyordu. Ağacın kalın gövdesine sımsıkı sarıldı. Tam annesinin öğrettiği gibi dal uçlarını kırmadan birkaç limon topladı. Kaslı, yağsız vücudu bugün bale yerine limonata dansı yapacaktı. Limonataları nane ile süsledi. Kardeşini tombul kollarından çekti. “Gel bak sana ne göstereceğim.’’

Asma kattan indirdiği koliyi açtı. Buruşuk bir kese kağıdının içinden ilk olarak deniz kenarında pembe bikinileriyle kumdan kale yaptıkları fotoğrafı çıkardı. İkisinin de içine pürüzsüz bir huzur doldu. Sonraki fotoğrafta Eda bir bacakta, Seda diğer bacakta oturuyordu. Kısa bir süre sonra onu temelli kaybedeceklerini duyumsamış gibi babalarına sımsıkı sarılmışlardı. Seda gözlerini fotoğraftan kaçırmaya çalıştı. Eda ise inatla elinde tutmaya devam ediyordu. Seda annesinin de her sıkıştığı anda yaptığı gibi bir dua mırıldanmaya başladı.

“Babam bizi terk etmedi Seda, gitmek zorunda kaldı. Annem bir başkasına aşıktı.”

Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan Seda “Saçmalıyorsun!’’ diyerek ayağa fırladı.

“Git de dolaptan annemin ellememize asla izin vermediği Kur-an’ı getir. Hadi korkma git de bak içine.”

İçerdeki odada kıble yönünde duran, annesinin önünde namaz kıldığı koyu büyük dolabı gösterirken elleri titriyordu. Boyunun yettiği gün yasak günah dinlemeden merakla açmıştı kapağını. Arapça yazılardan çok annesine başkası tarafından yazılmış aşk mektupları ilgisini çekmişti o zamanlar.

“Abdestsiz elledim ama çarpılmadım bak, hatta tespihle bile oynadım, hiçbir şey olmadı, anlıyor musun hiçbir şey’’ diye haykırmak istedi ama yine sustu. Limonatanın kalanını kafasına dikti. Koliyi olduğu yerde bıraktı. Kuran’ın içine önemli bir gösterisinin davetiyesini yerleştirip, bavulunu alıp evden çıktı.  

Provalar aylarca sürdü. Sahneye çıktığında hayatında ilk kez bale seyreden Seda en ön sırada oturuyordu. Dilinde dua, ayakta alkışladı kardeşini.

Pınar Örmen Alpay

 

Bruno Mars 24K Magic Turnesi

Daha ilk albümünden bu yana canlı dinleyip, izlemeyi en çok istediğim yıldızlardan biriydi Bruno Mars. Sanatçı bir ailede büyüyen, 5 yaşından beri şarkı söyleyip, dans eden ve sahneye çıkan gerçek bir yetenekti. O yüzden konserlerin de hakkını veriyor olmalıydı. İşte bu düşüncelerle 2014 yılında Madrid’de, O’nu yakalayınca hemen konser vereceği arenaya koştum. Ama kapısından döndüğüm ilk ve tek konser olarak kişisel tarihime geçti! O sıralarda “Moonshine Jungle” turnesi için Madrid’e gelmiş ve turnenin biletleri zaten aylar öncesinden tükenmişti. Ama ben yine de arenanın önüne gidip, 2. el bilet satanlardan almayı ve konseri izlemeyi umuyordum. Çünkü genellikle dünyanın her yerinde konser öncesi, yakınları bir sebepten gelemeyenler ya da profesyonel 2. el bilet satıcıları mutlaka olur. Normal bilet fiyatının üzerinde bir rakama bu biletleri satarlar. Ama benim şansım olsa gerek, iki saate yakın uğraşmama rağmen, bir kişi bile yoktu bilet satan! Ben büyük bir hayal kırıklığıyla kapıdan dönerken, Bruno Mars bangır bangır konserine başlamıştı bile…

bruno-mars-24k-magic-turnesi

Okumaya devam et

Kitap ile Sohbet 9. Sezon ve Anlar

Bugün 305. toplantıyla dokuzuncu sezonu bitirdik Yasemin Sungur’la Kitap ile Sohbetde.

kis-305_merdiven_o
Ayrılık olmadan kavuşmak olmak deriz konuşurken. Kavuşmanın hayali bile ayrılığı katlanır kılar. Hepimizin kalbinde aynı duygu vardı bugün; yeni sezonda kitapdaşımız Oktay’a kavuşmak. Çok sevdiğimiz Oktay bizimle olamadı bir aydır. İstem dışı bu ayrılığın hüznü ile bir dönemi daha bitirmenin mutluluğu kol kola girdi bugün. Devre arkadaşımla konuşmuştuk geçen dönem, madalya takacaktık biz de seneye. Zamanı geldi, madalyalar hazırdı, hepimiz oradaydık ama O yoktu. İnanıyorum ki; sevgimiz ve enerjimiz O’na ulaşıyor.

“Kavuşma gününü bekliyoruz Oktay, tercihini bizden yana kullan lütfen. Yeni dönemde madalyanı coşkulu bir kutlamayla takalım boynuna, roman mutlu sonla bitsin.”

kis-oktay_n

Kitaplarıyla, yazar sohbetleri ve gezileriyle iz bırakan bir sezon oldu yine. Her sezonun sonunda aynı cümleleri kurmuyor muyuz? Demek ki anlardan oluşan hayatımızda yine çok özel anıları biriktirdik. Yanımızda oturan, karşımızda görmeye alıştığımız arkadaşımızın varlığı her an için çok değerli. Bir gün gelemeyeceğimi, gelsem de birinizi bulamayacağımı hiç düşünmedim. Ulaşmanın bu kadar zor olacağını hiç hayal etmedim. Bir tebessüm, bir selam, bir kaç sözcük belki; var olduğunu bilmek, yeterli…

Sezonlar boyunca gidiş gelişler çok oldu. Duygularıyla da var olanlar, sadece o masanın etrafındaki yerini almakla kalmadı, hayatlarına da dokundu arkadaşlarının. Birbirimizi tanımaya uzanan o yolculukta, kitap sayfalarından bize uzandı sözcükler. Kitap tutkusuyla başlayan arkadaşlıklar, dostluğa evrildi. Anlamaya, çözümlemeye, iletişim kurmaya çalıştık birbirimizle. Her birimiz farklı bir yönüyle tamamladı bütünü. Sevinçlerin coşkusunu, acıların kederini hissettik. Güzellikleri başkalarına da ulaştırmak için ortak projeler oluşturduk. Emeği ve hazzı birlikte paylaştık. Kısacası bizimki hayatın paylaşımı.

kis-305_-kolaj-n

Onuncu yıla girerken kalemimden grubumuzun duygusal bütünlüğü döküldü. Zor bir süreçten geçiyoruz. Kulağımız gelecek iyi bir haberde, yazılacak olumlu bir gelişmede. Umutluyuz; biz kimseden vazgeçmeyiz, bir çözüm olacağına inanırız her zaman.

kis-ilknur_n

Kutlamanın tüm detayları özenle düşünülmüş ve emekle hazırlanmıştı sevgili Yasemin Sungur ve komite arkadaşlarım tarafından. Kırmızı kurdelalar, belgeler, biz kıdemlilere madalyalar ve Sunay Akın imzalı kitaplar, bereket sofrası, hediyeler… En güzel hediyemiz “Kitap Kahramanları Canlanıyor” kitabımız oldu. Artık bizimde bir kitabımız var. Otuz sekiz edebiyat eserinden kahramanların canlandırıldığı ve analiz edildiği “nadir” bir kitap. Anlatılmaz, okunması gerek.

Sevgili Arzu Savaş “zihin haritaları” metotu ile okuduğumuz kitapları değerlendirmede iz bırakıcı pratik yolu anlattı ve etkinlik ile örnekledi bizlere.

Artık grubumuzun bir üyesi kabul ettiğimiz sevgili yazarımız Hasan Saraç yalnız bırakmadı bizleri. Sohbeti ile katıldı aramıza. Oyuncak Müzesi çalışanları her zamanki güler yüz ve titizlilikle koşturdular her şeyi mükemmel kılmak için.

Sevgili Taner Atilla Berk yine fotoğraf karelerinde ölümsüzleştirdi bu anları.
Her birine tüm arkadaşlarım adına gönül dolusu teşekkürler, ellerine emeklerine sağlık. kis-305_komite_n

Sevgili Yasemin Sungur; enerjisi ve coşkusuyla, dokuz sezonu yaşamanın mutluluğuna bizleri de ortak etti. Gelecek yılların, yeni projelerin heyecanıyla sarmaladı hepimizi. Daha okuyacak çok kitabımız, gerçekleşecek hayallerimiz var derken hepimizin ortak hedeflerini de belirlemişti. Tüm hissettirdikleri, emeği ve dostluğu için teşekkür ederim.

10-sezon-kitap-listesi

Bol okumalı, güzelliklerin paylaşıldığı bir yaz diliyorum tüm arkadaşlarıma. Hayat sizlerle güzel.

Bu Salı günü mutluluğun fotoğrafını çizdik. Ama buruk bir mutluluk vardı havada.

Sevgiyle, umutla kalın…

İlknur Kayhan Karapolat 

kis-305_n

#kitapilesohbet9sezonbitti
#305hafta
#kitapkahramanlarıcanlanıyor
#istanbuloyuncakmüzesi

Martı

marti

 

Tüylerinin arasına

çekince tek ayağını

selam verir

Kurşun Asker’in

kağıttan gemisine

iskeledeki martı

Caner GÖKÇEOĞLU

 

 

 

Damla Özdemir Sergisi “Free Speech Zone” 23 Haziran’a Kadar Galeri İlayda’da

Bu yıl 25. yaşını kutlayan Galeri İlayda, 26 Mayıs – 23 Haziran tarihleri arasında, Damla Özdemir’in “Free Speech Zone” isimli solo sergisine ev sahipliği yapıyor.

“Free Speech Zone” genç kuşak sanatçılar içinde, stop motion animasyon ve dijital sanat tekniklerinden beslenerek kendi üslübunda harmanladığı kolaj üretimiyle ön plana çıkan Özdemir’in yeni projesi.

damla-ozdemirin-free-speech-zone-23-hazirana-kadar-galeri-ilaydada

Okumaya devam et