Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Abone Olun:
E-Dergi & Son Sayı

PDF formatını bu bağlantıdan indirebilirsiniz.


Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives

Kariyer Sohbeti

Yasemin Sungur’la Başarıya Dair Her Şey

yasemin_sungur_mutlu_maviKendinizi biraz anlatır mısınız?

Bugünkü ben, okumayı, çevresini sorgulayarak görmeyi, keşfederek yaşamayı çok seven ve öğrendiklerini deneyimleri ile buluşturarak yorumlayan, yorumladıklarını her yolla paylaşmayı seven biri. Kadın, sevgili, anne, dost, arkadaş, eğitmen, koç, danışman ve öğrenci olmaktan, bu rolleri en iyi şekilde yaşamaya çalışmaktan çok mutluyum.

Yaptığınız işten bize bahseder misiniz?

İşim bugün ‘var olan bana’ en uygun iş. Eğitmen, danışman ve koç olarak çalışıyorum. Kurumsal ve bireysel eğitimler veriyorum. Tüm eğitimleri öğrendiklerimi yorumlayarak ben hazırlıyorum. İçerik ve uygulama bana özgü. İletişim odaklı her yaş, sektör ve meslekten kişilere uygun eğitim programlarım var. Hayatımızın her anında çok önemli olduğunu düşündüğüm iletişim becerisini geliştirerek insanların kendilerini ve birbirlerini daha iyi anlayıp, anlatmalarını sağlayan, bol uygulamalı seminerler veriyorum.

Şirketler ile uzun soluklu danışmanlık çalışmalarım var. Kurumsallaşma ve markalaşma sürecinde yol arkadaşı oluyorum şirketlere. Son dönemde ağırlıklı aile şirketleri ile çalışıyorum.

Koçluk disiplini çok yararlı araçlar kazandırdı bizlere. 20 yıl süren profesyonel iş yaşamımda görevlerime ek olarak eğitmen olarak çalışıyordum. Öğrendiklerimi ve deneyimlerimi paylaşmayı hep çok sevdim. Kendi şirketimi kurduğumda eğitmenliğimin yanına, danışmanlık eklendi. Koçluk eğitimini alarak, pek çok yeni araç ile işimi daha da zenginleştirdim. Koçluğu da hem şirketlerde kurumsal yapı içinde bireylerin kendini daha iyi hissederek çalışmalarını sağlamak, hem de bireysel olarak çeşitli nedenlerle kendilerini geliştirmek isteyen her yaştan birey ile çalışarak yapıyorum. Öğrencilerle kariyer, meslek seçimi, okul başarısı ve iletişim becerisini artırmak, çalışan kişilerle iş ve yaşam becerilerini geliştirmek amaçlı, aileler ve çiftler ile iletişim becerisi ve daha mutlu yaşam konularında çalışıyoruz.

Bunun yanında bir kültür, sanat gönüllüsüyüm. İş gibi düzenli yaptığım uğraşlarım var. Bunlardan biri olan Kitap ile Sohbet 6.yılında. Aylık e-dergimiz Martı 4 yaşına geldi.

kitap-ile-sohbet-24 kopyaŞu an bulunduğunuz noktada hangi eğitimlerinizin katkısı büyük oldu?

Aldığım her eğitim, okuduğum her kitap, seyrettiğim her film, sohbet ettiğim her insan, keşfettiğim her yeniliğin katkısı olduğuna inanıyorum. Sadece eğitim yetmez, yetmiyor insana. Ben hep iş kitapları okuyorum diyenler için üzülürüm ben, ya da sadece akademik öğrenmeye takılıp kalanlara. Eksik kalır bilgileri. Romanlardan, şiirlerden, tablolardan, heykellerden, doğadan, tarihten ve farklı kültürlerden beslendiğimize inanıyorum. Yani yaşayarak, görerek, yorumlayarak öğrenmeliyiz, o zaman bütünsel öğrenme gerçekleşiyor.

İlk okuldan başlayarak her okulun faydası oldu elbette, ancak öğrenmek sürekli ve aktif olarak devam etmelidir, etmezse yeni dünyanın dışında kalırız. Sadece okul yaşamı yeterli değil, her yıl farklı konularda deneyimlerimi destekleyen seminer ve workshoplara katılırım, bunu herkes yapmalı.

1995 yılından itibaren her biri kendi alanında ekol olan hocalarımdan aldığım NLP, Davranış Bilimleri, İletişim, Kişisel Marka ve Koçluk eğitimlerim bana bilgimi ve deneyimlerimi çok farklı araçlarla kullanma imkanı verdi.

Farklı disiplinlerden eğitimlere katılırım. 1999 yılında aldığım Reiki eğitimi ile değerlerimi sadeleştirmiştim. Son yıllarda katıldığım ve çok yararlandığım bir eğitim ise Vipassana oldu. Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen bu eğitim, beden ve zihin bağlantısının anlamıyla içsel yolculuk yapmamı sağladı.

1654268_10151925099703596_227537542_nOkul yaşamınızda ne tür etkinliklere katılıyordunuz? Bunlar size ne kazandırdı?

Aktif bir öğrenci oldum hep. İlk okuldan itibaren folklor oynadım lise yıllarında da devam ettim, ilk olarak televizyona folklor ekibimizle çıktık ve derece kazandık. Orta okulda atletizm ve tiyatro, lisede edebiyat ve münazara etkinliklerine katıldım. Üniversite de ise çalışmaya başladım, mesleki dernekte görev aldım çalışmaya başlar başlamaz. Hiç boş zamanı olmayan çalışkan bir öğrenciydim ve çok kitap okurdum her zaman. Yorgan içinde el lambası ile kitap okurdum, ya da evdekiler uyurken ışıktan rahatsız olmasınlar diye banyoda okurdum.

Çok yönlülüğümü ve aynı anda bir kaç farklı konuyla aynı anda ilgilenme becerimi o yıllarda geliştirdiğimi düşünüyorum.

İş hayatınıza nasıl başladınız?

Üniversitenin başladığım yıl 1977 yılında işe başladım. İş hayatına çok bilinçli, planlı başlamadığımı düşünüyorum. Ticaret meslek lisesi ve ilk işim olan bankacılık bana uygun alanlar değilmiş, yanlış yönlendirmeler ile başlamışım. Liseden sonra İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne devam ettim ve aynı zamanda Ziraat Bankasında çalışmaya başladım.

Bana uygun olmadığını bilinçli olarak fark ettiğimde iş yaşamının 5.yılındaydım. Çok ilgili olduğum eğitim ve personel yönetimi konularında çalışma üzere bölüm değişikliği yaptım, değiştirmek konusunda hep çok cesurdum. Daha sonra, daha hızlı süreçleri olduğunu gördüğüm özel sektöre geçtim.

İş yaşamınızdaki kilometre taşlarınız nelerdir?

Yaptığım işte öğrenecek bir şey kalmadığını düşündüğümde, iş, sektör ve alan değiştirme cesaretim en önemlisidir. Öğrenmek benim motivasyon kaynağım ve mutluluk aracım.

Oğlum da farkında olmadan benim için itici bir güç olmuştur ve koçluk mesleğini keşfetmemde büyük katkısı olmuştur.

İş hayatınızda tercihlerinizi belirleyen kriterleriniz neler oldu?

İşimi sevmem en önemli kriter. Sevgim azaldığında değiştirdim. Söylenerek işe gitmemek benim için önemli. Hem olumsuz yorumlar yapıp, hem de aynı işe devam etmek çok ağır bir iş. Beni geliştiren iş her zaman en sevdiğim iş oldu.

İş yaşamınızda dönüm noktası diyebileceğiniz anlar yaşadınız mı? Bu süreçleri nasıl yönettiniz?

Kendi işimi kurmak dönüm noktamdır. Daha önce kurmalıydım pişmanlığı yaşadım, ancak geriye dönüp baktığımda yaşadığım hiç bir deneyimi çıkaramayacağımı fark ettim

deha-3Yasemin Sungur Gelişim Enstitüsü iş yaşamına nasıl başladı? Kendi işinizi kurmaya nasıl karar verdiniz?

Öncesinde kurduğum Performans adlı bir şirketim daha var. Eğitim, organizasyon ve etkinlik yönetimi yaptık. Kendi ismimle bir Gelişim Enstitüsü kurma cesaretini de eğitim aldığım hocalarım sayesinde oldu. Bunlar John Seymour, Pat Williams ve William Arruda’dır. İngiltere ve Amerika’da yaygın olan modelden etkilendim. Her yıl eğitmen ve koçluk programları ile mesleğimize ilgi duyan kişilerle çalıştım.

Bir iş gününde neler yaparsınız?

Günlerim planlıdır, bazen günler öncesinden, bu nedenle her akşam yatmadan ertesi günü gözden geçiririm. Sabah uyanınca önce yatakta 10 dakika, sonra 20 dakika süren güne başlangıç ritüellerim var. Çok erken saatte bir yolculuk başlamıyorsa mutlaka yaparım. Nefes ile, ruh, zihin, beden üçlüsünü güne hazırlama çalışmasıdır, bana çok iyi gelir. Sabah enerjimin coşkulu olmasını sağlar. Sonra 1 saat kadar okurum, her gün düzenli okuduklarımın yanında değişik, işimle ya da yaşamla ilgili okurum. Güzel bir alışkanlığım var, her gün şiir okurum 1-2 tane, günün şiiri seçerim kendime.

Sunumlarımın son kontrolünü yaparım. Randevularıma hazırlanırım. O günkü programa bağlı olarak değişir hazırlıklar, ofisimde ya da dışarda oluşuna göre hazırlanırım. Dakik biriyimdir. Bireysel çalışmalarıma tek tek hazırlanırım. Müzik, ışık, koku, çiçek, ikram ve başka her detayı düşünür ve kendim hazırlarım. Molalarım vardır mutlaka bazen 3 dakika, bazen 30 dakika. Çiçeklerle ilgilenirim, çiçek bakar, çiçek fotoğrafları çekerim. Son zamanlarda gördüğüm her sokak hayvanının da fotoğraflarını çekiyorum.

Şirketinizin logosu olarak martıyı seçtiniz. Sizin için özel bir anlamı var mı?

Richard Bach ve ilk romanı Martı, kitabın kahramanı Martı Jonathan Livingston benim için önemli isimler. Bir kitaptan ne kadar çok etkilenebilir bir insan? Hayal etmeye çalışın. İşte o benim. Ben bir martıyım. Benim yaşamımın martı Jonathan’ı benim. Ne demek istediğim daha iyi anlamak için Martı kitabını okumanızı öneririm. Elbette logo #martı oldu ve 4 yıldır çıkardığımız aylık e derginin adı da #martı. www.martidergisi.com

Yol haritanızda ilerlerken sizin için olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Her zaman bir haritam var, haritamın yan yolları da var Plan yaşamımın vazgeçilmezi, ancak yeni planlar eklemekte en eğlenceli yanı. Büyük hedefi seçer ve o hedefe ulaşırken vizyonumdan uzaklaşmam. Yolun sonu değil, yolun kendisi ve beni yola çıkaran amaç önemlidir. Anlamlı, eğlenceli ve paylaşıma açık anlar yaşamaya çalışırım. Kadın, genç, çocuk, doğa, kültür ve sanat için düşünmek, üretmek, gönüllü olmak beni geliştiriyor.

Çok yönlü bir kimliğiniz var. Eğitmen, marka danışmanı, kariyer, yönetici ve öğrenci koçu, eğitmen, İletişim uzmanı. Bütün bunları nasıl başardınız? Nasıl planladınız?

Öğrenmeyi sevmek bunun en önemli nedeni. Uzmanlaşmaya inanıyorum, uzmanlaşmak için de zaman ve yeterli bilgi gerektiğine ancak ben tek konuda kalınca sıkılıyorum. Hem öğrenciliğimde, hem profesyonel işe yaşamımda hep böyle oldu. Uğraştığım konular hep birbirinin içinden çıktı, birbirine eklendi. Bir tür dairesel öğrenme ve uygulama hali oldu benim için. Beni heyecanlandıran konuların peşine takıldım. Çok ve hızlı okumamın yararı büyük. İlgimi çeken her konuda önce okullarda ders olarak ne okutuluyor onu izler, sonra kaynak kitaplara geçerim. Okuduğum kitabın kaynaklarını araştırır, onları da okur ve sevdiğim bir yazarın etkilendiği yazarları keşfederim.

Şu anda kendimi uzmanı olarak hissettiğim konularda 10 bin saati aşmanın mutluğu içinde öğrenmeye ve paylaşmaya devam ediyorum.

Başarınızın sırrı diye sorsak?

Sevdiğim konuları iş olarak seçmek diyebilirim buna gönül rahatlığı ile. İnanarak yaparım her işimi, çok iyi hazırlanırım, okurum, yazarım ve her aşamasında paylaşırım.

Başarılı bir işkadını olmak Türkiye şartlarında zorlu bir süreç mi?

Çok zor ve şimdi daha zor. Özellikle bizim alanda işkadını olarak da görünmediğimiz için daha zor. Girişimci bir işkadını olmak zor ancak çok eğlenceli.

Şansın ve rastlantıların başarı sürecine etkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Şans ve tesadüf konusunda şöyle bir inancım var; aslında şans ve tesadüf yok, ya da yaşadığımız her şey tesadüf ve şansın eseri.

Nereden baktığınıza bağlı. Bu arada ben çok şanslı olduğuma inanırım. Bu da işimi kolaylaştırır, yolculuğumu hızlandırır.

Başarı yolculuğunuzdaki en büyük destekçileriniz kimlerdi?

En önemlisi sevgili kocam İlhan Sungur, zamanımı kullanmamda, yaşamı ortak olarak planlamamızda büyük katkısı oldu. Daha sonra sadece işime odaklanmamı sağlayan lojistik desteğine ne kadar teşekkür etsem yetmez. Sonra oğlum Can Sungur. Ve birlikte çalıştığım müşteri, iş ortağı ya da çalışma arkadaşlarım.

İşinizi yaparken size neler iyi geliyor?

Eğlenmek çok iyi geliyor. Olumlu olmak ve olumlu düşünen, üreten insanlarla birlikte olmak. Müzik dinlemek. Küçük molalar vermek. Keyif ritüellerim

Günlük yaşamınızda küçük molalar verdiğinizde neler yaparsınız? Ritüelleriniz neler?

Uzağa bakarım, bedenimi esnetirim. Bir çay ya da kahve fincanında dünya turu yaparım. Şiir okurum. Sessizliği seçerim. Çiçeklerle ilgilenirim, fotoğraf çekerim, sosyal medyada çektiğim fotoğrafları paylaşırım. Sevdiklerimle konuşurum.

Kendinizi yenilemek için hayatınıza neleri alıyorsunuz?

Kültür ve sanat etkinliklerine katılmak beni yeniliyor. Kitap okumak. Sergi gezmek. Eski İstanbul’u gezmek, sokaklarda yürümek. Doğada seyirci olmak. Arkadaşlarımla sohbet etmek.

Nelere gülersiniz? Neler sizi mutlu eder?

Karikatür severim. Haftalık dergileri eskiden düzenli takip ederdim, şimdi kitaplarını alıyorum sevdiğim çizerlerin mesela Selçuk Erdem, Yiğit Özgür ve Erdil Yaşaroğlu. Son zamanlarda Facebook fenomeni Baaddin’e çok gülüyorum.

Yapmayı seçtiğim her şeyin mutluluğuma katkısı olur.

Müzikle aranız nasıldır, neler dinlersiniz?

Müziği hem çalışırken, hem dinlenirken dinlerim. Ruh halime göre değişir seçimlerim. Türküler, sanat müziği, klasik müzik, caz, opera. Mesela bu satırları yazarken Beethoven’in Ay Işığı Sonatı, Charlie Haden & J.G.Egberto’nun Folk Song albümü ve Orfeo ed Euridice’den Che faro senza Euridice? aryalarını dinledim.

Çocukluğunuzda hayal ettiğiniz meslek neydi?

Tiyatro oyuncusu olmak istemiştim. Ancak ilk engelde ve çok çabuk vazgeçtiğime göre pek gerçek bir istek değilmiş. İşin güzel yanı bugün yaptığım iş sayesinde bu keyfi tadıyorum. Yaratıcı Drama teknikleri ile ve konferanslarda binlerce kişinin karşısında sahnede olmak pek keyif veriyor.

YASEMIN SUNGUR GELISIM ENSTITUSU LOGOYasemin Sungur Başarılı bir iş Kadını aynı zamanda aile yaşantısında çok özenli bir eş ve anne. Nasıl bir eş, nasıl bir anne biraz anlatır mısınız?

Sevgiyle nefes alan, sevgiyle paylaşan bir eş, anne olmaya çalışıyorum. Seçtiğim yaşamda sevdiklerimle birlikte olmanın zevkini çıkartıyorum.

Her çalışan kadın gibi zorlandığım çok zaman oldu. Önceliklerime göre zaman planı yaptığım ve çok destek olan bir kocam olduğu için şanslıyım. Oğlum ilk okuldayken annem destek verdi.

Hayatı kendim ve ailem için kolaylaştırmaya çalışıyorum. İdeal anne, eş olmaya çalışmıyorum.

Bir koçla çalışmaya karar verme aşamasında olanlara neler tavsiye edersiniz?

Neden bir koça ihtiyaç duyduklarını bilmeleri en önemlisi. Bunu bildikten sonra koçun deneyimlerine bakmalılar ve ilk görüşmeyi yaparak koçla uyum sağlayıp sağlamadıklarını kontrol etmelerini öneririm. Koçluk çalışması çok etkili araçlara sahip. Kişiyi istediği yönde adım atmaya, gerçeklerle yüzleşmeye ilerleten bir çalışma. 12 haftalık bir çalışma ile çok iyi sonuçlar alıyoruz, çalışmanın süresi çok önemli.

Koçluğu bir meslek olarak edinmek isteyenlerde hangi özellikler olmalı? Kendilerini nasıl geliştirmeliler?

Sabırlı ve dinlemeyi çok iyi bilen biri olmalı koç. İnsan davranışları konusunda kendini sürekli geliştirmeli. Sezgisel ve analitik düşünme yeteneğini geliştirmeli. Koçluk araçlarını sürekli geliştirmeli. Çok okumalı.

Gelecekle ilgili projeleriniz, hedefleriniz nelerdir?

Yakın gelecekte üzerinde çalışmaya devam ettiğim iki kitabı bitirmek. Kadınlar, gençler ve çocuklar için değer katan bir proje geliştirmek. Bahçemizde sebze ve meyve yetiştirmek. Sevdiğim ve görmek istediğim yerleri gezmek)

Kitaplarla aranızda çok güçlü bir bağ var. Kitapla Sohbet etkinliğiniz uzun yıllardır sürüyor. Kitabın sizin için anlamını nedir? Kelimeler ne kadar güçlüdür?

Yıllar önce bir projede 100 kadar genç ile çalıştım bir süre. Proje bitiminde hepimiz bir birimizi değerlendirdik. 100 gencin bana hediyesi müthişti. Benim için söyledikleri kendimi anlattığım öz yaşam hikayemde hala yer alır.

O bir hayalperest, sohbetçi, kaşif. İşine duygularını karıştırır. Proje üretir. İştigal konusu insan. Kelimelerin peşinde koşar. Bilgi, İletişim, Pazarlama, Marka, Yetenek, Eğitim, Değişim, Kariyer, Deneyim, Paylaşım ve Gelişim kelimelerine hayran; görünce dayanamaz. Yemek reçetelerini okumaya bayılır, yapmayı, yemeyi ve dost sofralarda paylaşmayı sever. İstanbul hayranı. Doğadan alır enerjisini ve örneklerini. Okur, yazar, fotoğraf çeker. Paylaşmak ister ve paylaşır. Hep öğrenci, öğrenmenin hiç bitmeyeceğini biliyor…”

İşte kitaplar bunu sağlıyor. Başka dünyaları yaşamamı, kelimeler ile beslenmemi sağlıyor. Okumadan duramam. Okumayan insanlar yalnızdır.

16_Mayis_2011_00_46_25_9997369647Sizden kitap ve film tavsiyesi alabilir miyiz?

Sevdiğim, etkilendiğim kitaplar ve filmler deyince yüzlerce yazabilirim. İlk aklıma gelenleri yazıyorum.

Kitaplar;

Martı – Richard Bach

Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Kadının Adı Yok – Duygu Asena

Nietzsche Ağladığında – Irwin Yalom

Parfümün Dansı – TimRobbins

Dorian Gray’in Portresi – Oscar Wilde

Durgun Don – Mihail Şolohov

Su – Buket Uzuner

Son Ada – Zülfü Livaneli

Outliers – Çizginin Dışındakiler – Malcolm Gladwell

Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel García Márquez

Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

Kuvayi Milliye Destanı – Nazım Hikmet

Simyacı – Paulo Coelho

Denemeler – Montaigne

Filmler;

Umudunu Kaybetme – Gabriele Muccino

Ölü Ozanlar Derneği – Peter Weir

Patch Adams – Tom Shadyac

Esaretin Bedeli – Frank Darabont

Forrest Gump – Robert Zemeckis

V For Vendetta – James McTeigue

Bir Rüya İçin Ağıt – Darren Aronofsky

Akıl Oyunları – Ron Howard

Avcı – Michael Cimino

Ağır Roman – Mustafa Altıoklar

Selvi Boylum Al Yazmalım – Atıf Yılmaz

Yağmur Adam – Barry Levinson

Narayama Türküsü – Shohei Imamura

Dersu Uzala – Akira Kurosava

Seçmek ya da Seçmemek…

iş1Annemizi, babamızı, cinsiyetimizi, doğdumuz şehri ve daha pek çok şeyi seçemeyiz hayatta ama yaşamın başka alanlarında bambaşka seçimler yaparız… Bazı seçimler kendiliğinden gelir önümüze, otomatik olarak seçer beynimiz.. Bazı seçimlere karar vermek aylarımızı alır, bazılarıysa adeta hayatın bir sınavıymış gibi bizi zorlar, yorar.

 

Bebekken mama seçeriz, biraz büyüyünce oyuncaklarımızı… Okul çağına geldiğimizde giydiğimiz elbiseyi, kullanacağımız kalemi, yediğimiz yemeyi seçmeye başlarız… Sonra arkadaş seçmeye başlarız ve sistem bizi hep seçimler içinde bırakır. Sınavlara gireriz, bu sefer seçilen taraf biz oluruz. Ya da iyi bir puan almışsak “Hangi okula gitsem?” seçimi yaparız.

Hayat, yaptığımız seçimler ile daha kolay ya da daha anlamlı olabilir. Yaş ilerledikçe farklılaştığımızı hissederiz.Alışkanlıklarımız, mesleklerimiz, giyim zevkimiz, damak tadımız, tatil tercihimiz, hayattan beklentilerimiz, dileklerimiz… hepsi birbirinden farklı ve çeşitli. Herkesin birbirinden farklı olduğu, kimsenin kimseye aynen tıpatıp benzemediği bu mucizevi hayatımızda, bilinçli ya da bilinçdışı seçimlerimiz de birbirimizden farklı. Bilinçdışı seçimlere pek dokunamasak da mesele bilinçli yaptığımız seçimlerle mutlu olabilmekte aslında.

Peki meslek seçimlerimiz nasıl olmalı? Gerçekten olmak istediğimiz işi mi yapıyoruz, yoksa yaptığımız hiçbir seçim bizi mutlu etmiyor mu? Okul yıllarından itibaren “seçimler” başlar hayatımızda. Özellikle de yapacağımız işin veya mesleğin ne olacağına karar vermek için, biraz geç bir yaştır üniversite sınavları dönemi… Günümüzde, anaokulundan itibaren çocukların sanata mı yoksa matematiğe mi yatkın olduğunun üzerinde daha çok duruluyor ve buna göre de küçük yaştan itibaren seçimler yapılabiliyor artık.

Gelelim çalışma hayatındaki “seçimlerimize”… yaptığımız işi istemeden seçmiş olabiliriz veya hayat şartları bizi o işi yapmaya zorlamıştır ister istemez.. Üstelik işimizi yaparken ne patronumuzu, ne de çalışma arkadaşlarımızı seçme şansımız yoktur. Bizler işi seçeriz, kabul ediliriz ve bizi çevreleyen bu şartlar kendiliğinden oluşur. Hemen hemen her seçim, ama doğru ama yanlış bizim hayatımızı etkiler.Bu çok önemli sayılabilecek bir karar da olabilir; önemsiz bir ayrıntı da… Attığımız her adımı düşüncelerimiz belirler. Seçimlerimiz düşüncelerimizin eseridir, beynimiz düşüncelerimizi harekete geçirir. Hayatta ya iyi vardır ya da kötü, ortası yoktur. Seçimlerimiz ya hayata bağlar bizi, mutlu eder, huzur verir; ya da hayattan bir adım daha koparır, acı verir, yanlıştır…

evlilik3Yaşamımızın sorumlusu bizleriz. Her seçim, farkında olarak ya da olmayarak, başka şeylerin reddedilmesi anlamına da gelir. Bu yüzden, ‘Her tercih, bir vazgeçiştir’. Seçimler, içlerinde avantaj ve dezavantajlar barındırır. Bu açıdan her seçim aynı zamanda bir kaybediştir. Ama ne kaybettiğini bilmek, ne kaybedeceğini bile bile o seçeneği elemek sorumluluğu, kişinin kendisine aittir.

Bazen birşeyleri elerken, çevrenin, ailenin ya da bizi çevreleyen şartların etkisi altında kalırız. İstediğimiz için değil, mecbur olduğumuz için seçim yapabiliriz. Çalışma hayatında da buna benzer birçok şey yaşarız.

Bunu bir örnekle detaylandıralım:

Yetenekli olduğunuzu biliyorsunuz, konservatuar sınavlarına hazırlanmak istiyorsunuz; ancak ne özel bir eğitim almaya gücünüz, ne de konservatuarı kazansanız bile masrafını karşılayacak bütçeniz var… Bir taraftan da çevrenizin söyledikleri, kafanızı kurcalıyor:

  • Ne yapacaksın konservatuar okuyup… Niyazi amcanların oğlu iktisat okudu, girdi bir bankaya, çalışıyor mis gibi…

  • Nerden çıkarıyorsun böyle boş işleri bilmem ki… yok müzikmiş, yok bilmem ne… O kadar çalışıp didiniyoruz senin için, yüzümüzü kara çıkarma.

  • Sanatçıya değer verilmiyor bu ülkede. Oku doğru dürüst bir bölüm, gir memurluk sınavlarına. En güzeli bu.

İster istemez bir seçim yapıyor beyniniz ve bu seçim otomatik oluyor. Tamamen şartlandırılmış bir seçim oluyor yani. Üniversite tercihlerinize ‘İktisat’ yazıp kazanıyor ve okuyorsunuz; hem de müzik okumak burnunuzda tüterken…

kararlarinizi-nasil-1Çok başarılı geçmeyen bir öğrencilik hayatı. Sonrasındaysa iş arama telaşı… Mecburen yine seçiminizi okuduğunuz alanla ilgili bir işten yana kullanıyorsunuz. Orta ölçekli bir şirkette muhasebeci olarak başlıyorsunuz çalışma hayatınıza… Aklınızda hep “müzik” var oysa… Gel zaman git zaman, para kazanmak ya da terfi almak size yetmiyor. Daha doğrusu mutlu olamıyorsunuz… Bu saatten sonra iş de değiştiremezsiniz, konservatuar sınavlarına da giremezsiniz… En iyisi, aklınızda kalmaması, içinizde de ukte olmaması için, etkinliklere katılmaya karar veriyorsunuz. Yılbaşı daveti, şirket yemeği derken sizdeki yetenek açığa çıkıyor ve hiç ummadık kişilerden tebrikler almaya başlıyorsunuz….

Bu sadece bir örnek… Burada aslında içimizde var olan potansiyeli kullanmayı bilmek önemli olan ve o şirket yemeğine gitmek de bir seçim, orada sahne alma riskini göze almak da…

******** ******* ******* *******

Sabahları uyandığınızda, iki şeyi düşünüp mutluysanız, herşey yolunda demektir. Bunlar ne mi?

  • Başınızı çevirdiğinizde yanınızdaki eşiniz

  • Gitmek için acele ettiğiniz işiniz…

Eş seçimi de en az mesleğinizi/işinizi seçmek kadar önemli. Hatta hayattaki en önemli seçimimiz aslında. Doğru kişiye karar vermek, doğru kişiyi sevmek kolay bir seçim değil.

Gerek eş, gerekse iş seçiminde bazı ölçütlerin olması gerekir. Bu ölçütlerin olması da, aşka mani değildir. Aksine, bu ölçütler aşkın uzun vadeli olmasını sağlar. Her iyi evlilik, iyi bir aşkla mı başlar, iyi bir aşkla mı devam eder? Aşk iyi evliliğin sebebi midir, sonucu mudur? Bu soruları sorduğumuzda birbirine aşık olarak evlenen kişiler; iyi iş birlikleri de kurabiliyorlarsa iyi aşıklar olabilirler. İşbirliği kuramazsanız, o aşk da buharlaşır. Ömür boyu süren aşklar, işte bu iyi işbirliklerinin sonucunda ortaya çıkar. Eş kriterleri iyi işbirliği kurmanın kriterleridir.

 evlilik2

Nasıl ki bir çocuğun okula başlayabilmesi için, belli bir olgunluğa gelmesi gerekiyorsa; evlilikte de eş olgunluğu gerekmekte. Mesela, evlilik olgunluğuna erişmeden evlenen kişilerde, “biz” olmak yerine “ben” olmak ön plana çıkabiliyor. Oysa ideal evliliklerde ‘biz’ bilinci oluşmalıdır. Herkesin kendi özel alanı olduğu gibi, ortak alanlar da olmalıdır. Evlilik iki ayrı cumhuriyetin federasyon kurması gibidir; ortak hareket edebilmek demektir. Kendisini ve ilişkisini yönetebilecek seviyeye gelmiş olanlar, evlilik olgunluğuna ulaşmış insanlardır.

Sen benim imtihanımsın, senin sayende cenneti kazanacağım’ diyenler de var evlilik için… “Ömrümü yedin be kadın, hayatım senin yüzünden mahvoldu!” diyen de… Evlilik sürecinde her iki taraf da davranış ve özelliklerine tahammül edebilmelidir. Bu, insan ilişkilerinde de böyledir. Evlilik bir dağa çıkmak gibiyse; o yolda sadece çiçekler yoktur. Taşlar, çukurlar, tepeler de vardır. Bunları aşmak gerekir. Tabii “birlikte aşmak” gerekir. İçinde sevgi olan tahammül, faydalıdır. Ve karşılıklı fayda sağlar.

Büyük şehirlerde, büyük hayatlar yaşanıyor. Birlikte yemek yiyemeyen, beraber vakit geçiremeyen, konuşamayan çiftler, doğal olarak bir şeyi paylaşamıyorken, aynı hayatı paylaşmaları nasıl mümkün olur?

Büyük şehirlerde büyük hayatlar yaşanıyor, tabii büyük sorunlar da yaşanıyor. Aslında bunun için sihirli bir formül var: Nitelikli beraberlik. Ya da “kaliteli vakit geçirme seçimi” Günümüzde zaman az. Çiftler 10 dakika bir araya gelebiliyorlarsa; sevgi dolu bir bakış, birkaç güzel söz ve bir tebessümü birbirlerine çok görmemeliler. Herşeyin başı sağlıklı iletişim kurmak ve diyalogtan geçiyor aslında. Beklemediği bir anda elini tutmak, sevgi sözcükleri söylemek nitelikli beraberliği oluşturuyor. Nitelikli beraberlikler büyük hayatların, büyük tehlikelerini de azaltıyor. Buradaki seçim, televizyondaki dizi mi, eşinizle sohbet etmek mi… Ya da gelecek misafirlere hazırlık yaparken, “Çok işim var beni meşgul etme” demek yerine, “Bana yardım edebilir misin, hem bu arada bugünkü toplantını da konuşmuş oluruz” demek mi… Aslında hayat, o kadar zor değil… Seçimlerimizi belirlemek, her an bizim elimizde…

Ve seçimlerimizle hayatımızı kolaylaştırmak da…

Peki, olmadı diyelim.. Ne yaptıysak olmadı, karşımızdaki kişiyi ne susturabiliyoruz, ne de onca çabamıza rağmen geçinebiliyoruz… Ölçtük, biçtik: “Yanlış bir seçimdi onunla evlenmek” dedik… ya da ona olan / olduğunu zannettiğimiz sevgiyi tükettik. Bir gün bir baktık ki, meğer hiç sevmiyoruz birbirimizi… Böyle bir durumda ne yapmalı peki? Neyi seçmeli? Mutsuz bir ortamda zamanı boşuna tüketmeyi mi, yıpranmayı üzülmeyi mi, yoksa doğru bir karar verip ve seçim yapıp yeni bir hayata yürümeyi mi?

evlilik1Evlilikte, ayrılma ahlakı önemli bir husus Evliliğin çok ciddi bir sorumluluğu var; ama kaçınılmaz olarak bırakmanız gerekiyorsa, artık gücünüzü tüketmeye başladıysanız, elinizden bir şey elmiyorsa, her iki taraf için de ayrılmak daha iyi olacaksa, şimdiye kadar elinizden gelen her şeyi yapmışsanız, ayrılık bir sonuç olarak kendiliğinden ortaya çıkar. Ve yürümeyen evliliklerde o da bir “seçim”dir. Çocukların iyiliğini düşünmek, tartışma ya da kavganın olmadığı ortamda daha mutlu büyümesini sağlamak, ayrılan anne-babaların temel görevi olmaldıır. ‘Çocuğun iyiliğini düşünerek ayrılma’, ayrılma ahlakına uygun bir davranıştır.

Yazımın başlarında da dediğim gibi, her tercih bir vazgeçiştir. Aynı zamanda her tercih ya da seçim, yeni bir başlangıçtır. Önemli olan yaptığınız tüm seçimleri, severek ve isteyerek yapmış olmak ve seçimlerimize sevgiyi taşımak… hayatı kolaylaştırmak, doğru seçim yaparak elimizde aslında. 

Martı e-dergimizi okuyun ve sevdiklerinize de okutun.

yasemin_sungurMerhaba,

İşte Nisan. En sevdiğim ay. Çünkü ben doğmuşum. Yazarımız Zeliha’da bu ay doğmuş, ikimizin doğum günü aynı gün. Yani Nisan ayını daha çok sevmem için nedenlerim önemli..:)

Yine her yazarımızdan farklı ve ilham veren konularla ilk bahara merhaba diyoruz. Doğa uyandı, ağaçlar tomurcuktan çiçeğe dönüyorlar. Çevrenize bakın, fark edin, bakmakla yetinmeyin dokunun, fotoğraf çekin, bazen detayı görmek için bir camın arkasından bakmak işe yarar. Bir ağaç seçin, seçtiğiniz ağacın değişimini izleyin ve fotoğrafını çekin. Çektiğiniz fotoğrafları sevdiklerinize hediye edin. Tomurcuktan çiçeğe, çiçekten meyveye dönüşür gibi çoğalın. Yenilenme, değişme ve dönüşme zamanı. Hayal edin, hedefleyin, planlayın ve harekete geçin.

Martı dergisi olumlu gelecek için içerik üretirken her ay yeni düşünceler ile size ulaşıyor. Bu ay benimle yapılan bir sohbet var. Trabzon’dan çok değerli öğrencim Arzu Aktaş sordu ben yanıtladım. Aynada kendimi gördüm. Soru sormak daha kolay itiraf ediyorum. Umarım benim öyküm başkalarına ilham verir.

Bu ay fotoğrafı ile kapağımıza Fotoğrafçı Niko Guido’nun MARTI’sı kondu. 

Martı e-dergimizi okuyun ve sevdiklerinize de okutun. Gelişim için her yönden ve duygumuzu besleyerek kendimizi geliştirebiliriz. Sevgiyle nefes alın ve adım atın.

 

Dijital Obezite, Dijikoliklik, Dijital Detox, Dijital Fitness

Biz bunu hep yapıyoruz. Biz insanlar… Dur durak bilmiyoruz.

Çok yiyor, obeziteyi dünyanın en yaygın salgın hastalığına dönüştürüyoruz. Kolestrol, yüksek tansiyon, damar sertliği, kalp, ortopedik sorunlar ve tabii beraberinde onlarca psikolojik, sosyolojik ve ekonomik derdi kaderimiz haline getiriyoruz.

Alışveriş ve tüketim çılgınlığı yaratıyor, borç harç ödemek için yaşar/çalışır hale gelip, kendimizle beraber dünya kaynaklarının, çevrenin ve aslında birbirimizin canına okuyoruz.

Kısacası biz bunu hep yapıyoruz. Obeziteye eğilimimiz var ve şimdi yeni bir türünü daha yaratmış bulunuyoruz ki ona da “Dijital Obezite” diyoruz.

Evet ışık hızında başlayan ve ilerleyen Dijital Devrim hepimizi “dijital obezlere” dönüştürdü. Çoluk, çocuk hepimiz dijital obez, hatta digiholic-dijikolik olduk ve ileri seviyede FOMO’muz var. Ve daha işin başındayız…

 2

İnternetin gelişimi ile…

 

- Önce masalarımıza desk-top bilgisayarlar olarak yerleşen,

- Sonra dizlerimize, kucağımıza lap-top’lar olarak oturan

- Daha sonra sinsice avucumuzun içine mobil ve akıllı telefonlar, tabletler olarak giren

- Şimdilerde parmaklarımızın ucuna kadar inen ve Google Glass’la göz bebeklerimize yerleşmek

üzere olan

- Hatta derimizin üstüne, altına dijital dövmelerle, giysilerimizin, aksesuarlarımızın içine

weearable/giyilebilir” teknolojiler olarak döşenebilen dijitler artık “dijital tsunami, bilgi

tsunamisi” ne dönüştü.

- Hatta bırakın bizi, insanları “şeyler de birbirleriyle haberleşir” (M2M, V2V) hale geldi. Trafik

lambaları ile arabalar, navigasyon cihazı, mobil sağlık uygulamaları dediğimiz şeyler, kendi

kendilerine gideceğimiz yolları, sağlık durumumuzu falan konuşmaya…

- Robotlar topa girmek üzere saha kenarında ısınma hareketlerine başladılar.

İşte bunların hepsi de her an, her yerde çeşitli cihazlarla birbirine bağlı/bağımlı Hyper Plugged, Hyper Connected / Hiper Bağlantıda, Hiğer Bağlı diye tabir edilen yeni tür bir insanlık yaratıyor.

Ve bu bizi ürkütüyor…

4

İlk başlarda sevinmiştik…

 

Ayyy ne güzel birbirimize bağlanıyoruz, artık her şeyden, her an, jer yerde haberimiz olacak!” diye. Gözlerimiz doluyordu, Nokia’nın ünlü “Connecting People” sloganı ve o ünlü “din din din dong…” cıngılı ile. Ancak sonra o meşhur, “işaret parmakları birbirine uzanan” iki insan elinden biri dijital, robotik olanla yer değiştirmeye, işin de tadı kaçmaya başladı.

silicon-valley-sign-lg

Dijitalleşmenin ve mobilleşmenin ilk aşamalarda hissettirdikleri; tıpkı aç ya da susuz insanın yemeğe, suya kavuştuğu ilk anlardaki sevinci, yüksek hazzı, tatmini gibiydi. Ohhh! sonunda açlığını hissettiğimiz şeye kavuşmuştuk. Ancak karın doyduktan sonra yemeye devam edince bedenimizin şişmesi gibi, dur durak bilmeden bağlanmaya, bilgi almaya vermeye devam edince de beynimiz şişmeye başladı.

Her gün;

- İnsanlar en çok cep telefonlarını kaybetmekten, unutmaktan korkuyor, rahatsız oluyor

- İnsanları en çok internet bağlantıları olmayınca panikliyor

- İnsanlar uyanır uyanmaz ilk, uyumadan önce en son cep telefonlarına bakıyorlar

- İnsanlar ortalama 5-6 dakikada bir mesaj kontrol ediyorlar

- Tuvaletlerde, kalabalık yerlerde en çok unutulan, çalınan şey mobil cihazlar 

türünde bilgiler, sayılar veren anket, araştırma okuyoruz. Buradan ve buradan dünyanın dijital, sosyal medya vb. rakamlarına, gidişatına göz atabilirsiniz. Ki bu rakamlar da çoktan artmıştır bile…

Tüm bunlar insanlığın ve çeşitli cihazların top yekûn, birbirine 7/24 bağlandığını ve hızla ve daha da yaygın, derin biçimde bağlanmakta olduğunu gösteriyor. Çocuklar, gençler, yetişkinler üzerindeki çeşitli deneylerle, gözlemlerle etkileri, olası riskleri ve önlemler vb. konularında daha fazla bilgi edine, anlama ve çare bulma ihtiyacımızı tatmin etmeye çalışıyor.

Henüz çareler, tedaviler vb. hakkında belirginleşen, netleşen pek fazla bir şey yok ancak, aşağıda sıraladıklarım bu konularda ön plana çıkanlar en son konuşulanlar arasından sizin için derlediklerim;

 

  • Dijital obezite ya da bağımlılıktan kaçmak, dijitlerden arınmak için Dijital Detox, Dijital Diyet öneriliyor. Hatta Dijital Detox kampları, Dijital Diyet programları ve eğitimleri yurt dışında ciddi birer iş alanı olma yolunda ilerliyor. Bunlarda çoğunlukla önerilenler ya kendi iradenle 1 gün, 1 hafta vb. hiç bir elektronik haberleşme cihazına dokunma ya da bu amaçla yapılan kamplara, seyahatlere katıl türünde.
  • Dijital huysuzluk, dijital yorgunluk, dijital keyifsizlik gibi kavramlar artık sıkça kullanılıyor.
  • FOMO nun (Fear of Missing Out) yerini JOMO (Joy of Missing Out) almalı deniyor. Yani yetişememe, geride, eksik kalma korusunu boş verelim, koy verelim. Geride ve de eksik kalmanın tadını çıkaralım görüşüne hakim insan sayısı artıyor.
  • Bazı kesimlerde “analog” yükselen trend olarak gösteriliyor. Doz aşımı dijitalleşme ve sosyal medya kullanımından yılan, hızla gelen robotlaşmadan korkan insanların eski tip, analog eşyalar, yaşam ve düşünce tarzına eğilimi arttırdığını savunuyor. “Dijitalin analogla imtihanı” diyenler yaygınlaşıyor…
  • İnsanlar, özellikle gençler dijital kalabalık ve çokluk içinde giderek yalnızlaşıp, daha az konuştup, daha az bakıyor. Baksa da görmüyor, hissedemiyor. Google Glass yaygınlaştığında da top yekin şaşılaşacağız herhalde…
  • Özellikle ve aslında başımıza bunları saran Silikon Vadisi’ndeki dâhiler başı çekiyor ve bir takım teknoloji guruları diyor ki; Çocuklarımız nasıl olsa zorunlu ve çok kolay biçimde dijital cihazları kullanacak, kaçınılmaz olarak eğitimlerinin teknik, teknolojik kısmını dijital yollardan alacaklar. Bu yüzden okullarda “insan olmayı” öğrenecekleri, bilişsel becerilerini, analiz, anlamlandırma kabiliyetlerini geliştirecekleri “geleneksel + dijital” karması hibrid eğitim almalılar.
  • Dijital yorgunluk ve dünyanın hızla değişen yeni tüketim, yaşam alışkanlıkları “minisumer, minimalist tüketici, türetici” kavramlarını öne çıkarıyor. Firmaları bu konularda tekrar düşünmeye zorluyor. Tiny House trendi ile ufak, derdi/sorumluluğu az evlere ve yaşam tarzlarına eğilim yükseliyor.
  • Festina Lente Yavaş yavaş acele edin” türünde hareketleri yaygınlaşıyor.

Ve sonuç…

Burada tüm yukarıda bahsettiğim sıkıntıları, halleri özetleyen şahane bir video var. Bambaşka bir ülkedeki insanları yansıtıyor ama eminim izleyince hepiniz, “aaa aynı biz!” diyeceksiniz.

Burada da Coca-Cola Social Media Guard videosunu bulacaksınız. İzleyin… Çok düşündürücü…

Doğrusu, yanlışı nedir? Henüz hiç birimiz bilmiyoruz, ancak olası sıkıntıları görebiliyoruz. O halde “uygun” olan analog-dijital bileşimi yaratmak üzere daha çok düşünmeli, çabalamalıyız. Sanırım bu yolda en yararlı ve önerilen şey “her şeyin insan için” olduğunu, olması gerektiğini merkezde tutmak olacak.

Demek ki artık bir ödevimiz daha var; Dijital Fitness… Yapabilen beri gelsin:) Hepimize öğretsin!

Yararlandığım kaynaklar; http://bit.ly/1ltZ4jN / http://bit.ly/1ltZ7vP / http://bit.ly/1ltZ8zP / http://nyti.ms/1ltZ96R / http://bit.ly/1ltZ978 / http://bit.ly/1ltZ9E4

 

Yanınızda Ayna Var Mı?

Sizi Öznur Yılmaz Berk’in yolculuğuna çıkarıyoruz. Bu yolculukta bazen kendi kendinizle kalacaksınız, bazen iç sesinizi duyacaksınız, bazen aynada kendinize bakıyormuş gibi hissedeceksiniz .

Ben Öznur Yılmaz, Temmuz 1997 yılında evlenince sonuna BERK eklendi. Öznur Yılmaz Berk oldum. Sanırım hemen hemen kanunen iki soyadını ilk alanlardanım. Bu kanun o sene ve o aylarda kabul edilmişti. Okumaya devam et

O Bir Head Hunter: Murat Yeşildere

“Çocukluğumda konserve fabrikasına genel müdür olmak istediğimi hatırlıyorum; sebebi de bir sürü kamyona sahip olmak…”

Şu anda yaptığınız işi kısaca tanımlar mısınız?
Egon Zehnder danışmanlık firmasının yönetici ortağıyım. Egon Zehnder stratejik, karar noktalarında görev yapan yöneticilerin değerlendirmesi, ataması ve gelişimi konularında uzmanlaşmış bir firma; ben de Egon Zehnder’in Türkiye ve çevre coğrafyalarındaki faaliyetlerini geliştirmek ile sorumluyum. Okumaya devam et

Deniz Doğruöz ve Teo Haselo’nun yolu Oyuncak Müzesinde buluşmuş…

“Bundan Sonra Hayatımdaki Her Yıl Bana Hediyedir” Teo Haselo

Psikolog, Tahta Oyuncak Atölyesi Yaratıcısı, Teo Dede’nin takım arkadaşı, DEDİO Çocuk Atölyeleri Kurucusu Deniz Doğruöz’le sohbet ettik bu ay. Aziz Nesin Vakfı’ndan İstanbul Oyuncak Müzesi’ne uzanan kariyer yolculuğunda, Teo Dede’nin tecrübeleri de, yol gösterir nitelikte. Okumaya devam et