Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Güncel

Tuz Denizinde Sonsuzluğa Koşmak

GARMIN RUNFIRE SALT LAKE ULTRA TRAIL 100 MİL (164KM) YARIŞ RAPORU

2013 “ultra maraton kariyerim” açısından dönüm yılıydı. 50-60km’lik ultralardan sonra ilk ciddi “uzun” yarışım, İznik Ultra’nın 80km’lik etabı oldu. Aynı yıl sporcu arkadaşım Faruk Kar’dan gelen telefon ise beni ultra maratonların farklı bir “yüzü” ile tanıştırdı: Bir değil, birkaç günde koşulan, çok etaplı ultra maratonlar vardı ve Türkiye’de de bunlardan biri yapılıyordu: Run Fire Kapadokya, 6 günde 260km!

rapor104

Okumaya devam et

Facebook’ta Neler Oluyor? Ne Yapmalı?

Facebook‘ta akışı kısa bir süre izleyince ülkemin haberlerinden ve genel görünümünden kısa bir kesit izlemiş gibi oluyorum. En çok dikkatimi çeken, burada da pek çok kişi diğerlerine ayar vermeye çalışıyor, sorguluyor, yargılıyor ve ne yapıp yapamayacağı ile ilgili emirler yağdırıyor. Şaşırıyor muyum? Hayır! Bir süredir şaşırmıyorum ve bu hiç iyi bir şey değil! Lütfen beni şaşırtın, şaşırmak gençleştirirmiş:)

facebook-insan

Herkes kendi sayfasının sahibi, herkesin kendi sayfası evi gibi yani. Nasıl döşerse döşer evini, size ne, kime ne? Gitmeyin evine ziyarete. Görmeyi seçmeyin. Siz başkalarına karıştıkça, onlara da size karışma hakkı veriyorsunuz.

Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görürmüş. Lütfen bir kendinize gelin, elinizde ne var bir fark edin.

Siz kendi sayfanızı istediğiniz gibi kullanın. Rengarenk yapın mesela. Çiçek dikin. Açın tüm pencereleri, ya da perdeleri kapalı içerde oturun. Yani siz sahibi olun, seçim sizin olsun sayfanızda ne paylaşacağınızla ilgili. Aynen yaşamda olduğu gibi. Buluştuk varsayın kısa bir süre sizin sayfanızda, nasıl bir ortam var benim için, ne ikram ediyorsunuz, ne paylaşıyoruz?  Burada bulunma nedeninizi seçin ve ona hizmet edin. Kimlerle görüşmekten keyif aldığınızı seçin, kimlerden öğrendiğinizi, kimlerle eğlendiğinizi. Süre belirleyin, aynen bir işi planlar gibi, bir arkadaşı ziyarete gider gibi. Boşa almayın vitesi, ne yöne gideceğinizi, hangi hızla gedeceğinizi siz belirleyin.

Hatılayın “Rotası olmayan bir gemiye hiç bir rüzgar yardım edemez.”

20524303_1109895289145033_2074525803_oBen öğrencisi olduğum hayatımı paylaşıyorum mesela. Çalışıyorum, okuyorum, geziyorum ve hepsinden tecrübelerimi paylaşıyorum. İyiyi düşünüp, güzele odaklandım, inanıyorum ki hepimiz böyle yaparsak daha güzel bir hayat kurgularız. Bazen üzüldüğüm konulara, bazen de beni coşturan konulara yer veriyorum. Amaçsız dolaşanlar uğramıyor genelde benim sayfama. Kaba, saba insanlar ise asla oturacak bir yer bulamıyor. Çiçek gibi tutmaya çalışıyorum sayfamı, her gelen alacak bir şey bulsun isterim. İşim gereği değer yaratmayı seçtim.

Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Var mı başka bir arzunuz?

Yasemin Sungur
#KarışmayınKarıştırmayın

#KendiİşinizeBakın #SuAkarYolunuBulur#NeEkersenOnuBiçersin 

Bu arada yine #HareketeGeçtim #YaseminEğleniyor

Dokunmak veya Dokunmamak

Yaz diyor Yasemin* Hanım Mülteciler Günü** için yaptığın konuşmayı…

İnanılmaz bir kadın, konu başlıklarını, gönlümün kaydığı noktaları nasıl da bir çırpıda görüveriyor.

20 Haziran’da davetliydim, kalabalık bir mülteci grubuna konuşma yapacağım, maksat mültecileri yasal yollardan iş dünyasına kazandırmak, yani “sosyal entegrasyon.”

Ne söyleyeyim? Kafam karışık, salona vardığımda hazırlamış olduğum bilgi gözüme hayli itici görünmeye başlıyor. Tam o noktada, sahneye çıkmaya dakikalar kalmışken yüreğimin sesini dinlemeye karar veriyorum. Hazırlamış olduğum sunumu bir kenara bırakıyorum ve spontane konuşmaya başlıyorum. Öyle ya bilgi her yerde var, ya o bilgilerin bize hissettirdikleri?

Dünyada mülteci sayısının 60 milyon civarında olduğu düşünülmekte (resmi rakamlara göre). Bence gerçekte çok daha fazla; içlerine girince anlıyorsunuz, çok farklı bir dünya, kaydı olmayan-kaydı silinen-hiçbir yerde görünmeyen hayli kişi mevcut. Mülteci ülkesini zorla terk eden veya istenmeyen koşullar (savaş, her türlü baskı…) neticesinde terk etmek zorunda kalan kişiyken; göçmen eğitim, daha iyi haklar için gönüllü olarak başka yere yerleşen kişiye deniyor. Türkiye’de mülteci sayının son yıllarda 4 milyonu aştığı sanılmakta.

Söylediklerim

“İtiraf edeyim, sizler benim için öncelikle sayıdan ibarettiniz, her gün gazetede okuduğum veya haberlerde hüzünlenerek izlediğim. Dünyada filler kapışırken çimler ezilirmiş sözünü hatırlatan. Ne zaman sınıfıma gelmeye başladınız, yüz yüze  geldik, sizleri tanıdım, sayıdan öte ete kemiğe büründünüz, hepinizin hikayesi vardı. Karısını bombardımanda kaybedeni de, günlerce yürüyerek sınırı aşmaya çalışanı da, kurşunların kimden geldiği bilinmeyen silah çatışmaları arasında ailesini ziyarete etmeye gitmeye çalışanı da sınıfımda tam karşımdaydı. Onca travmatik öyküye rağmen güçlü duruşunuzla bana ilham oldunuz. Bazen ben mi size öğretiyorum, siz mi bana öğretiyorsunuz bilemiyorum. Kısa sürede inanılmaz şeyler kattınız hayatıma.

seyda-bodur

Biliyorum, beni şanslı kesimden görüyorsunuz, sizleri anlamayacağımı düşünüyorsunuz. Oysa bir insanın acısını anlamak sadece onun gözlerine kalp gözünüzle bakmak yeterli, aynı veya benzer acıdan geçmek şart değil.

Mülteci olmadım, ancak bilirim işsizlik nasıl hissettirir, ‘işe yaramaz’. Herkesin yapacak birşeyi varken hiçbir şey yapmıyor olmak…Yıllarca kapımda, işten dönüşü saatlerinde diğer servis araçları durduğunda, onlardan inen biri olmamanın verdiği suçluluk duygusunu yaşadım.

Bilirim yabancı bir ülkede işsiz olmak ne hissettirir, ‘köksüz’. Herkesin gidecek bir kapısı, ait olduğu bir yeri varken, öylesine unutulmak, sokaklarda boş boş dolanmak, ne yapacağını bilememek. Bu eylemlere sürekli eşlik eden kasvetli bir can sıkıntısı da cabası.

Maalesef ne ülkemde, ne de yâd ellerde bana uzanan yardım eli oldu. Umarım sizler daha şanslı olursunuz veya karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendirirsiniz.

Biliyorum güveniniz kırıldı, biliyorum çokça hırpalandınız, yine de sizlere bizler gibi dostça kapısını açan bir yer varsa es geçmeyin derim. Hayat ertelenmeyecek kadar güzel, her daim ve her zaman yeniden kaldığınız yerden başlayabilirsiniz. Nerden mi biliyorum? Kendimden. Unutmayın işsizliğin önündeki en büyük engel ne bambaşka bir ülkede gözlerini açmak ne de yabancı dil… Çaresizlik duygusu. Vazgeçmek, sadece kendinden ve geleceğinden ümidi kesmek. Yaranıza merhemi sürecek olan sizlersiniz, bense sadece merhemi veya ilacı uzatan olabilirim.”

foto-seyda

Söyleyemediklerim

Çok özel ve güzel insanlar tanıdım. Bir panelde “Bizler dilenci değiliz, iş istiyoruz” diyen ve böylelikle ülkemizin hatrı sayılır patronlarından birinin ilgisini çekip bizzat ayağına tanışmaya gelenini bildim. Ne mi oldu? Şu an o holdingden iş teklifini aldı bile.

Öyle anlar yaşadık ki beraber… Günü geldi onların yaşam koçu, günü geldi sırdaşı oldum. İlk kız arkadaşını çekinerek bana danışanı, yurdunda arayacak kimsesi kalmadığından evlenme haberini ilk bana muştulayanı… Aziz Nesin okuyanı ile beraber İngilizce espriler eşliğinde karnımızı tuta tuta güldük. Bazen coştuk, birinin diplomasını kutladık. Cibran şiirleri okuduk, duygulanıp ağlaştık. Kendi arkadaşlarım bilmedi ve görmedi, “Sende çocuk kalbi ve yüzü var” dediler. Bazen birikmiş tüm öfkelerini bana kustular, kişisel almadım, ısrarla aynayı onlara tuttum. Kimi satır arasında ‘özür’ diledi, kimi herkesin ortasında. Beklemiyordum da. Tek dileğim onlara bir nebze olsun dokunabilmekti; kalpten kalbe bir temas…

Ya işte böyle…

Şeyda Bodur 

* Baş Martı diyor kendisine, öyledir elbette. Martı dergisinin fikir annesi, kurucusu Yasemin Sungur
** 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü

 

Ayni Dili mi Konuşuyoruz?

1800’lerin sonunda yaşamış ve Hindistan’da doğmuş olan İngiliz yazar, şair ve gazeteci Kipling’in bir sözüyle başlayalım:


        ‘Kelimeler, insanların kullandığı en güçlü haplardır.’  

Çok sevdiğim, bilgisine ve önerilerine güvendiğim aile dostumuz sevgili Billur Tansel‘in tavsiyesiyle izledim Arrival filmini. Türkçesi Geliş.

ayni-dili-mi-konusuyoruz

Okumaya devam et

En Güzel Tatil Rahmi M. Koç Müzesi’nde

Yarıyıl tatilinde çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmek isteyen ailelere Rahmi M. Koç Müzesi pek çok alternatif sunuyor. Atlıkarınca, oyun parkı ve tren gezisi gibi eğlenceli aktivitelerle hem çocuklar hem aileler keyifli anlar geçirecekler.

Rahmi M. Koç Müzesi, çocuklarının tatilde hem sosyalleşmesini hem de eğlenmesini isteyen herkesi eğlence dolu bir gün için müzeye davet ediyor. Sergiler, atlıkarınca ve tren seferleri, atölye çalışmaları gibi aktivitelerin yanı sıra 14 binin üzerinde obje içeren farklı koleksiyonlar çocukları bekliyor. 

en-guzel-tatil-rahmi-m-koc-muzesinde

Okumaya devam et

Roman Kahramanları Kitap ile Sohbet’te Canlandı

Yasemin Sungur’la Kitap ile Sohbet grubu olarak, 9.sezon ve 284. haftamızda, her hafta Salı günü buluştuğumuz İstanbul Oyuncak Müzesi’nde, yeni yılı farklı bir etkinlikle karşıladık. Her yıl farklı konseptlerle yeni yıla merhaba diyen bizler, bu yıl ‘Kitap Kahramanları Canlanıyor’ dedik ve beklenenin üstünde bir performansla kitap kahramanlarınızı sunduk. 

roman-kahramanlari-kitap-ile-sohbette-canlandi

Okumaya devam et

Konyaaltı Kitap Fuarı 7 Yaşında

Çadırdan, kongre ve fuar merkezi Cam Piramit’e

Söze sığındığımız şu günlerde, çok değerli bir çabanın her geçen yıl büyüyüp serpildiğini gördüğümüz, gördükçe de geleceğe dair umudumuzun arttığı bir kültür sanat etkinliği Konyaaltı Kitap Fuarı.

İstanbul’dan sakin bir şehre yerleşme hareketinin ne zaman başladığına dair kesin bir tarih veremesem de, iki binli yılların başında bu harekete katılan bir aile olarak yeni geldiğimiz şehirde en çok, o zamanlar henüz okul çağında olmayan oğlumun yaşına uygun kitapları bulmakta zorlandığımızı hatırlıyorum. Oğlumun yaşına uygun kitaplar için kentteki bir iki kitap evi dışında başka seçeneğimiz yoktu. İstanbul’a gittiğimizde alınacaklar listesine bir de kitapları ekliyorduk.

Konyaaltı Kitap Fuarı 7 Yaşında

Okumaya devam et

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Kutlu olsun. Her hal ve şartta kutlu olsun. 93 yaşında CUMHURİYET. Atatürk’ün devrimlerini aslına uygun gerçekleştirebilmek için, daha çağdaş bir yaşam için, bir kadın olarak iş yaşamımın 39.yılında  “Cumhuriyet sayesinde” üretmeye devam ediyorum. 100.yılda insanlık için, kadınlar için, gençler için, çocuklar için, bilim için, sanat için, ülkemin doğası için hayal ediyorum herşey daha güzel olacak.

En büyük örneğim, kahramanım Mustafa Kemal Atatürk… Sofrasını ülkesinin düşünürlerine, sanatçılarına açan, doğa aşığı, cesur, öncü, gerçek bir lider… Her gün daha çok hayranlık duyuyorum, özlüyorum…

Çok etkilendiğim iki sözü var:

“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”

Bu sözü beni pek çok durumda kurtaran, pes etmemi engelleyecek enerji ile zihnimde canlanır, yeniden harekete geçerim.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”

Bu sözü ise ülkemin içinde bulunduğu durumu, yaşadıklarımızı çok gerçekçi anlatır. Bu nedenle tüm çalışmalarımda önceliğim kadındır. Kadının kendini geliştirmesi medeniyettir, özgürlüktür.

Sözü Atatürk’e bırakıyorum.

“Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!”

“Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve yurdun gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”

“Efendiler, zavallı ulusumuzu tutsak etmek isteyen düşmanları kesinlikle yeneceğimize olan inanç ve güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu tam inancımı yüce kurulunuza, bütün ulusa ve bütün dünyaya karşı ilan ederim.”

“Efendiler, bu ilkelere dayalı bir hükumetin niteliği kolaylıkla anlaşılabilir: bu, ulusal egemenlik temeline dayalı olan halk hükumetidir; Cumhuriyet’tir.”

Cumhuriyet özgürlüktür.

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.

Yasemin Sungur

İstanbul Oyuncak Müzesi Kasım Ayında Birbirinden Güzel Etkinlikler Düzenliyor

İstanbul Oyuncak Müzesi’nde, Kasım ayında gerçekleşecek eğitim ve etkinlik programları hem çocuklara hem yetişkinlere gelişim fırsatları sunuyor.  Ev atıklarından robot heykeller yapmaktan çizgi roman tasarlamaya, masal dinletilerinden keçe bebek ve kukla yapımına, origamiden geometriye birbirinden farklı programlara göz atmadan geçmeyin.

 İstanbul Oyuncak Müzesi Kasım Ayında Birbirinden Güzel Etkinlikler Düzenliyor

Faber-Castell ile Yaratıcılık Atölyesi

Faber-Castell’in destekleri ile gerçekleşen Yaratıcılık Atölyeleri’nde katılımcılar müze gezisinin esas alındığı çalışmalarla düşleyip, üretirken oyuncakların diliyle dünya tarihini öğrenecekler, geçmişten günümüze yaşanan değişime tanık olacaklar.

Müze ziyaretçilerine ücretsiz olarak gerçekleştirilecek Faber-Castell ile Yaratıcılık Atölyeleri’ne katılım için kayıt yaptırmanız gerekmektedir. Müze giriş ücreti indirimli 9 TL, tam 12 TL’dir.  Okumaya devam et

En Önemli Müdafaa Alanı Edebiyattır

Bu yıl altıncısı düzenlenen Zeynep Cemali Edebiyat Günü Yayıncılık Konferansı’nı Martı Dergisi okuyucuları için izledim.

Günışığı Kitaplığı’nın ev sahipliğinde konferans 8 Ekim Cumartesi günü Kadir Has Üniversitesi Cibali Salonunda Kaan Elbingil sunumuyla gerçekleşti.

Adına edebiyat günü düzenlenen Zeynep Cemali kimdir? Çocuk edebiyatının bu usta öykücüsünü kaçımız tanıyor, kitaplarını biliyor?

“Çocuk edebiyatına ustalara yakışan bir derinlik kazandıran bir öykücü” olarak tanıtılan Zeynep Cemali, 1950’de İstanbul’da doğdu. Ortaokul ve lise yıllarından başlayarak, el sanatları, halı ve kilim ticareti yapan babasıyla birlikte Anadolu’yu dolaştı. Babasının sık sık yinelediği “yaşamak öğrenmektir” deyişi yaşamını büyük ölçüde yönlendirdi. Günışığı Kitaplığı tarafından 1999 yılında yayımlanan ilk kitabı Ben, Çınar Ağacı ve Pufböreği ve ertesi yıl çıkan Gül Sokağı’nın Dikenleri, onun güçlü bir öykü anlatıcısı olduğunu kanıtladı. Cemali, kendine özgü öyküsel dilini romanlarında da başarıyla geliştirmeyi sürdürdü Patenli Kız ve Ballı Çörek Kafeteryası gibi, öykülerle örülü romanlarının yanı sıra Çılgın Babam ve Öykü Öykü Gezen Kedi gibi öykü kitaplarıyla her yaştan okuyucuya ulaştı. Kasım 2009’da İstanbul’da yaşama veda eden Zeynep Cemali’nin, ardında bıraktığı son romanı Ankaralı, 2011 Türkan Saylan Sanat ve Bilim Ödülleri Sanat Ödülü’ne değer görüldü.

En Önemli Müdafaa Alanı Edebiyattır

İşte bu ülkemizin tek yıllık yayıncılık konferansı hem usta kalem Zeynep Cemali’yi yaşatmak hem de yayıncılık birikim ve tecrübeleri genç yayımcılara aktarmak amacıyla, yayıncıları, yazarları, akademisyenleri, edebiyatçıları, kitaplara emek veren, kitapları okurlarla buluşturanları bir araya getiriyor.

Her yıl yayıncılık sektörünü yakından ilgilendiren farklı konuların ele alındığı konferansta bu yıl “edebiyatın dönüştüren, sağaltan ve ifade alanı tanıyan etkisine inanarak” daha çok edebiyatçılara yer verilmiş.

Konferans Mine Soysal’ın hoş geldiniz konuşması ile başladı.

“Bizim işimiz kitaplarla. Kitaplar ki insanlığın günlüğü, düşüncenin arşivi. Yaşamın, ruhumuzda biriken kitaplar kadar mümkün olabildiğine inanıyoruz. Edebiyatın da yayıncılığın da temelinin özgürce düşünmek, hayaller kurmak ve her yolla ifade edebilmek olduğunu biliyoruz. Yayıncılığımız zorlu bir yıl yaşıyor. Ekonomik zorluklar içinde artan kaygılarımızla ayakta kalmaya, üretmeye çabalıyoruz. Ülkemizin entelektüel kimliğini yok eden politikalara, her türlü şiddete, susturulmaya, tek tipleştirmeye karşı çıkıyoruz. Sansürsüz, özgür yayıncılığın ve renkli edebiyatın bir gün mutlaka kazanacağını bir kez daha vurguluyoruz. ” diyen Soysal sahip oldukları güç ve inancın ustalarından emanet olduğunu belirti ve hayalini kurduğumuz toplum barışı sağlayacağına inandığımız yazmaktan, çizmekten, araştırmaktan, yayınlamaktan, yaymaktan ve arşivlemekten vazgeçmeyeceklerini yeniledi.

Edebiyat yaşamın izdüşümüdür ve yaşamda umut da vardır!

Konferansın açılış konuşmasını edebiyatta 30 yıldır eserleriyle emek veren şair, yazar Gülsüm Cengiz yaptı. Edebiyatın yaşamın izdüşümü olduğunu çok yönlü olarak ifade ettiği Edebiyat-Yaşam konulu konuşmasında, “İnsan kendini ifade etmek, duygu ve düşüncelerini dışa vurmak ve yaşadıklarını paylaşmak için edebiyatın olanaklarından yararlanmıştır. Edebiyatın en eski ve köklü ifade biçimlerinden biri olarak şiirin doğuşu da bize bunu göstermektedir. Ezgili, ritimli sözcüklerle ortaya çıkan şiir bir gereksinimle girmiştir insanın yaşamına ve işlevseldir.

Edebiyat yaşamın izdüşümüdür, yaşam sonsuz bir çeşitlilik ve zenginlik barındırır. Acıları, sevinçleri, umutları, düş kırıklıklarını kapsayan bin bir türlü rengi vardır. Edebiyat uyarıcı ve muhaliftir. Yazın sanatı yaratıcılığı gerektirir. Yaratıcılık ise var olanın ötesinde yeni bir şey ortaya koymaktır. Özellikle gerçekliğe tanıklık eden yazınsal yapıtlar eleştirel dolayısıyla var olan sisteme, erke muhaliftir. Bu tür yapıtlar okuru sarsar ve uyarır.

Edebiyat yaşamın izdüşümüdür ve dönüştürücü bir gücü vardır. Çünkü yaşam hep ileriye, sonsuzluğa akar. Okur yazınsal metinler aracılığıyla öteki insanların, toplumların yaşamlarını öğrenir, onlarla özdeşim kurarak kendi koşullarını sorgular. Haksızlıklara karşı, adalet, özgürlük, eşitlik için mücadele eden roman kahramanıyla özdeşim kurarak direnç, mücadele isteği ve zorluklarla baş edebilme gücü kazanır ki bu da edebiyatın dönüştürücü gücüdür.

Edebiyat yaşamın izdüşümüdür ve yaşamda umut da vardır. Evet, umut insanda; ancak okuyan, araştıran, düşünen, sorgulayan, empati duygusu gelişmiş; hayatta izleyici olmak yerine, iyiden, güzelden, doğrudan, haklıdan yana değiştirip, dönüştürmek için yaşama müdahale eden, emek veren insanda. Böyle insanların oluşturduğu toplum, kuşkusuz ki demokratik bir toplumdur ve gerek dünyada gerekse ülkemizde yaşananlar, buna ne kadar gereksinimimiz olduğunu da ortaya koymaktadır,” dedi.

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celâl Zeynioğlu, “Yayıncılığımızın 2016 Başlıkları” konulu konuşmasında, yayıncılık sektörü ve devlet kurumları arasındaki ilişkilerde süreklilik sağlanamamasına dikkat çekerek, tüm olumsuzluklara rağmen yayın adetlerinin büyüdüğünü, sektörel veri analizi için çalışmalar yaptıklarını, yayınevi örgüt şeması ve yayıncılık mesleklerini tanımlama üzerine proje başlattıklarını ifade etti.

Neden Yayımla(ya)mıyoruz? konulu panelde deneyimli yayıncılar; Sevengül Sönmez, İrfan Sancı ve Özgür Kalyoncu Akın, yazınsal türlerin sektöre katkısından ve daha az yayımlanan türlerden bahsettikleri konuşmalarında bazı türleri yayınlayamamanın sebebi satış kaygısı değil, uzman çevirmen eksikliği olduğunu ifade ettiler.

Paneli yöneten Sevengül Sönmez, edebiyatı işlemek ve edebi kanon oluşturmak anlamında yayıncılığın önemini vurguladı. Kalyoncu, öykü ve şiir yayıncılığında artış olduğunu, yayıncıların bu türleri desteklediğini ancak tiyatro ve senaryo türlerinin ölmek üzere olduğunu söyledi. Yayımlamak istedikleri dosyayı, “satar mı” düşüncesine kapılmadan bastıklarını ifade eden Sancı ise, şiiri az basmalarının nedenini, şiir editörü istihdam edememek olarak açıkladı.

Hepimizin bildiği gibi edebiyatın kırılgan yüzü hayat değildir. Çünkü edebiyat bütünüyle kırgınlıktır.

Öykü ve romanları ödüllere değer görülen, çağdaş edebiyatın güçlü kalemlerinden Sema Kaygusuz, “Edebiyatın Kırılgan Yüzü: Hayat” başlıklı konuşmasında;

“Hepimizin bildiği gibi edebiyatın kırılgan yüzü hayat değildir! Çünkü edebiyat bütünüyle kırgınlıktır. Hayatın gücenik yüzüdür. Karanlığı, ağrısı, dehşet karşısındaki yetersiz ifadesi ile hezeyanın ta kendisidir. Sadece hezeyan değil aynı zamanda hezimettir edebiyat. Tümüyle başarısızlıktır. Sevilme arzusuyla, hükmetme bilinci ile zenginlik ya da şöhret hırsıyla fermente edilemez. İptidai koşullarda kendi başına şarabileşir. Edebiyat yenilgidir. Güzelliği olmadan biz yazıya katlanamayız. Edebiyatın teninden müziği, dil dünyasını, kurgusal mimariyi çekip alın, onu salt hikayeye bırakın geriye ölüm, yoksulluk, mahvoluş, adaletsizlik, çıldırtıcı yalnızlık kalır. Gerçeğin en çiğ hali kalır! ” diyerek çarpıcı bir giriş yaptığı konuşmasına şöyle devam etti:

 “Peki, nedir bu güzellik? Bir sırdır. Yazı bir düşünceye dönüştüğü yani tam olarak kavrandığı an yazı olur. Öte yandan yazınsal güzelliğin okunurken düşünceye gereksinimi yoktur. Güzellik, ruhun bilgisidir. Yazınsal güzelliğin bir nedene gereksinimi yoktur. Tüten buğu nasıl köze ait ise güzellikte edebi nesnenin kaçınılmaz uzantısıdır.

Bugünün edebiyat üretimi epey kekeliyorsa, hınçlıysa, kaba, kılçıklı ve parçalıysa, uğulduyorsa, hırlıyorsa, her pırıltılı cümlede suçluluğa batıyorsa, yazılmaya zorlanan yazılamazlar yüzünden gerçeklerden utanıyorsa, kahramanları silik, karakterleri gölgede kalıyorsa, gerçeğin cinneti ile baş etmeye çalıştığı içindir. Beceriksizliğinden değil, derdindendir. Bugün elimizdeki yazı, buhranlı bir edebiyattır.”

Nobakov der ki “Bir roman ancak yeniden okunur” İşte o yeniden okuma eleştiridir.

“Edebiyat Eleştirisinin Hali Pürmelali” konu söyleşide farklı kuşakların temsilcisi, eleştirmen, yazarlar; Semih Gümüş ve Irmak Zileli, edebiyat eleştirisi nedir, ne değildir, kim(ler) için gerekli, neye yarar sorularından yola çıkarak edebiyat eleştirisinin bugün geldiği noktayı ele aldılar.

Semih Gümüş Irmak Zileli

“Bir tanıtım yazısı ilk okumadır. İlk okuma bir eleştiri olmaz aslında.  Nobokov der ki “bir roman ancak yeniden okunur” İşte o yeniden okuma eleştiridir,” diyen Gümüş bir tanıtım yazısı, eleştirinin kendisi değildir ve ondan bir eleştiriden beklediklerimizi beklememeliyiz derken eleştirinin de ilk okumada, yüzeysel bir okumada kalmaması gerektiğinin vurguladı.

“Eleştirinin rolü, okuyana iyi edebiyatın güzergahını göstermek, bir yanıyla da aslında iyi okur yetiştirmek” olduğunu değinen Irmak Zileli, ilk başta okuyucunun eleştiriye ihtiyacı olduğunu ancak aynı zamanda yazara da metne bir okur gözüyle bakmak fırsatı verdiği için faydalı olduğunu belirtti.

Eleştirel bir okuma genişlemeye ve çoğalmaya fayda sağlıyorsa insanın zihnini geliştirirken onu bir yerden başka bir yere götürür fikrinde birleşen Gümüş ve Zileli eleştirinin hem okurunu hem de metni geliştirdiğini söylediler.

Yayıncıların eleştiriye yaklaşımı da tartışıldı. Bu yaklaşımının ticari olmaması gerektiği, olumsuz bir eleştiride eleştirinin yayınlandığı mecradan yayıncının desteğini çekmemesi, aslında bir yayınevinde en önemli kişiler olan editörler için de eleştirilerin faydalı olduğu üzerinde duruldu.

“Akademisyenler eleştiriden uzak duruyor” diyen Zileli metnin teknik incelemesi için akademisyenlere ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

“Polemik, eleştiri değildir; siyasetin dilini kullanmaktır,” diyen Gümüş, “Eleştiri, metinden bağımsız bir yazıdır, yazınsal türdür. Ama bunu böyle söylemekle olmaz, o seviyeye de taşımak gerekir,” dedi.

Eleştirinin üslubunun da önemine değinildiği söyleşide eleştirinin kültürel bir durum olduğu, herkesin herkesi eleştirebilmesi ve korumacılıktan uzaklaşmak gerektiği vurgulandı.

Editör aynı zamanda bir eleştirmen midir? sorusuna Semih Gümüş; “Evet aynı zamanda eleştirmendir. Metnin tüm sorunlarını çözüp, basılacak mükemmelliğe getirecek yetkinlikte ve yazar kadar metne hâkim olmalıdır” diyerek cevapladı.

Konferansın öğleden sonraki bölümü Yeni medya ve iletişim stratejisti Yiğit Kalafatoğlu’nun Peşimizdeki Gelecek: Dijital Dünyada Yeni Eğilimler” başlıklı konuşması ile başladı. Yayıncılıkta dijital mecraları ve teknolojileri kullanma deneyimine ilişkin görüşlerini, geleceğin internetiyle ilgili öngörülerini paylaştığı konuşmasında bireylerin en çok dokunduğu platformlara vurgu yaparak “Sosyal medya ve yeni medya bireye şunu öğretti; ne olduğun önemli değil, nasıl gözüktüğün önemli, ne düşündüğün değil, ne neyi düşündürttüğün önemli. Sen bir şeyi üretiyorsan ya da üretilmiş bir şeyi tekrar yorumluyorsan o zaman bir birey oluyorsun. Böyle bir yanılsama var. Aslında burada metnin, eserin özünden bağımsız olarak onu okuyor olmak, onu okuyor olarak kendini ifade etmek ve paylaşım yapmak hem olumlu hem de olumsuz bir pencere açıyor” diyen Kalafatoğlu, iyi bir takiple sosyal medyadan fayda üretecek şekilde içerik üretmenin mümkün olduğunu belirtti. Şirketlerle başlayan, insanlarla devam eden internet dünyasında nesnelerin dönemine geçilmeye başladığına vurgu yapan Kalafatoğlu, “Yapay zekâ, edebiyat ya da sanat eseri üretebilir mi, artık bunlar konuşuluyor,” dedi.

Konferansın kapanış konuşmasını, acıyı, aşkı, hüznü, İstanbul’u ve insana ilişkin en temel duyguları ustaca dile getiren, çağdaş edebiyatımızın önemli yazarlarından Mario Levi yaptı.

Mario Levi

“En önemli müdafaa alanı edebiyattır” diyen Levi, bunu bireysel sorundan çıkarıp daha geniş bir alana taşımak için elinden geleni yaptığını belirterek başladığı konuşmasına, “Edebiyat, hayır demektir. Her anlamda Hayır demeyi bedellerini ödemeyi de göze alarak söyleyebilmektir. Bunu başarabilmek için iki önemli değere çok bağlanmalıyız. Birincisi, kendimizi mümkün olduğunca kibirden uzaklaştırmalı, ikincisi samimi olmalıyız. Bu, bir başkasını dinlemenin kendini anlatmaktan daha değerli olduğunu gösteriyor” diyerek devam etti.

Bugün dünyanın her yerine bulaşmış olan olan sıradanlığın edebiyata da sirayet etmesinden büyük bir üzüntü duyduğunu vurgulayan Levi, “İlke olarak fikirleri, düşünceleri yüzünden bir yazarın, gazetecinin ya da herhangi bir kişinin mahkûm edilmesinin, tutuklanmasının sonuna kadar karşısındayım. Her türlü düşüncenin, ırkçılık hariç, savunulması, hayat bulması gerektiğine inanıyorum. Öte yandan, edebiyatımızda senin yazarın, benim yazarım meselesi var. Bir takım yazarlar parlatılırken, hapishanedeki yazarlara sessiz kalınmak utanç verici bir durumdur. Bu, edebiyat onuruna yakışmaz. Sen ben yoktur, sadece edebiyat vardır,” dedi.

Yazarlıkta yaratıcılık yoktur sadece ve sadece keşfetmek vardır. Biz bir hakikatin peşindeyiz ve biz o hakikati keşfetmeye çalışıyoruz diyen Levi “her şeye rağmen sanat ve edebiyat bizi kurtaracak olan tek değerdir ve başka nefes alacağımız yer kalmadı. Hem sığınma alanı hem de haykırma alanı bizim için. Hayır demekten başka hiçbir seçeneğimiz kalmadı. İyi kitap, iyi edebi eser er ya da geç okurunu bulur. Yapacağımız tek şey sabırlı olmayı bilmektir” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Günışığı Kitaplığı

Konferans Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2016 Ödül Töreni ile sona erdi. “Adalet” temalı öykülerle dereceye giren 6, 7, 8. sınıf öğrencileri, ödüllerini Necati Tosuner, Mario Levi, Gülsüm Cengiz ve Necati Güngör gibi edebiyatın usta isimlerinin elinden aldılar.

Yıllık yayıncılık konferansı Zeynep Cemali Edebiyat Günü’nün yedincisi, 30 Eylül 2017’de düzenlenecek.