Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Gezi

Bir Safranbolu Masalı

Birkaç kez ertelediğimiz Safranbolu gezimizin sonunda hareket günü gelmişti, 20 Nisan 2017. Kitap ile sohbet grubu olarak bir kitabın izinde yaptığımız geleneksel gezilerimizden farklı bir yönü vardı bu gezimizin. Kitapdaşlarımız Hatice ve Sumru memleketlerini, anılarını ve geçmişin izlerini paylaşacaklardı bizimle. Safranbolu, Yörük Köyü, Kastamonu ve Amasra’yı kapsayan gezimizin tüm hazırlıkları onlar tarafından yapıldı. Bir ev sahibi titizliği ile ulaşımdan konaklamaya, yemekten eğlenceye çok detaylı bir şekilde hazırlanmışlardı. Bizler ise misafirleriydik. Paylaştıkları anılar, evleri, dostları, hazırladıkları sürprizler ile bu gezimiz de unutulmazlar arasına girdi.

bir-safranbolu-masali

Okumaya devam et

Tezatlıklar Kenti: Erbil

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin başkenti ve aynı zamanda en büyük kenti olan Erbil; Kürtler, Türkmenler, Araplar, Keldani ve Süryani Hıristiyanların bir arada yaşadığı bir şehir. Erbil, Irak Savaşı’nın ardından ABD’nin bölgeden çekilmesinden sonra kurulan, Duhok, Süleymaniye ve Halepçe’yi de içine alan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin en önemli kenti olma özelliğini taşıyor. Savaşın ardından yakın ve uzak coğrafyaların ilgisini çeken kent, çok kısa zamanda Ortadoğu’da ticaretin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Kent ülkenin kuzeyinde düzlük bir bölgede yer alıyor. 

tezatliklar-kenti-erbil

Okumaya devam et

Stone Town ve Dev Kaplumbağaların Yaşadığı Prison Island

Zanzibar’ın şehir merkezi Stone Town, ama öyle merkez deyince büyük beton binaların kapladığı bir metropol gelmesin aklınıza. Genellikle eski yapılardan oluşan, daracık ara sokaklarda bazen camları bile olmayan ahşap ya da boyaları dökük küçük beton evlerin oluşturduğu bir yer. Henüz bozulmamış kendine has bir dokusu var. Bu yüzden de Unesco Dünya Mirasları Listesinde yer alıyor. Nefis okyanus manzarasını özellikle gün batımlarında Stone Town’da da görmek mümkün. Nungwi’den ayrılıp buraya gelir gelmez, önce eşyaları otele bırakıp, hemen Freddie Mercury’nin doğup, çocukluğunu geçirdiği evi aramaya koyuluyoruz. Queen grubunun efsanevi solistinin hayatının ilk yıllarını geçirdiği sokaklarda yürümek heyecan verici bizim için…

stone-town-ve-dev-kaplumbagalarin-yasadigi-prison-island
Okumaya devam et

Kars’da Kar

Sahi neden kara olan bu düşkünlüğüm?

Kar uzunca bir süre benim için sadece ders kitaplarında gördüğüm, lapa lapa yağan, bizi yokluğuyla ekstra tatilden mahrum edip diğer illere göre avantaj puanımızı düşüren, Torosların tepesinde bere haşmetiyle duran, hayranı olduğum bir beyaz yumaktı.

Ben ki Hatay’ı saymazsak Türkiye’nin en güney ucunda (Anamur) doğmuş, Çukurova ve Akdeniz çocuğu olarak yetişmiş, Hisar sırtlarında ilk karı gördüğümde 18 yaşımı doldurmuştum. Neydi beni kara çeken? Saflık, masumiyet, telaşsızlık, dinginlik, az biraz yavaşlamak, sayesinde oyun oynama lüksünün biz yetişkinlere tekrardan sunulması, utanmadan yerlerde yuvarlanmak, mikropların kırılarak yeniden arınmamızın sağlanması, kardan adam yaparak eğlenmek? Ne?

kars

Okumaya devam et

Yeryüzündeki Cennet: Zanzibar

Aylardır okuyup, araştırıp, planladığım seyahat için yola çıkma vakti geldi çattı. THY’nın direk uçuşuyla Tanzanya’nın başkenti Dar Es Salaam’a doğru havalanıyoruz. Yaklaşık 7 saatlik bir uçuşun ardından oradayız. Uçağımız rötarsız 2:45’te iniyor Dar Es Salaam’a. Türkiye ile Tanzanya aynı saat diliminde olduğundan saat farkı yok burada. Uçakta dağıtılan ve doldurduğumuz formların arasına kişi başı 50 dolar vize ücretini de koyarak, bankoların önündeki kuyruğa giriyoruz. Havaalanı beklediğimden daha iyi; küçük ve eski model ama boğucu değil. Yaklaşık yarım saat sonra vizemizi de alıyoruz. Biz vize alırken valizlerimiz de gelmiş. Dar Es Salaam’da kalmadan, Zanzibar adasına gideceğimizden ücretsiz wifi’ın da olduğu havaalanında beklemeye karar veriyoruz. Uçağımız sabah saat 7’de. Feribotla da gidebiliriz ama 2,5 saat denizde sallanarak, kalabalık bir feribotla gitmek yerine (kişi başı 35 dolar), küçük pır pır uçaklardan biriyle 25-30dk.lık bir uçuşla gitmeyi tercih etmiştik (kişi başı 75-80 dolar). Bu arada yanımızdaki dolarların bir kısmını havaalanında yerel para birimi olan şiline çeviriyoruz. Herhangi bir sebebi yok ama ilginç bir biçimde 2003’den önce basılan dolarları kabul etmiyorlar. Daha önce bundan haberdar olduğum için hazırlıklıyız, yanımızda eski tarihli dolar getirmemiştik.

Yeryüzündeki Cennet Zanzibar

Okumaya devam et

İstanbul’da Mis Gibi Kahve Kokusu Vardı

Kahve içmeyi, mis gibi kahve kokusunu severim. 6-9 Ekim arasında İstanbul’da bu sene üçüncü kez yapılan “Kahveye Yolculuk” temasıyla pek çok kişinin ilgisini çeken bir festivale katıldım. İstanbul kahve festivali yerli yabancı kahve markalarının lezzetleri, profesyonel baristaların değişik şovları, atölye çalışmaları, sektör konuşmaları, renkli sohbetleri, alışveriş ve müzikli eğlenceleriyle oldukça zengin ve kalabalıktı.

Mekan olarak İstanbul’un merkezi sayılabilecek Beşiktaş Küçükçiftlik Park’ın seçilmesi gerek ulaşım, gerek ferahlık açısından bana göre doğru bir seçim olmuştu. Dört gün süren festivalin program zenginliği ve her günün farklı bir deneyim sunması açısından da büyük bir ilgi gördüğünü düşünüyorum. Hafta sonunun daha yoğun geçeceğini bildiğimden hafta içi orada olmayı tercih ettim. Mevsiminin sıcak ve güneşli gününü yakalamış olmak bizlere lezzetleri, keyifli sohbet duraklarını, alışveriş stantlarını rahat rahat deneyimlemek fırsatını verdi. Mekanın büyüklüğü ve katılımcı yerleştirmelerinin düzenli oluşu da bütünlüğü sağlayan en önemli etkendi tabii. Bir de Sunay Akın’ın kahve sohbetini izledim ve tadı damağımda kaldı.

İstanbul’da Mis Gibi Kahve Kokusu Vardı

Böyle enerjik bir ortamda yerli yabancı pek çok kahve lezzetiyle doymuş, alışverişiyle de keyiflenmiş olmanın ardından düşündüm ki bizler aslında Türk kahvesini ne kadar tanıyor, biliyor ve sahipleniyoruz?

Kahvenizi nasıl içersiniz?

Bu sene üçüncüsü düzenlenen Kahve Festivali’nin ardından yaşantımızdaki Türk kahvesini düşündüm. Hani derler ya bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye. İşte tam da orada duralım. 40 yıl hatır dile kolay!

Ortalama hayatımızın pek çok Akdeniz Ülkesine göre 80 olduğunu varsayarsak bir kahve içiminin neredeyse ömrümüzün yarısına dokunacak değeri olduğunu görürüz. Kahve bir buluşma, insanın dostuyla, eşiyle, sevdiğiyle, seveceğiyle, işiyle gücüyle kendine yaptığı bir yolculuktur.

Bu yolculuğun geçmişindeyse derin bir tarih ve kültür yatmaktadır.

Nedir bu tarih, kültür; nereden gelir? Nereye gider?

Geçmişi 14. yüzyıla kadar dayanan kahvenin Arap yarımadasından Osmanlı kültürüne geçişi Saray mutfağında Kahve çekirdeğinin özenle öğütülüp su ve şeker ilave edilerek kömür ateşinde ağır ağır pişirilmesi ile olmuştur.

IMG_3624

Dönemin sosyal hayatında iz bırakan kahvenin özgün haliyse kısa sürede yolu İstanbul’dan geçen tüccarlar sayesinde Avrupa’yı ve zamanla da tüm dünyayı sarmıştır. İstanbul’da özellikle de Tahtakale’ de kurulan kahvehanelerin içi günün her saati güzel yazıların okunduğu, sohbetlerin çoğaldığı, satranç ya da tavla oyunlarının oynandığı kültürel bir ritüel zenginlik haline gelmiştir. Bu kahvehanelerdeki insan sesleri avlulardaki kanarya sesleri ile karışıp ahenkle İstanbul semalarında yükselmiştir.

Dönemin Avrupa’sında yer bulan bazı gelenekler gibi kahve içiminin de toplumda belli kuralları oluşmuştur.

İçimi çoğunlukla sabah ve öğlen öğünlerinde tercih edilen kahve, “kahve altı” yani günün ilk öğününün de ismini vermiştir. Günümüzde hala kahve, falıyla sosyal psikolojik etkisini, kız isteme törenlerindeki kahve geleneğiyle kültürel anlamdaki etkisini kuşaktan kuşağa yaşatmaktadır.

Tarihinin derinliklerinde Hoca Ali Rıza Efendi’nin resmettiği dönemin kahvehaneleri, ressamın hem sosyal hayatında hem de sanatında önemli yer edinmiştir. Sanatçı, günümüzde antikacılar da gördüğümüz kahve fincanı, tabak, cezve, zarf ve şeker ya da kahve kutuları gibi objeleri tuvalinde renklendirmiştir.

Bugünlere kadar gelen kahvenin, mis gibi kokusuyla, ister Osmanlı’daki yeniçeri kahvehanelerinde, ister 1950’lerdeki Ara Güler’in fotoğrafladığı kahvelerde, isterse de bugünkü modern kafelerde olsun ama daima hayatımızda bol sohbetli, bol köpüklü ve keyifli yerini bulsun.

İdil Dernek

 

Kaynaklar:

Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmalar Derneği

İlk Türk Empresyonist (Hoca Ali Rıza)

Sunay Akın kahve festivali söyleşisi

Zamanda Yolculuk: Sinema Televizyon Müzesi

 Bir zaman makinesi icat edilseydi eğer, en çok hangi zamana gitmek isterdiniz?

Cevap, yaşa, cinsiyete kişinin yaşanmışlıklarına, ilgi alanlarına göre değişir elbet. Herkesin takılı kaldığı bir zaman dilimi vardır. Merak ettiği, görmek istediği…

Ben sessiz film dönemini merak ederim mesela. Özellikle şimdilerde dijital çağda kamera arkası görüntülerini gördükçe,  1860’larda yeni keşfedildiği yılları daha çok merak ediyorum doğrusu.

Teknolojinin son sürat ilerlediği bir zaman dilimindeyiz.  Yeni çıkanı algılamaya çalışırken bir üst modeli ortaya çıkıyor. Biz daha en baştan 1-0 yenik durumdayız.

Çocukluğumun renkli dünyasının siyah beyaz fotoğraflarına bakarken 9 yaşındaki oğlumun sorusu beni nerelere götürdü bir bilseniz:  “Bu fotoğraflara bilgisayarda bakarken de böyle siyah beyaz mıydı anne.?”

Zamanda Yolculuk Sinema Televizyon Müzesi

Okumaya devam et

Çiçek Pasajı Meyhaneleri

Tatil günleri geride kaldı!

Bu ay sizi başka bir dünyada hayâl kurmaya davet ediyorum!

Gönüllerimizi ve düşünce dünyamızı coşku ile dolduran güzel İstanbul’un Çiçek Pasajı meyhanelerinde her gün ve her gece başka bir âlem yaşanır… Sofraları süsleyen meze çeşitleri, içki içenlerin göz ve damak zevklerine yeni ufuklar açar…

Hele, rakılarını yudumlayarak hayal âlemine dalanların sofralarında durmadan yeni dünyalar doğar!..

Ve, arkadaşlarla paylaşılan rakı sofralarında, insanların şairlikleri ortaya çıkar… Kendi iç dünyaları ile buluşan meyhane ozanları, şövalyeler gibi cesur, mecnunlar gibi âşık olurlar…

Çiçekpasajı Meyhaneleri

Okumaya devam et

Bizden Müzisyenden Başka Bir Şey Olmaz!

VAPUR GİDER, SEN DALGANABAK

Kadıköy Beşiktaş vapurunda rastladım onlara.  Bir anın içinde onlarca insan, aynı gemide yolculuk yapıyorduk.  Sessiz sedasız birbirimizden gözlerimizi kaçırarak, denize, düşüncelere dalarak, hesaplar yaparak ya da düşler kurarak geçiyorduk karşıya.  Birden bir müzikle, tüm düşünce balonlarımız dağıldı ve hepimiz ortak bir anda toplandık.  Kimimiz bacaklarımızla, kimimiz başımızla, kimimiz her an ortaya çıkmasından korkacağımız kıpır kıpır ruhumuzla.  Üç genç adam, çaldıkları enstrümanlarla bir şey anlatır gibiydi bizlere; müzik evrensel bir dildi gerçekten ve biz o dile hiçbir şekilde kayıtsız kalamıyorduk.

Müzikleriyle,  ruhları buluşturan ve etraflarına toplayan bu genç müzisyenleri görünce aklıma babamın sözü geldi: “Müzik hüznün, şiddetin panzehridir. “

Bizden Müzisyenden Başka Bir Şey Olmaz

Okumaya devam et