Jonathan; konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.
Yazılara Kayıt Olun:
43793
Geçmiş Sayılar

Geçmiş sayılarımızı aşağıdaki bağlantılardan indirebilir veya okuyabilirsiniz.
OKU Veya  İNDİR
Twitter’da
Archives
E-Dergi & Son Sayı

Gelişim

Gümüşlük Akademi’de Yaz(ı) Kampı Var!

Yasemin Sungur’la Yaz(ı) Kampı, Konumuz Hayat; Edebiyat, Sohbet, Yazı Atölyesi

Yaz (ı) Kampımız Eylül ayında  Gümüşlük Akademi, Bodrum’da 18 – 24 Eylül tarihlerinde, 7 gün, 6 gece, toplam 36 Saat olarak gerçekleşecek. 

Buluşalım, söyleşelim, paylaşalım. Lâkin söz uçuyor bilirsiniz; yazı kalıyor bâki. O halde dedik bu sefer sohbetin yanına yazı ekleyelim.

Bu yıl konumuz  hayat;  hayatın içinde edebiyat ile, sohbet, yazı atölyesi deneyimi yaşayacağız hep birlikte. Edebiyatın gücünü, keyfini hep yanımızda hissedecek, hayatımızın adımlarını konuşurken okumanın, okuduklarımız hakkında konuşmanın ve yazmanın sihrini de hissedeceğiz.

Atölye süresince yazmakla ilişkimiz: duyusal, düşünsel, duygusal, görsel farkındalık ile kelimelerimiz buluşacak.

ys-yazi-kampi

Ben Yasemin Sungur; kırk yıldır “gelişim” başlığı altında kurumsal ve bireysel tarafta eğitim çalışmaları yapıyorum. Edebiyat, kitaplar ve yazı hayatımın merkezinde… 10 yıldır Kitap ile Sohbet adıyla bir etkinlik yönetiyorum. Yazar ile Sohbet, Şiir ile Sohbet yapıyorum. Hayat ile Sohbet başlığı ile derin bir sohbet programım var. Harekete Geç! isimli aktif bir online gelişim projesi yönetiyorum. 7 yıldır çok yazarlı online bir dergi yayınlıyorum. 3 yıldır Yazı Kampı yapıyorum. Kariyerim Gelecek mi? isimli bir kitabım var. Yenisi yolda…

Hayatımız; çevremizde başlayan, süren, olup biten, duygularımız, dert edip mesele çıkardıklarımız, deneyimlerimiz hem anlatılsın masal olsun, hem yazılsın bizim hikayemiz, denememiz olsun. Okuyalım, ilham alalım, daha iyi nasıl yazarız, yazmak bize hangi yeni yolları açar farkına varalım. Yazmak iyileştirir derler, neden acaba? Keşfedelim…

Siz neden yazmak istiyorsunuz?

Hayatı edebiyatla buluşturmak, yaratıcı bir okur olmak, yazılarınızla iz bırakmak, hikaye yazmak.

Hayatım roman olur mu diyorsunuz yoksa?

Ya da ben de bir blog tutsam diyorsunuz.

Ya da başka?

Gelin bu atölyede bırakalım kendimizi kelimelere…

Konuk Yazarlar

  • Latife Tekin
  • Mine Söğüt
  • Hakan Akdoğan

Ve belki başka konuklarımız da olur… Sürprizlere açık mısınız?

eylu%cc%88l-2017-yaz-i-kampi

Hangi KİTAPlar ile SOHBET edeceğiz?

  • Sevgili Arsız Ölüm -Latife Tekin, İletişim Yayıncılık
  • Deli Kadın Hikayeleri -Mine Söğüt, Yapı Kredi Yayınları
  • Büyü Dükkanı -Yeşim Türköz, Epsilon
  • Kürk Mantolu Madonna -Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları
  • Nü Peride -Hakan Akdoğan
  • Seçme Şiirler -Emily Dickinson, T.İş Bankası

Kitaplarınızı şimdiden alın, yayınevi seçimine dikkat edin, hemen okumaya başlayın, sizi etkileyen satırların altını çizin, birlikte paylaşalım, konuşalım.

FİLM ile SOHBET de yapacağız.

Şimdilik seçtiğim filmler sürpriz olsun. Her akşam ay ışığında bir film seyredeceğiz ve çevresinde sohbet edeceğiz.

Katılım için

Bu çalışmada yer almak isterseniz, neden katılmak istediğinizi anlatan bir e-mail yazmanızı rica ediyoruz. Dilediğiniz kadar sözcükle kendinizi ifade edin ve şu adrese gönderin lütfen: ben@yaseminsungur.com

Sorularınız için lütfen arayın. Telefon 0216 449 65 94 – 0532 275 79 46 

Katılım İçin Son Kayıt Tarihi: 11 Eylül 2017’dir.

Konaklama Gümüşlük Akademisi Vakfı’nda, Gümüşlük Akademisi hakkında bilgi için  http://www.gumuslukakademisi.org/

Yasemin Sungur hakkında bilgi için http://www.yaseminsungur.com/

http://www.martidergisi.com/ 

Sevgiyle gelin, hissedin…

Yasemin Sungur

Eğitmen, Yazar,

Sohbetçi, Hayat Öğrencisi, Harekete Geçiren, 

 

Zihniniz İçin Bir Molaya Ne Dersiniz?

Bu toprak nemli mi? Mindersiz çimlere otursam ne olur?  Bu hamağa yatınca niye dengemi kuramadım? Düşecekmişim izlenimi yaratıyor ve tetikteyim. Ağaçlardan damlayan şey reçine mi? Bu kuşlar niye bu kadar alçaktan uçuyor?

Of çevreyle ilgilenmeyi bırak. Zihnini toparla, kendine oturacak uygun bir yer bul ve gözlerini yum. Kendini dinle, içinde durmadan konuşanı değil!

Toprağın bahar kokusu burnumda, hamakta sallanmayı bıraktım ama yine de zihnim sallantıda. Gün doğalı yeni bir gün olalı şunun şurasında 3 saat olmuş. Ben bungalov evin arka bahçesinde hamağın yanında dağılan zihnimi toplamaya çalışıyorum.  Sahi biz buraya niye gelmiştik?

Vazgeçtim arka bahçeden, önde verandadaki bankın üstü kitap dolu seç birini diyor içimdeki ses.  Kitapları karıştırırken, en az benim kadar kafası karışık odaklanamayan biri daha yanıma geliyor.  Farkındayım son 3 dakikadır birbirinden apayrı şeyler konuşuyoruz. Ve kalmamız gereken noktada kalamıyoruz. 

Kitapların arasında duran mini mavi kutu gözüme ilişiyor.

Hemen kapağı açıp ablama, Zihnime Mola kartlarını uzatarak “Çek bir kart” diyorum. Bir anda konu değişiyor.

“Bu düşüncen ne renk?” hadi bakalım zihnindeki her şeyi unut bunu cevapla!  Ya da bırak o soru havada asılı kalsın.

İkimizde birbirimize bakakaldık. Anlık da olsa kafamın içindeki karmaşa susmuştu. Hiç düşüncemin rengini düşünmemiştim.

Benim bir gezi yazısı yazmam gerekiyordu. Ablamın ise tezini yazması. İkimizde günlük karmaşadan düşüncelerimizi sıyırıp odaklanamıyorduk.

Ben de bir kart çektim. “Duygunu düzelt” diyordu.

Hayat zaten karmaşık, basitleştirelim diyorum. Bunu uzun zamandır kendime söylüyorum. Bu kararı verdikten sonra karşıma çıkan ip uçları mı desem, tesadüf karşılaşmalar mı desem bilemiyorum, o kadar çok yol gösteren oldu ki.

Sevgili Arzu sayesinde tanıştığım Zihnime Mola kartları bunlardan en önemlisi benim için.

Evet bu kartları sevmiştim. Hatta bir keresinde boş kart çıkınca önce bunun baskı hatası olduğunu düşünmüştüm. Ama sonra Arzu Savaş ile Zihnime Mola hakkında mini bir söyleşi yaptık.  Meğer ne sürprizli kartlarmış.

Yoksa siz hâlâ bir kart çekmediniz mi?

zihniniz-icin-bir-molaya-ne-dersiniz

Okumaya devam et

Facebook’ta Neler Oluyor? Ne Yapmalı?

Facebook‘ta akışı kısa bir süre izleyince ülkemin haberlerinden ve genel görünümünden kısa bir kesit izlemiş gibi oluyorum. En çok dikkatimi çeken, burada da pek çok kişi diğerlerine ayar vermeye çalışıyor, sorguluyor, yargılıyor ve ne yapıp yapamayacağı ile ilgili emirler yağdırıyor. Şaşırıyor muyum? Hayır! Bir süredir şaşırmıyorum ve bu hiç iyi bir şey değil! Lütfen beni şaşırtın, şaşırmak gençleştirirmiş:)

facebook-insan

Herkes kendi sayfasının sahibi, herkesin kendi sayfası evi gibi yani. Nasıl döşerse döşer evini, size ne, kime ne? Gitmeyin evine ziyarete. Görmeyi seçmeyin. Siz başkalarına karıştıkça, onlara da size karışma hakkı veriyorsunuz.

Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görürmüş. Lütfen bir kendinize gelin, elinizde ne var bir fark edin.

Siz kendi sayfanızı istediğiniz gibi kullanın. Rengarenk yapın mesela. Çiçek dikin. Açın tüm pencereleri, ya da perdeleri kapalı içerde oturun. Yani siz sahibi olun, seçim sizin olsun sayfanızda ne paylaşacağınızla ilgili. Aynen yaşamda olduğu gibi. Buluştuk varsayın kısa bir süre sizin sayfanızda, nasıl bir ortam var benim için, ne ikram ediyorsunuz, ne paylaşıyoruz?  Burada bulunma nedeninizi seçin ve ona hizmet edin. Kimlerle görüşmekten keyif aldığınızı seçin, kimlerden öğrendiğinizi, kimlerle eğlendiğinizi. Süre belirleyin, aynen bir işi planlar gibi, bir arkadaşı ziyarete gider gibi. Boşa almayın vitesi, ne yöne gideceğinizi, hangi hızla gedeceğinizi siz belirleyin.

Hatılayın “Rotası olmayan bir gemiye hiç bir rüzgar yardım edemez.”

20524303_1109895289145033_2074525803_oBen öğrencisi olduğum hayatımı paylaşıyorum mesela. Çalışıyorum, okuyorum, geziyorum ve hepsinden tecrübelerimi paylaşıyorum. İyiyi düşünüp, güzele odaklandım, inanıyorum ki hepimiz böyle yaparsak daha güzel bir hayat kurgularız. Bazen üzüldüğüm konulara, bazen de beni coşturan konulara yer veriyorum. Amaçsız dolaşanlar uğramıyor genelde benim sayfama. Kaba, saba insanlar ise asla oturacak bir yer bulamıyor. Çiçek gibi tutmaya çalışıyorum sayfamı, her gelen alacak bir şey bulsun isterim. İşim gereği değer yaratmayı seçtim.

Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Var mı başka bir arzunuz?

Yasemin Sungur
#KarışmayınKarıştırmayın

#KendiİşinizeBakın #SuAkarYolunuBulur#NeEkersenOnuBiçersin 

Bu arada yine #HareketeGeçtim #YaseminEğleniyor

Buluşmalar, Sohbetler ve Niyetler

Dün çok sevdiğim bir arkadaşımla buluştum. Her buluşmamızda sohbetimiz pek keyifli olur ve farklı konularda konuşur, besleriz birbirimizi. Sohbetimizin bir yerinde bir şeyin olması ya da olmaması için zorlanmak ve kendimizi zorlamaktan bahsettik. O anda üzerinde anlaştığımız konu; zorlamak veya zorlanmak bizi istediğimiz yola sokmaz, farkında olduğumuz anda yapmalıyız, yapmaya devam etmeliyiz deyip şimdiki zamanın gücünü ifade ettik. 

Sonrasında akşam aşağıdaki bu yazı aklıma geldi, ilham vermesi dileğimle sevgiyle paylaşıyorum…

kendini-anlamak-marti

Erdemli kişinin “pişmanlıklarımdan kurtulayım” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi erdem geliştirmeye başladığında pişmanlıklar kendiliğinden yok olur.

Pişmanlıklarından kurtulmuş bir kişinin “halimden memnun olayım” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi pişmanlıklardan kurtulduğunda halinden memnuniyet kendiliğinden doğar.

Halinden memnun olan insanın, “neşeli olayım” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi halinden memnun olduğunda neşe kendiliğinden doğar.

Neşeli olan bir insanın “bedenim huzurlu ve rahat olsun” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi neşeli olduğunda huzur ve rahatlık kendiliğinden doğar.

Huzurlu ve rahat olan insanın “içsel mutluluğa ulaşayım” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi huzurlu ve rahat olduğunda içsel mutluluk kendiliğinden doğar.

Mutlu olan kişinin “samadhi’ye (derin bilinç hali) gireyim” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi içsel mutluluğa ulaştığında samadhi kendiliğinden doğar.

Samadhi’ye giren kişinin “olguları gerçekte oldukları haliyle göreyim (bilgeliğe ulaşayım)” diye niyet etmesine gerek yoktur. Kişi samadhi’ye girdiğinde olguları kendiliğinden gerçekte oldukları haliyle görür.

Budha 

Alıntıyı Cem Şen‘in facebookta yaptığı bir paylaşımından aldım. 

 

Dokunmak veya Dokunmamak

Yaz diyor Yasemin* Hanım Mülteciler Günü** için yaptığın konuşmayı…

İnanılmaz bir kadın, konu başlıklarını, gönlümün kaydığı noktaları nasıl da bir çırpıda görüveriyor.

20 Haziran’da davetliydim, kalabalık bir mülteci grubuna konuşma yapacağım, maksat mültecileri yasal yollardan iş dünyasına kazandırmak, yani “sosyal entegrasyon.”

Ne söyleyeyim? Kafam karışık, salona vardığımda hazırlamış olduğum bilgi gözüme hayli itici görünmeye başlıyor. Tam o noktada, sahneye çıkmaya dakikalar kalmışken yüreğimin sesini dinlemeye karar veriyorum. Hazırlamış olduğum sunumu bir kenara bırakıyorum ve spontane konuşmaya başlıyorum. Öyle ya bilgi her yerde var, ya o bilgilerin bize hissettirdikleri?

Dünyada mülteci sayısının 60 milyon civarında olduğu düşünülmekte (resmi rakamlara göre). Bence gerçekte çok daha fazla; içlerine girince anlıyorsunuz, çok farklı bir dünya, kaydı olmayan-kaydı silinen-hiçbir yerde görünmeyen hayli kişi mevcut. Mülteci ülkesini zorla terk eden veya istenmeyen koşullar (savaş, her türlü baskı…) neticesinde terk etmek zorunda kalan kişiyken; göçmen eğitim, daha iyi haklar için gönüllü olarak başka yere yerleşen kişiye deniyor. Türkiye’de mülteci sayının son yıllarda 4 milyonu aştığı sanılmakta.

Söylediklerim

“İtiraf edeyim, sizler benim için öncelikle sayıdan ibarettiniz, her gün gazetede okuduğum veya haberlerde hüzünlenerek izlediğim. Dünyada filler kapışırken çimler ezilirmiş sözünü hatırlatan. Ne zaman sınıfıma gelmeye başladınız, yüz yüze  geldik, sizleri tanıdım, sayıdan öte ete kemiğe büründünüz, hepinizin hikayesi vardı. Karısını bombardımanda kaybedeni de, günlerce yürüyerek sınırı aşmaya çalışanı da, kurşunların kimden geldiği bilinmeyen silah çatışmaları arasında ailesini ziyarete etmeye gitmeye çalışanı da sınıfımda tam karşımdaydı. Onca travmatik öyküye rağmen güçlü duruşunuzla bana ilham oldunuz. Bazen ben mi size öğretiyorum, siz mi bana öğretiyorsunuz bilemiyorum. Kısa sürede inanılmaz şeyler kattınız hayatıma.

seyda-bodur

Biliyorum, beni şanslı kesimden görüyorsunuz, sizleri anlamayacağımı düşünüyorsunuz. Oysa bir insanın acısını anlamak sadece onun gözlerine kalp gözünüzle bakmak yeterli, aynı veya benzer acıdan geçmek şart değil.

Mülteci olmadım, ancak bilirim işsizlik nasıl hissettirir, ‘işe yaramaz’. Herkesin yapacak birşeyi varken hiçbir şey yapmıyor olmak…Yıllarca kapımda, işten dönüşü saatlerinde diğer servis araçları durduğunda, onlardan inen biri olmamanın verdiği suçluluk duygusunu yaşadım.

Bilirim yabancı bir ülkede işsiz olmak ne hissettirir, ‘köksüz’. Herkesin gidecek bir kapısı, ait olduğu bir yeri varken, öylesine unutulmak, sokaklarda boş boş dolanmak, ne yapacağını bilememek. Bu eylemlere sürekli eşlik eden kasvetli bir can sıkıntısı da cabası.

Maalesef ne ülkemde, ne de yâd ellerde bana uzanan yardım eli oldu. Umarım sizler daha şanslı olursunuz veya karşınıza çıkan fırsatları iyi değerlendirirsiniz.

Biliyorum güveniniz kırıldı, biliyorum çokça hırpalandınız, yine de sizlere bizler gibi dostça kapısını açan bir yer varsa es geçmeyin derim. Hayat ertelenmeyecek kadar güzel, her daim ve her zaman yeniden kaldığınız yerden başlayabilirsiniz. Nerden mi biliyorum? Kendimden. Unutmayın işsizliğin önündeki en büyük engel ne bambaşka bir ülkede gözlerini açmak ne de yabancı dil… Çaresizlik duygusu. Vazgeçmek, sadece kendinden ve geleceğinden ümidi kesmek. Yaranıza merhemi sürecek olan sizlersiniz, bense sadece merhemi veya ilacı uzatan olabilirim.”

foto-seyda

Söyleyemediklerim

Çok özel ve güzel insanlar tanıdım. Bir panelde “Bizler dilenci değiliz, iş istiyoruz” diyen ve böylelikle ülkemizin hatrı sayılır patronlarından birinin ilgisini çekip bizzat ayağına tanışmaya gelenini bildim. Ne mi oldu? Şu an o holdingden iş teklifini aldı bile.

Öyle anlar yaşadık ki beraber… Günü geldi onların yaşam koçu, günü geldi sırdaşı oldum. İlk kız arkadaşını çekinerek bana danışanı, yurdunda arayacak kimsesi kalmadığından evlenme haberini ilk bana muştulayanı… Aziz Nesin okuyanı ile beraber İngilizce espriler eşliğinde karnımızı tuta tuta güldük. Bazen coştuk, birinin diplomasını kutladık. Cibran şiirleri okuduk, duygulanıp ağlaştık. Kendi arkadaşlarım bilmedi ve görmedi, “Sende çocuk kalbi ve yüzü var” dediler. Bazen birikmiş tüm öfkelerini bana kustular, kişisel almadım, ısrarla aynayı onlara tuttum. Kimi satır arasında ‘özür’ diledi, kimi herkesin ortasında. Beklemiyordum da. Tek dileğim onlara bir nebze olsun dokunabilmekti; kalpten kalbe bir temas…

Ya işte böyle…

Şeyda Bodur 

* Baş Martı diyor kendisine, öyledir elbette. Martı dergisinin fikir annesi, kurucusu Yasemin Sungur
** 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü

 

Hayatı İyi Yaşamak için Dört Anlaşma

Hayatı daha iyi, güzel yaşamak için bu 4 maddeyi hayatımıza geçirelim. Kendimizle 4 anlaşma yapalım. 

1- Söz büyüdür.
2- Hiçbir şeyi kişisel alma.
3- Varsayımda bulunma.
4- Yapabildiğinin en iyisini yap.

do%cc%88rt-anlas%cc%a7ma

Kitabımızın adı “Dört Anlaşma, Toltek Bilgelik Kitabı “ Don Miguel Ruiz. 

Kitabı Türkçeye pek çok kitabını çok şey öğrenerek okuduğum hocam, yazar Nil Gün çevirmiş. Sunuş kısmında Toltek Bilgeliği’ni şöyle tarif etmiş.

“Toltek Bilgeliği, yalnızca efsanelerde ve hikayelerde varolan ölü bir gelenek değil, bugün hala bir kısım Meksika Kızılderilileri tarafından uygulanan canlı bir öğretidir. Toltek bir din değildir. Bir felsefe değildir. Bir ideoloji değildir. Toltekler bir yaşam sanatının uygulayıcısıdır.”

Yazar Don Miguel Ruiz ise bir naguel (kişinin kendi bireysel özgürlüğüne ulaşmasında rehberlik eden öğretici) olarak yaşamını Toltek bilgisini öğretmeye ve paylaşmaya adamış.

Çalışmalarımda kullandığım kaynak kitaplardan biridir.  Dört Anlaşma.

Dönüp dönüp göz attığım bir kitap. Okuduğum demiyorum, çünkü hayatımda yerini aldı ve zaman zaman elime alıp göz atmak hoşuma gidiyor. Don Miguel Ruiz’in çok satan, umarım çok okunan ve kazanılan öğretisini anlattığı kitabı. Toltek bilgelik kitabı. 

Ayşe Arman‘a röportaj veriyor ve kendini, kitabını şöyle anlatıyor yazar. 

İnsanlara bunları anlatmaya ne zaman karar verdiniz?
-Benim büyük babam Meksika’da saygı duyulan bir şaman, annem de bir şifacı. Ben bu öğretilerin içine doğdum. Ama tıp eğitimi aldım ve uzun seneler cerrahlık yaptım. Fakat bir an geldi, özüme döndüm ve bu öğretileri başka insanlarla paylaşmaya başladım.
Ağzından çıkana dikkat et!

“Dört anlaşma”nın ilki, “Söz, büyüdür”.
-Evet. Çünkü ağzımızdan çıkan laflar önemlidir. Uçup gitmiyor onlar, havada asılı kalıyor. Anlamı, ağırlığı, karşılığı, yaptırımı var. Yani ağzımızdan çıkana dikkat etmemiz gerekiyor. Siz, çocuğunuza, “Sesin karga gibi, çok çirkin!” dediğinizde ya da “Sen aptalsın!” dediğinizde aslında bir tür büyü yapmış oluyorsunuz; o büyü, o çocuğun üzerinde kalıyor. Eğer hayatı boyunca o büyüyü bozabilirse ne âlâ, yoksa bir ömür, sesinin karga gibi olduğunu düşünüyor, şarkı söyleyemiyor ya da aptal olduğunu düşünüp ezik kalıyor. Bizim de eksik, zayıf yanlarımız, aynı şekilde, birilerinin zamanında bize yaptığı “sözlü büyüler”. “Sen onu yapamazsın, bunu yapamazsın!” gibi.

Toltec’in ikinci anlaşması, “Hiçbir şeyi kişisel alma!” diyor. Yani biri bize kötü davrandığında, üzerimize alınmayacağız çünkü onun da kendisinin başka bir şeyden incindiği için böyle davrandığını düşüneceğiz ve ona cevap vermeyeceğiz… Sabır taşı mı olalım!
-O deyimi bilmiyorum ama anladım ne demek istediğinizi. Evet olun. Karşınızdakinin tepkisi aslında sizinle değil, kendisiyle ilgili. Kızgınsa da, kıskanıyorsa da, size ne söylerse söylesin, hepsi yalnızca kendisiyle ilgili. Ve o kendisine geri dönecek, sizinle alakası yok.

Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Bu kitabı okuyun, okumak yetmez çalışın ve uygulayın farkı göreceksiniz. Kitabı okurken aldığım notlardan küçük bir paylaşım yapayım. 

Birinci Anlaşma:   “Söz büyüdür.”

“Kullandığınız sözcükleri özenle seçin.” Kullandığınız sözcükler saf, arı, temiz, kusursuz, eksiksiz olmalıdır.

Bir gün sabahtan itibaren konuşmalarınızda ne kadar olumsuz sözcükler kullandığınıza bir dikkat edin. Fark ettiklerinizi not edin. Çocukluktan itibaren en yakınlarımızdan duyarak öğrendiğimiz ve fark etmeden kullandığımız sözcükler.

Don Miguel olumsuz sözcüklerin etkisi için şöyle diyor “Söz, sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. Söz, bir güçtür; kendinizi ifade etme ve iletişim kurma gücüdür. Sözle düşünürsünüz. Düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.”

Olumsuz sözlerle kim bilir nasıl tohumlar ekiyoruz zihnimize, zihinlerimize. Temiz, saf sözcüklerle ve yargılamadan, suçlamadan, dedikodu yapmadan konuşmayı seçelim, emek verelim bunun için. Zihnimizden geçen her olumsuz sözcük, öncelikle bizi zehirliyor. Geçtiği yerlerde iz bırakıyor. O zaman anlaşmayı kendimizle yapıyoruz ve kendimizle ilgili kullandığımız sözcükleri özenle seçiyor ve alışkanlığımızı yaratıyoruz.

İkinci Anlaşma: Hiçbir şeyi kişisel alma.

“Hiçbir şeyi kişisel algılamayın.” Benim en sevdiğim anlaşmam, zor olan, yaptıkça hayatı akışa çeviren. Yazar “Sizi inciten söylenenler değildir. Söylenenler yaralarınıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz.” Bu konuda düşünelim birlikte; çevremizde bizimle ilgili değerlendirmeler, eleştiriler geldiğinde dikkatle dinlemek ve kendi birikimlerimizle anlayarak etkileşmek. Yani hayatımızın merkezine, kendimizi yönetme halimize dış müdahale almamak. Anlamak ve fayda sağlayacak şekilde yararlanmak. Kendine güvenin diyor yani yazar bize.

Üçüncü Anlaşma: Varsayımda bulunma.

“Varsayımda Bulunmayın. Alışkanlıklarımız ve rutin davranışlarımız içinde varsayımlarda bulunduğumuzu fark etmeyiz bile” diyor Yazar. Herkesin bizim gibi düşündüğünü varsaymak. Her birimiz farklı bireyleriz, farklı şeylerden etkilenir, farklı şekilde tepki veririz. Bu nedenle hatalı düşünceye daldığımızı fark etmeyiz bile. Anlamak için iletişim kur.

Varsayma, Zannetme, Farz etme. Soru sor…

Dördüncü Anlaşma: “Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap”

“Yapabildiğinin en iyisini yap.” Yazar Miguel son anlaşma için; “Bu anlaşma, diğer üç anlaşmanın kalıcı alışkanlığa dönüşmesini sağlayan anlaşmadır. Dördüncü anlaşma ilk üçünün aksiyonudur. Her koşulda, daima en iyisini yapın, ne daha fazla ne daha az. Ama şunu daima hatırlamanızda yarar var: An, her an değiştiği için asla ‘en iyiniz’ olmayacaktır. Dört anlaşmayı yaşamınızda uyguladıkça ‘en iyiniz’ de gittikçe ‘en iyi’ hale gelecektir.” diyor.

“Her günün hakkını vererek yaşayın. Bugün yeni bir rüyanın başlangıcı olsun.” diyen yazar bana çok sevdiğim bir şiiri hatırlattı.

En İyisi

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,

Vadide bir çalı ol.

Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.

 

Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.

Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.

Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

 

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.

Dünyada hepimiz için bir şey var.

Yapılacak büyük işler, küçük işler var.

Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

 

Cadde olamazsan patika ol.

Güneş olamazsan yıldız ol.

Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.

Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.

Douglas MALLOCH

Yasemin Sungur 

#HayatÖğrencisi 

Kendi Oyunumuzun Kahramanı Olmak – Arketipler

Her insan, hayatını bir hikâye olarak yaşar. Tiyatroya, oyun olarak uyarlanmış bir hikâye gibi.

Doğumumuzla perde açılır. İçine doğduğumuz aile ve yetiştiğimiz çevre, sahnenin arka fonunu oluşturur. Bu arka fon, sahnelenen oyunun nasıl bir seyir göstereceği konusunda, bize az çok fikir verir. Yoksulluğun izlerini taşıyan bir fonda, sorumsuz bir şımarıklık beklemeyiz oyunculardan.

arketip

Okumaya devam et

Eylem Yoksa İstediğin Sonuç Yok! Harekete Geç!

Eylem Yoksa İstediğin Sonuç Yok! Harekete Geç! Online Gelişim Programı

 

harekete-gec%cc%a7-gelis%cc%a7im-projesi-duyurusu-2

2o yıl önce şirketimi kurduğumda şirketin mottosu Harekete Geç! Pek çok projede Daha İyi Bir Gelecek için Harekete Geçin! diyoruz. 3 yıl önce bu konuda yazmaya başladım, eğitim programı ve kitaba gidecek düşü ile yazıyorum. İlk yolculukta istediğim, planladığım sürede ilerleyemedim, yazamadım. İkinci yolculukta tam istediğim gibi giderken, fiziksel engeller oluştu/rdum. Yaşadığım her şeyi düşleyen ve gözleyen ben, göremediğim, anlamadığım şeyler olduğunu fark ettim. Bu konuyu ayrıca anlatacağım. 

Durdum, gözledim, anladım, yaptım. Farkındayım.

Kitabı yazmaya devam ediyorum. Gelişim, eğitim çalışmalarımızda kullanıyoruz. Çok iyi sonuçlar aldık, almaya devam ediyoruz.

harekete-gec%cc%a7-gelis%cc%a7im-projesi-duyurusu-2-2

Çok sevdiğim #benimkitabım dediğim bir kitap var. Martı Jonathan Livingston. Çok etkilendim. Bugün yaptığım pek çok çalışmamın ilham kaynağıdır. Kariyerim Gelecek mi kitabımı yazarken de yararlandım.

“Bir kanat ucunuzdan diğerine kadar tüm bedeniniz, düşündüklerinizden başka bir şey değil. Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun, bedenlerinizin zincirlerini kırın. İstediğimiz yere gitmekte, istediğimiz yerde bulunmakta özgürüz.”

Eylem Yoksa, Sonuç Yok! Harekete Geçin! 

Yıllardır kurumsal ve bireysel yaptığım çalışmayı grup çalışması ile teknolojiyi, sosyal medyayı kullanarak çoğaltmak isteğimle Online Gelişim Programı’na başladık 1 Temmuz’da. Kitap çıkmadan önce bir ekip ile çalışarak yazım sürecinde aktif örnekler yaşamak/yaşatmak fikri beni çok heyecanlandırdı. Kitaba özel örnekler olsun, özellikle bu yolculukta yol arkadaşlarım ile uygulamalar yaparak yazmak, #HareketeGeç grup çalışmasını yürekli bir ekiple yapmak isteğiyle başladık. İstedim ki yol arkadaşlarım da kendi hikayelerini yazıp, yaşasınlar. İstedim ki her gün çok vakit geçirdiğimiz sosyal medya üzerinde bir sınıfımız olsun ve bu mecrayı iyiyi düşünmek, güzeli düşlemek ve düşlerimizi gerçekleştirmek için kullanalım.

harekete-gec%cc%a7-gelis%cc%a7im-projesi-duyurusu-2-3

Genel olarak çalışmamız şu şekilde oluyor:

Her ayın birinde başlayacak.

Her gün Günde 7 dakika, 7 gün,

Hiç ara vermeden 3 hafta, 21 gün,

Her gün saat 7’de sınıfta 21 dakika online buluşma.

21 gün, her gün birlikte çalıştıktan sonra, 4 hafta, yani 28 gün daha devam ediyoruz haftada bir kez online çalışma ve günlük akış ile. Çalışmamızın toplam süresi 7 hafta sonra sürprizlerim var.

Sorularınız varsa lütfen yazın, zihninizde biriktirmeyin konuları. Hatırlatırım sorular cevaplardır.

Şimdi bu çalışmaya katılmak isterseniz, katılma nedeninizi, duygularınızı da ekleyerek, hayatınızda hangi konularda harekete geçmek istediğinizi detaylı anlatarak bana yazın.

Sevgiyle,

Yasemin Sungur ben@yaseminsungur.com

#HayatÖğrencisi

 

Psikolog Yazar Mustafa Topkara ile Bağımlı İlişkiler Üzerine – II

Psikolog -Yazar Mustafa Topkara ile bağımlı ilişkiler üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin 2. bölümü…

 Röportajın ilk bölümü için tıklayınız

Yarım Kalmış İlişkiler Bağımlılığı Tetikler Mi?

Psikodrama ve aile dizilim çalışmaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Geçmiş yaşamlara gitmek ve oradaki sorunları bulup şifalandırmaya çalışmak gerçekten mümkün mü ve de çözüm mü? Siz nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Ben terapistim. Nasıl çalıştığımı anlatmak uzun konu, oraya girmeyeyim… Bahsettiğiniz çalışmalar kişilerin yaşadıkları ilişkilerdeki zorlanmalarını anlamalarında onlara katkı sunar, algılarını genişletir, ancak bu çalışmaların bağımlılık sorunlarını çözümlediğini düşünmüyorum. Bu çalışmalar daha çok kişilerin bugünkü sorunlarının geçmişte nereden kaynaklandığını anlamalarına katkıda bulunuyor. Ancak ilk dönem travmalarını hatırlamak bugünkü sorunu değiştirmez, bugünkü davranışınızı değiştirmez, bu uzun bir çalışmayla mümkündür. Sorunu anlamak başka bir şey, çözüm başka bir süreçtir. Hayat dünde değil bugündedir. Sorununuz da dün başlamış olsa da çözümü bugünün değişmesindedir.

psikolog-yazar-mustafa-topkara-ile-bagimli-iliskiler-uzerine-ii

Okumaya devam et