Basit ve Sade Yaşa – 2

0
91

“Basit ve Sade Yaşa” dizisinin ilk bölümü için tıklayınız.

Alışveriş ve Tüketimde Sadeleşme

Sadeleşmek kolay bir süreç değildir, birdenbire olmaz. Yani, bir şeylerinizi attığınız veya verdiğiniz zaman minimalist olmazsınız. Attıktan sonra pişman da olmamanız, ayrıca atılan eski kazağın yerini dolapta yer açıldı diye doldurmamanız da lazım.

Bu yüzden neyi ne kadar tüketeceğimizi bilmek, “gerçekten ihtiyacım var mı” sorusunu sormak kadar önemli. Satın almak ya da almamak…  İşte tüm mesele bu.

Evdeki giyilmemiş kıyafetleri, kullanılmayan veya çok eskimiş eşyaları, dolap bekleyen aksesuarları elden çıkarmak kolay olduğu kadar zevklidir. Asıl duygusal bağımızın olduğu objelerle vedalaşırken zorlanırız. Dolapları azaltma işi baştan size zor geliyorsa, “daha az satın alarak” da sadeleşmeye başlayabilirsiniz.

Önce satın almak ve alışverişle ilgili olarak şu noktaları gözden geçirmekte fayda var:

Nelere ihtiyacınız var?

Klişe gibi gelebilir belki ama alışverişe çıkmadan önce lazım olanlar ile ilgili liste yapmak gerçekten işe yarıyor. Sonrasında o listeden de eledikleriniz oluyor. Böylece gerçekten ihtiyacınız olan ürünleri almış, sadece o malzeme için markete girmiş oluyorsunuz.

Bunun yanında market alışverişlerini online olarak yapmak da bir alternatif. Listenizi oluşturduysanız, hemen online sipariş verip alışverişinizi tamamlamış oluyor, böylece gerçekte sizin aklınızı çelen, cezbeden reyonlardan da uzak kalıyorsunuz.

İhtiyaçları belirlerken öncelikleri gözden geçirin. Alternatifleri belirleyin.

Gardırobunuzda henüz sadeleşemediyseniz ve yeni kıyafetlere ihtiyaç duyuyorsanız, esas olarak neye ihtiyacınız var, bunu belirleyin. Örneğin kışlık kabana gerek duyuyorsunuz. Elinizdeki size yetmiyor mu, ince mi geliyor, çok mu eskidi, rengini mi sevmiyorsunuz… Bunları düşünün, sizi idare edecek gibiyse, yeni masraf yapmayınJ Gerçekten ihtiyacınız varsa, kaliteli, iyi bir ürün alın ki, tekrar alışveriş yapmak zorunda kalmayın ve de paranızdan olmayın.

Giysilerde “zamansız” parçaları seçmeye özen gösterin.

Her zaman giyebileceğiniz, rahat, pratik, kaliteli ve şık kıyafetlerden hangilerine ihtiyaç duyuyorsanız buna göre bir liste oluşturun. Siyah pantolon, iş için vazgeçilmez ise, mavi bir jean da günlük yaşamın temel kıyafetlerinden biridir. Yani modaları geçmez, her daim eskiyene kadar giyersiniz. Sırf moda oldu diye şalvar kot pantolonları almanıza gerek yok.

İndirim çılgınlığında akıllı hareket edin.

Farkında mısınız, sürekli bir indirim var hem mağazalarda hem internette. Biri biterken, diğeri başlıyor. Artık eskisi gibi sezon sonu indirimini beklemiyorsunuz beğendiğiniz ayakkabıyı almak için. Online alışverişte o ayakkabı indirimdeyse hop alıyorsunuz hemen. Ya da belli günlerde indirim yağmuruna tutuluyorsunuz. Yılbaşı dönemi, sevgililer günü, anneler günü indirimi, kadınlar günü indirimi gibi… Birinden kaçarken diğerine yakalanıyorsunuz ve mağaza içlerinden, reyonlardan, ekranlardan size sesleniyorlar… “Beni al, beni al bana ne, onu alma, beni al…”

Çok ihtiyacınız olan gömlek için indirim yapılan günü tercih edebilirsiniz. Ama indirimde diye ihtiyacınız yokken beş gömlekle birden eve gelmek niye?

Burada alma dürtüsü ile ihtiyaç dürtüsünü birbirinden ayırt etmek gerekiyor.

Evet, aldınız aynısının siyahından evinizde olan ayakkabıdan bir çift daha. Mağazadaki kasiyer, onun yanında çanta da alırsanız, yüzde 35 indirim uygulanacağını söyledi, buna da kandınız. Tam ödeme yapacakken, kasada duran minik şirin kutulara ilişti gözünüz, eliniz gitti. … “Aaa bu gözlüklerin mavi aynalısı da çıkmış” dediniz, onu da aldınız… Derken torbalarla çıktınız mağazadan. İçinizde “Oh hepsini aldım, hepsi benim” mutluluğu mu var, yoksa eve geldiğinizde “Ya ben n’aptım?” yorgunluğu mu? Ay sonu kredi kartı ekstrenizi gördüğünüzde “Hay aklıma…”  mi?

İşte ihtiyaçları belirleyin demekten kasıt bu. İhtiyaçlarınızın neler olduğunu biliyorsanız sıkı sıkı sarılın listenize. Ondan şaşmayın.

İçimizdeki doymayan çocuğa dur deyin.

Alışveriş, kısa vadede tatmini sağlayabilir ve genellikle de duygusal açıdan yaşanan bir zorluğa “çözüm” olur. Ancak bu çözüm sanılan şey kısa sürer. Sonrasında başka bir duygusal / psikolojik bir durum yaşandığında, yeniden alışverişe sarılmak aynı hazzı vermeyebilir. Minimalizm dediğimiz sadeleşme, aslında egomuza dur demektir, kendi kültürümüzde nefsimizi terbiye etmenin en yalın halidir.

İçimizdeki doymayan çocuğu nasıl durduracağız peki? Nefis terbiyesi ile. Gerekirse alışveriş orucu tutacağız. Çünkü inanın bana, bu çılgınlığın sonu yok.

Örneğin buzdolabınız doluysa, hipermarketten aylık alışveriş yapmanın anlamı yok. Bizde şöyle yerleşmiş bir kültür var. “Bir gün lazım olur… Alalım bir kenarda dursun.”

Büyüklerimiz çok zor yıllar geçirmişler, savaş görmüşler, göç etmişler. Ciddi anlamda yokluğu, kıtlığı, açlığı yaşamışlar. Bu yüzden anneannelerimiz, dedelerimiz bazı şeyleri atmaya kıyamazlar. İleride lazım olacağı düşüncesiyle hareket ederler. Çünkü yenisini almaya garantilerinin bir gün olmayacağı endişesini de taşırlar. Bu anlayışı değiştirmek zor elbette ama ‘bir gün lazım olur’ diyerek, evleri istif haline getirmenin de gereği yok. İşte ikisi arasındaki bu ince çizgiyi ayırt etmek gerek.

Aslında eski yıllara dönecek olursak, minimalizm ve sadelik adına kendimize çok güzel pay çıkarmak mümkün. Büyüklerimiz, ihtiyaca göre alışverişe çıkar, pazara gider, pazarlık eder, öyle alırlardı. 70’li yıllar öncesinde plastik, Türkiye’de yaygın değildi; kese kâğıdı ve file torbalar kullanılırdı. Evlerde büyük buzdolapları da olmadığı için, yetecek kadar ve az alınır, alınan da illa ki komşuyla paylaşılırdı. Hazır konfeksiyon olmadığı için de yılda birkaç kez elbise diktirilir, bunlar eskiyene dek giyilirdi. Ne sade, ne iç ferahlatan bir yaşam biçimimiz varmış bizim meğer…

Elbette ki teknoloji ilerledi, birçok yenilik hayatımıza girdi, birçok kolaylıktan da yararlanır olduk. Amacım burada, eskiye döndürmek değil yaşantımızı. Sadece o yıllardaki zorunlu sadeliğin, günümüzdeki gönüllü sadelik halini almasına dikkat çekmek. Yapılan yerinde ve doğru davranışlara, uygulamalara, hayatlarımızda bazı çözümlere yer vermek. Örneğin alışverişe çıkarken elimize sağlam bez bir çanta alabiliriz hem çok şey alır içine, hem de naylon poşet alarak, doğaya zarar vermiş olmayız.

Kendi yapabileceğiniz şeyleri satın almayın

Artık her şeyin hazırı var marketlerde. Raflarda renk renk, kavanoz kavanoz görünce nasıl da hoşumuza gidiyor, kolayımıza geliyor değil mi onları almak? Ambalajlanmış kemik suyundan, hazır pişirilmiş kuru-pilava, envayi çeşit turşulardan renk renk reçellere her şey mevcut. Ama bunların hepsini olmasa bile, birçoğunu yapabiliriz evlerimizde. Vakti geldiğinde (Yazın sonlarına doğru mesela) turşuluk malzeme alarak bütün bir yıl yetecek turşuyu kendimiz yapabiliriz. Hem ilk elden üretmiş hem de kendi damak zevkimize göre, istediğimiz ürünlerle hazırlamış oluruz.  Öbür yandan ciddi para tasarrufu sağlarız.  Küçük bir konserveye dünyanın parasını vermektense, yazdan kışlıkları, kıştan yazlıkları konserve yapabilmek elimizde. Yoğurt yapmayı saymıyorum bile.

İkinci eli deneyin

Sadeleşirken kullanmadığımız, iyi durumda olan ürünleri, başkalarının işine yaraması için, internet üzerinden ikinci el alıp satan sitelere verebileceğimiz gibi, hayır kurumlarına, çeşitli derneklere, bu amaçla kurulmuş belediyenin çeşitli kuruluşlarına verebiliriz. Aynı şekilde buralardan alabiliriz de. Eğer gerçekten iyi durumdaysa (yeniyse, satıcı güvenilir ise ve de ihtiyacınız varsa) benzer platformlar üzerinden alışveriş yapmak, gerçekten ekstra alışveriş masrafından sizi kurtaracaktır.

Çok mutluyken ve çok mutsuzken alışveriş yapmayın

Duygu durumumuz oldukça değişkendir. Çok mutluyken havalara uçup, bir yerlere gidip illa bir şeyler almak isteyebiliriz. Ancak sevdiklerimize küçük armağanlar satın almanın haricinde işin dozunu kaçırıp, hiç aklımızda olmayan onlarca şeyi alıp çok masraf da yapabiliriz. Aynı durum gergin, mutsuz olduğumuz zamanlar için de geçerli. Çünkü böyle dönemler alışveriş için risklidir. Kısa süreli mutluluk sağlıyor gibi gözükse de bir de bakmışsınız, etrafınız hiç kullanmadığınız eşyalarla dolmuş…

Kredi kartınızın ya limitini düşürün ya da evde bırakın

Alışverişe çıkacağınızda yanınıza bir miktar para alarak, kredi kartınızı evde bırakmak da çılgınca tüketmenin önüne geçebilmek için bir yöntem.  Çünkü bu kartlarla, ‘sahibi olmadığımız’ parayı harcıyor ve zamanla içinden çıkılmaz bir borç batağına girebiliyoruz. Zaten elimizde de (yukarda bahsedilen) alışveriş listemiz olduğuna göre, ona yetecek kadar parayla alışverişe çıkmak yeterli değil mi sizce de?

Şu çılgınca devam eden tüketim temposuna dur demek, gereksiz masrafların önünü kesmek, durup düşünmek; nefes aldığımızın fark etmemizi sağlayacak. Eğer akıllıysak gereksiz alışverişin bizi ele geçirmesine izin vermemeliyiz. Tüket-tüket bombardımanına esir olmayı reddetmeli ve biraz durup düşünmeye vakit ayırmalıyız.

Göreceksiniz, yavaş yavaş her şey daha kolay olacak hepimiz için…

Çünkü satın aldığımız kıyafetler, kozmetikler, teknolojik ürünler, cep telefonları bizi biz yapmıyor.

Seni sen yapıyor mu?

Bu yazı dizisine devam edilecektir.**

  • Ofiste Sadeleşme
  • Sosyal Medyada Sadeleşme
  • Beslenme Alışkanlıklarında Sadeleşme
  • İlişkilerde Sadeleşme

Yazılara Abone Olmak İsterseniz

E-Posta Adresinizi Yazın:




Lütfen yazıyı paylaşın | Bilgi paylaştıkça çoğalır, paylaşmak değer katar...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here